| Tür: | Roman |
| Yazar: | Ahmet Altan |
| Yayınlanma Zamanı: | 2025 |
| Yayınevi: | Everest Yayınları |
| ISBN: | 9786253695330 |
Karakterler
Ragıp Bey: Görevine bağlı, aşkta sadık, vicdanı kuvvetli bir subaydır.
Efronya: Merhametli, dirençli, esirgemez bir hemşiredir.
Dilara Hanım: Sezgileri kuvvetli, kıskançlık ve denetim duygusuyla hareket eden biridir.
Hasmik: Anaç ve korumacı bir karakterdir, ailesini ayakta tutmaya çalışır.
Maria: Sessiz, kırılgan fakat dayanıklı bir hanımdır.
Hayk: Masum ve Efronya’ya “anne” şeklinde bağlanan bir çocuktur.
Mevzusu
Roman, Birinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı atmosferinde filizlenen bir aşkın, savaşın ve mecburi sürgünlerin gölgesinde iyi mi paramparça bulunduğunu anlatır. Yaralanıp İstanbul’daki Alman Hastanesi’ne getirilen Ragıp Bey, başhemşire Efronya’ya gönlünü kaptırır, fakat cepheye dönüş, arkasından Efronya’nın istemeden bir sürgün kafilesine karışması onları acımasız bir halde ayırır.
Ragıp Bey sevilmiş olduğu kadının izini sürerken, hem de şahit olduğu adaletsizliğin vicdani yüküyle yüzleşir. “O Yıl”, bir kavuşma hikayesinden fazlaca, savaşın insanları savurduğu bir dönemde aşkı, kaybı ve hakkaniyet arayışını iç içe özetleyen sarsıcı bir romandır.
Birinci Dünya Savaşı’nın en hararetli günleri yaşanırken topçu subayı Ragıp Bey cephede bir şarapnel parçasıyla yaralanır ve tedavi için İstanbul’daki Alman Hastanesi’ne getirilir. Hastanenin başhemşiresi Efronya ile burada tanışırlar. Efronya aynı günlerde Dilara Hanım’la da karşılaşır sadece Dilara Hanım’ın dikkatli bakışlarının sebebini o an anlayamaz.
Ragıp Bey ile Efronya’nın yakınlığı kısa sürede aşka dönüşür. Sadece Ragıp Bey’in Çanakkale Cephesi’ne topçu kumandanı olarak tayini çıkar. Çanakkale’de İngiliz ve Anzak askerlerine karşı verilen büyük savaşım Osmanlı Ordusu’nun zaferiyle sonuçlanır. Hemen hemen 33 yaşındaki Mustafa Kemal ve kahraman askerler Çanakkale’yi geçilmez kılarak öteki cephelerde savaşanlara da ümit olur.
Bu sırada ülkenin doğu bölgelerinde ayaklanmalar baş göstermeye adım atar. Hükümete yakın çeteler bu hareketleri bastırmaya çalışır. Devlet içindeki bazı adlar Ermenilerin ayaklanacağını düşünerek sert önlemleri savunur ve Anadolu’daki Ermeniler sürgüne gönderilmeye başlanır.
Efronya, akraba ziyareti esnasında polislerin teyzesini almaya geldiğine şahit olur. Teyzesini yalnız bırakmamak için onunla beraber gider ve böylece kendisini sürgün kafilesinin içinde bulur. Her fırsatta orada yanlışlıkla bulunduğunu anlatmaya çalışsa da sesini duyuramaz ve trenle Eskişehir’deki bir kampa gönderilirler.
Kampta Hasmik isminde bir hanımla tanışır. Hasmik, torununun ağır hasta bulunduğunu söyler. Efronya, hemşirelik bilgisiyle sıtmaya yakalanan çocuğa ilaç bulur ve çocuk iyileşir. Hasmik, kızı Maria ve ufak Hayk, Efronya için artık bir yol ailesi olur. Bir süre sonrasında kafile Konya’ya sevk edilir. Trenle gidenler kadar yaya yürütülenler de vardır. Yollarda hastalık, açlık ve yokluk kafileyi giderek küçültür. Hayk, Efronya’yı anası şeklinde görür. Efronya’nın kaçma fırsatı olsa bile bu aileyi bırakmaya gönlü razı olmaz.
Öte taraftan Ragıp Bey, cephede bile kendisini habersiz bırakmayan Efronya’dan uzun süredir haber alamaz. İstanbul’a döndüğünde hastaneleri, tanıdıkları ve kayıtları yoklayarak onu arar, sadece iz bulamaz. Başta onu harekete geçiren Efronya’ya duyduğu aşktır, fakat arayışı uzadıkça, kayboluşunun sürgünle bağlantılı olabileceğini öğrenir ve bu durumu vicdanen yanlış bulur. Ragıp Bey’e bakılırsa isyan iddiaları çetelerle değil devletin kendisiyle, hukuki zeminde ele alınmalı ve savaşılacaksa bunun yeri de cepheler olmalıdır. Tam bu arayışın ortasında tayini Şam’a çıkar ve kendisine iki aylık yol izni verilir.
Bu günlerde Dilara Hanım ile tekrardan karşılaşır. Ragıp Bey ile seneler öncesine dayanan bir yakınlığı olan Dilara Hanım, hastane günlerinde onun Efronya’ya duyduğu ilgiyi fark etmiştir. Efronya’yı bulmak istemesinin sebebi, Ragıp Bey’in bu aşkının “tamamlanmamış” bir öykü olarak kalmasından ve zaman içinde vazgeçilmezleşmesinden korkmasıdır.
Bu sırada Efronya’nın sürgün yolculuğu ağırlaşarak devam eder. Kafile Konya’dan Tarsus’a, İslahiye’ye ve oradan Der Zor’a sürülür. Açlık, susuzluk, soğuk ve salgın hastalıklar yüzünden kafile giderek azalır. İlk Hayk yaşamını yitirir, arkasından Hasmik ve Maria da ölür. Efronya artık yapayalnızdır. Bir Alman asker onu kısa süreliğine korumaya alsa da Ermeni olduğu anlaşılınca tekrardan kampa gönderilir.
Yol süresince çetelerin saldırısına uğrayan Efronya, canını kurtarmak için ormanlık alana kaçmayı başarır. Günlerce aç ve soğukta kalması onu zatürreye yakalatır. Onu gören Alman asker, ağır durumdaki genç hanımı hastaneye yatırır. Dilara Hanım, Efronya’yı Ragıp Bey’den ilkin bulur ve yerini Ragıp Bey’e bildirir.
Hastalığın son evresindeki Efronya, nihayet sevilmiş olduğu adama kavuşur ve hayalini kurduğu İstanbul’a döner; sadece bu kavuşma geç kalmışlığın acısıyla tamamlanır.
Yıl 1915. Conkbayırı görkemli bir zafere hazırlanıyor. Hepimiz aynı suali soruyor birbirine: “Çanakkale’den haber var mı?” Toplumun bir hikayesi olduğu şeklinde, yazgısı değişen her kişinin de yazılmaya kıymet bir hikayesi var o günlerde…
Ahmet Altan, O Yıl ’da, imparatorluğun her köşesinde ayrı bir ateşin yandığı günleri, çatışan fikirler, söylenemeyen cümleler, tutulamayan sözler üstünden konu alıyor.
Bir yanda iki kardeşin değişik uçlara savrulma hikayesi, öteki yanda Türk subayı Ragıp ile sürgüne yollanan Ermeni hemşire Efronya’nın emirler, yollar, tren vagonları tarafınca engellenen aşkı… “Ölüleriyle konuşan” Osman’a, anlatılanları hem dinleme hem aktarma görevinin verildiği romanda, o kargaşa ve bunalımlı dönemde yaşayanların zihnine girilerek çoksesli bir atmosfer yaratılıyor, tarihin girdaplı sayfaları bir kez de tasarı evrende açılıyor.
Gerçekleri ölüler biliyordu. Osman buna inanıyordu. “Yaşamı ölülerden öğreneceksin… Yaşayanlar yaşam hakkında bir şey bilmiyor bu sebeple,” demişti bir keresinde Efronya. Kapısına ailesinin hizmetkarlarından birinin bıraktığı konserveleri yiyerek, dedesinden kalan eski usul entarisiyle odalardan odalara dolaşarak yaşamış olduğu bu tenha konakta yalnızca ölüleriyle konuşuyordu. Yaşamdan, canlılardan, bugünden vazgeçmiş, daima ileriye gitmek zorunda olduğu söylenen dönemin hoyrat zorbalığından
kurtulmuştu, istediği her şeyi görebildiği, tüm sırları çözebildiği geçmişin içinde zamana hükmederek dolaşıyordu.
(Tanıtım Bülteninden)
🫘 Kuru Fasulye Humusu Tarifi⏱️ Hazırlık DetaylarıHazırlık Süresi: 10 dakikaPişirme Süresi: 30–35 dakikaDinlenme Süresi: 10…
🧀 Peynir Ezmesi Tarifi⏱️ Hazırlık DetaylarıHazırlık Süresi: 10 dakikaPişirme Süresi: –Dinlenme Süresi: 5 dakikaPorsiyon: 4–6…
İnsanlığımı Yitirirken – Osamu DazaiTür:RomanYazar:Osamu DazaiYayınlanma Zamanı:2022Yayınevi:İthaki YayınlarıISBN:9786258401479KarakterlerYozo Oba (Anlatıcı / Başkahraman): Çocukluğundan itibaren insanlara…
🥗 Mayonezli Pancar Mezesi Tarifi⏱️ Hazırlık DetaylarıHazırlık Süresi: 10 dakikaPişirme Süresi: 20–25 dakikaDinlenme Süresi: 10…
Avucumda Tutamadığım Günler ŞiiriTerk edilip bir başına kalmış olduğu günlerdi,Nereye gideceğini bilmeden savrulan bir çocuktu.Her…
🥬 Yoğurtlu Ispanak Mezesi Tarifi⏱️ Hazırlık DetaylarıHazırlık Süresi: 10 dakikaPişirme Süresi: 5–7 dakikaDinlenme Süresi: 10…