Hatıra (Anı) Örneği: Orhan Kemal’in Golü

Hatıra (Anı) Örneği: Orhan Kemal’in Golü

Keşanlı Ali Destanı‘nın ilk oynanışıydı. Oyunun sanatçılarıyla edebiyatçılar içinde bir futbol maçı yapalım dedik. Memet Fuat, Altunizade sahasını verdi. Biz edebiyatçılar toplanıp takımımızı kurduk. Kaptanımız Orhan Kemal olacaktı elbet. Keşanlılar’ın kaptanı, oyunun yazarı Haldun Taner‘di. Takıma bir de “konuk oyuncu” almışlardı: Bedri Koraman.

Maçın hakemi kimdi dersiniz? Halit Kıvanç!

Maç günü Altunizade’de bayağı izleyici toplanmıştı. Semt sakinlerinin yanı sıra, “medya” da tam kadro oradaydı. (Maç ertesi gün tüm gazetelerde geniş yer alacak, haftalık Ses dergisi ise bu vakaya iki sayfa ayıracaktı.) Bizi destekleyenlerin ellerinde koca bir pankart vardı: “Yürüyün, Fazıl’ın aslanları!” Fazıl’ın, şu demek oluyor ki Dağlarca‘nın.

Ben santrfor oynuyordum. Maçın başlamasıyla beraber ayağıma bir top geldi. Santra çizgisiyle ceza alanı içinde bir yerlerdeydim. Yaradana sığınıp şöyleki bir patlattım. Olacak iş değil, top gitti, kalenin örümceğini aldı, doksana takıldı.

Birazcık sonrasında Keşanlılar bir gol attılar. Bunu gene benim bir golüm izledi. Arkasından, Feridun Metin frikikten Hagi’yi bile kıskandıracak nefis bir gol attı. Devreyi 3-1 önde kapattık.

İkinci devrenin derhal başlangıcında Keşanlılar’ın iki golü geldi. Talihli günümdeydim anlaşılan. Bir gol daha attım. Birazcık sonrasında da ceza alanı içinde resmen biçildim. Halit Kıvanç, penaltımızı verdi.

Oldukça penaltı gördüm bugüne dek. Lefter’in, Metin’in, İstanbulsporlu İbrahim’in penaltılarını iyi mi unutabilirim! Fakat o gün Orhan Kemal’in attığı penaltı kadar güzelini görmedim desem, hiç kimseye haksızlık etmiş olmam! Orhan ağabey, kaleciyi sağa yatırıp sol köşeye gönderdi topu. Şimdi kaleciler penaltı atışlarında kendilerini bir yana atıp işi birazcık da şansa bırakıyor ya, o şekilde değil! Usta yazar, futbolculukta da ustalığını konuşturdu, kaleciyi resmen aldattı. Çoğumuz topun sağ köşeye gideceğini sandık!

Maç bitti. 5-3’lük yenginin coşkusuyla, kaptanımız omuzlarımızda, sahada bir tur attık… Sonrasında da nefes soluğa, bölgelere yığıldık!

Ideal Tamer, Yaşamak Hatırlamaktır Anılar Kitabı

Metnin seslendirilmiş hâli:

Hatıra (Anı) Yazı Türü Hakkında Data:

Hatıra (Anı): Tanınan bir kimsenin başından geçen yada şahit olduğu olayların ve durumların mevzu edilmiş olduğu yazı türüdür.

Özellikleri:

  • Anı türündeki eserler yaşam tecrübelerini paylaşmak, kimi vakalara açıklık kazandırmak, unutulan cemiyet değerlerini yaşatmak benzer biçimde amaçlarla yazılır.
  • Yazar, yaşadıklarını vakit geçtikten sonrasında yansız bir bakış açısıyla kaleme alır.
  • Yaşanmışlıklar anlatıldığından yazar gerçeğe bağlı kalır.
  • Anı türündeki metinlerde içten bir ifade vardır.
  • Yazar; şahit olduğu vakaları, kişileri ve dönemleri kendi bakış açısıyla kanıtlama çabasına girmeden dile getirir.
  • Yazar; mektup, fotoğraf, günlük benzer biçimde belgelerden de yararlanabilir.
  • Anı türündeki metinler, olayların yaşandığı devrin ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel ve tarihî özelliklerini yansıtan belge niteliğine haizdir.

Dünya edebiyatında ilk anı örneği olarak MÖ IV. yüzyılda Yunan tarihçi Ksenophon’un (Ksenefon) yazdığı Anabasis (Anabisis) kabul edilir.

  • Daniel Defoe’nun (Denyıl Döfo) Bir Atlının Anıları,
  • J. J. Rouseau’nun (Janjak Russo) İtiraflar,
  • Goethe’nin (Göte) Şiir ve Hakikat,
  • Andre Gide’in (Andre Jid) Jurnal,
  • Victor Hugo’nun (Viktor Hügo) Gördüklerim İşittiklerim,
  • Stendhal’ın (Sitendal) Bir Turistin Anıları,
  • Tolstoy’un İtiraflarım adlı eserleri anı türünde yazılmıştır.

Türk edebiyatında anı türünün ilk örneği olarak Babür İmparatoru Babür Şah‘ın XVI. yüzyılda yazdığı Babürname adlı yapıt kabul edilir. Kök Türk Kitabeleri de söylev olmakla birlikte anı türünün bazı özelliklerini yansıtmaktadır. XVII. yüzyılda Ebul Gazi Bahadır Han’ın yazdığı Şecere-i Türk adlı yapıt de anı özelliğine haizdir. Divan edebiyatında vakayinameler, menakıpnameler, sefaretnameler, seyahatnameler ve gazavatnamelerde anı türünün özellikleri görülür. Tanzimat Dönemi‘nde Ziya Paşa’nın Defter-i Âmal, Muallim Naci’nin Ömer’in Çocukluğu, Âkif Paşa’nın Tabsıra, Ahmet Mithat Efendi’nin Menfâ adlı eserleri anı türünde öne çıkan eserlerdendir.

Servetifünun Dönemi‘nde Halit Ziya Uşaklıgil’in Kırk Yıl ile Saray ve Ötesi, Mehmet Rauf’un Edebî Hatıralar adlı eseri Batılı anlamda anı türünün örnekleri içinde yer alır.

Anı, hikâye yada romana kaynaklık edebilir. Yazarlar; yaşadıklarını, tanık olduklarını roman yada hikâyeye mevzu edebilir veyahut eserini yazarken anı türünün kimi özelliklerinden yararlanabilir. Mesela Ömer Seyfettin çocukluklarındaki anılarına dayanan İlk Namaz ve Kaşağı hikâyesini yazmıştır. Orhan Kemal’in Sağ İç hikâyesi ve Baba Evi romanı, Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu romanı da anılardan hareketle yazılmıştır.

(Toplam: 20, Bugün: 1 )