
Mustafa Kemal Atatürk’e duyulan sevginin tarihsel dayanakları ile Mustafa Kemal Atatürk karşıtlığının sosyo-politik nedenlerini, güncel örnekler ve eleştirilerle ele alınmıştır.
ATATÜRK’Ü SEVMEK – ATATÜRK’E DÜŞMAN OLMAK
ATATÜRK’Ü SEVMEK
Cumhuriyetin kurucusuna duyulan sevginin tarihsel, kültürel ve etik temelleri:
Giriş
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu değil, bununla beraber 20. yüzyılın en etkili dönüşüm liderlerinden biridir. Dünyada sömürgeciliğin egemen olduğu, imparatorlukların çöktüğü bir çağda, Anadolu’nun yoksul, bitkin halkına bağımsızlık umudu aşılamış; arkasından çağdaş, laik ve uygar bir devlet inşa etmiştir. “Mustafa Kemal Atatürk’ü sevmek” bundan dolayı salt bir duygu beyanından öte, özgürlük, ilerleme ve insan onuruna saygı benzer biçimde evrensel değerlerle özdeşleşir. Bu makalede Mustafa Kemal Atatürk sevgisinin kaynaklarını, günümüzdeki yansımalarını ve ihtimaller içinde eleştiriler karşısında sürdürülebilirliğini ele alacağız.
1- Tarihsel Bağlam: Kurtuluş ve Kurum
1.1. İstiklâl Mücadelesinin Psikolojisi
1919’da Samsun’a ayak bastığında Osmanlı Devleti fiilen dağılmış, halk cenk yorgunuydu. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” sözü, o günün karanlığında yakılan bir meşale oldu. Mustafa Kemal Atatürk’ü sevmek, işte bu kurtuluş psikolojisinin kolektif hafızada yaşayan izdüşümüdür; yoksulluktan zafere uzanan eşi olmayan bir direnişin sembolüyle duygusal bağdır.
1.2. Cumhuriyet Devrimleri ve Toplumsal Dönüşüm
- Harf İnkılâbı ile eğitim seferberliği
- Uygar Kanun ile hanım–adam eşitliği
- Laiklik ilkesiyle vicdan özgürlüğü
Bu reformlar, bireyi kul–tebaa statüsünden tam gerçek sahibi yurttaşlığa/vatandaşlığa yükseltti. Dolayısıyla Mustafa Kemal Atatürk’e duyulan sevgi, toplumsal saygınlık ve eşitlik kazanımlarının minnettarlığıdır.
Laiklik, devletin din karşısında yansız kalmasını ve din-işleri ile devlet-işlerinin birbirinden ayrılmasını ifade eden ilkedir. Bu ilkeye nazaran:
- Devlet yönetimi dinî kurallara dayandırılamaz; yasalar akıl, bilim ve cemiyet gereksinimleri temelinde yapılır.
- Din ve vicdan özgürlüğü güvence altındadır; hepimiz inancını seçmekte, o inancını yaşayabilmekte; inancını değiştirmekte yada hiçbir dine mensup olmamakta serbesttir.
- Kamu hizmetleri ve kurumları (okullar, yargı, kamu görevlileri vb.) tüm yurttaşlara eşit mesafede durur; herhangi bir dine imtiyaz tanınmaz.
Kısacası laiklik, hem devletin dinsel etkiden bağımsız olmasını hem de bireylerin inanç özgürlüğünü korumuş olan temel anayasal ilkedir.
2- Mustafa Kemal Atatürk’ün Evrensel Değerleri
2.1. Bilime ve Akla Dayalı Yönetim
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hayatta en hakikî mürşit ilimdir” sözü, dogmaya değil kanıta dayalı düşünceyi önceler. Bugün STEM alanında çalışan gençler için Mustafa Kemal Atatürk sevgisi, bilimin yol göstericiliğine duyulan inancın tarihsel referansıdır.
“Hayatta en hakikî mürşit ilimdir” sözü, hayatta doğru yolu gösterecek en güvenilir rehberin bilim ve akıl bulunduğunu vurgular. Geleneksel otoritelere, dogmalara ya da kör inançlara (hurafelere) değil; deneysel kanıta, mantığa ve ilerlemeyi elde eden bilimsel yöntemlere dayanmamız icap ettiğini anlatır. Böylece bireylerin ve toplumun çağdaşlaşmasının yolu, bilimi esas alan eleştirel düşünceden geçer.
Bilime ve Akla Dayalı Yönetim, kararların ve politikaların kişisel sezgi ya da ideolojiye değil;
- bilimsel kanıt,
- veri analizi ve
- mantıksal akıl yürütme
temeline dayandırıldığı yönetim anlayışıdır. Bu yaklaşım; ölçülebilir hedefler belirlemeyi, neticeleri saydam halde seyredip değerlendirmeyi ve elde edilmiş bulgulara nazaran sistemi devamlı iyileştirmeyi amaçlar. Böylece kaynaklar daha verimli kullanılır, kararlar öngörülebilir ve toplumsal yarar en üst düzeye çıkar.
2.2. Yurtta Barış, Cihanda Barış
Lozan’dan sonrasında sınırlar içinde sulh, sınırlar haricinde saygınlık hedefleyen bu ilke, Türkiye diplomasisinin temelini oluşturdu; 21. yüzyılda da çatışmaların arttığı dünyada güncelliğini koruyor.
“Mustafa Kemal Atatürk’ün 20 Nisan 1931’de kullandığı “Yurtta Barış, Cihanda Barış” (“Peace at Home, Peace in the World”) sözü, Türkiye’nin dış ve iç siyaset anlayışını özetler:
- Yurtta barış – Ülke içinde hukuk, hakkaniyet ve toplumsal sulh sağlanmadan kalkınma da özgürlük de kalıcı olması imkansız.
- Cihanda barış – İç barışını korumuş olan bir devlet, internasyonal alanda da barışçı, iş-birliğine açık ve egemenliklere saygılı olmalıdır.
Kısacası: Ilkin kendi yurttaşlarının huzurunu tesis et, sonrasında o barışçı duruşu dünyaya taşı; ikisi birbirini besler.
2.3. Tam Bağımsızlık ve Egemenlik
Monarşik otoriteyi reddeden “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi, demokratik meşruiyetin mihenk taşıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ü sevmek, ferdin kendi kaderi üstünde söz sahibi olma arzusudur.
Tam Bağımsızlık ve Egemenlik, Mustafa Kemal Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı esnasında ve Cumhuriyet’in kuruluşunda vurguladığı temel ilkedir.
- Tam bağımsızlık: Türkiye’nin dış politikada, ekonomide, savunmada ve kültürel alanda hiçbir devletin yada kurumun baskısı altında kalmadan kendi kararlarını alabilmesi.
- Egemenlik: Bu karar yetkisinin kayıtsız şartsız milletin kendisine ilişik olması; şu demek oluyor ki “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesinin hayata geçirilmesi.
Özetle, ülkenin her mevzuda kendi kaderini belirleme gücüne haiz olması ve bu gücün yalnızca Türk milletine dayandırılmasıdır.
3- Günümüzde Mustafa Kemal Atatürk’ü Sevmek Ne İfade Ediyor?
- Kimlik ve Birlik: Etnik, mezhepsel ve ideolojik farklılıklar içinde ortak payda yaratır.
- Çağdaşlaşma Rehberi: Dijitalleşme ve suni zekâ çağlarında dahi, akılcı ve ilerlemeci vizyon esin verir.
- Toplumsal Cinsiyet Eşitliği: Hanımefendilerin kamusal alandaki varlığının tarihsel temeli.
- Laik Yaşam Alanı: İnanç özgürlüğünü korur, çoğulcu topluma zemin hazırlar.
Bilhassa genç dönem, Mustafa Kemal Atatürk sevgisini yalnızca nostaljiyle değil, eleştirel düşünme ve özgür ifade haklarını müdafa motivasyonuyla içselleştiriyor.
4- Eleştiriler ve Sevginin Sürdürülebilirliği
Mustafa Kemal Atatürk’e yöneltilen ‘tek adam’, ‘otoriter modernleşme’ benzer biçimde eleştiriler, bilimsel tarihçiliğin mevzusudur. Bu eleştirilerin varlığı, demokratik toplumlarda liderlik figürlerinin tartışılmasında normaldir. Mühim olan, eleştiri ve sevgi arasındaki dengeyi, “putlaştırma” ya da “düşmanlaştırma” uçlarına savrulmadan kurabilmektir. Mustafa Kemal Atatürk’ü sevmek, onu hatasız görmek değil; hatalarından ders çıkararak evrensel değerlerini geleceğe taşımaktır.
4.1. Eleştirel Sahiplenme Modeli
- Tarihsel bağlamı göz ardı etmemek
- Oldukça sesliliği teşvik etmek
- İlke ve ideallerin güncel yorumunu yapmak
Bu model, sevginin duygusal nostaljiden çıkıp yenileyici bir toplumsal enerjiye dönüşmesini sağlar.
Netice
Mustafa Kemal Atatürk’ü sevmek, yalnızca bir lideri anmak değil, özgürlük, bilimsellik ve toplumsal onur ilkelerini yaşatmaktır. Bu sevgi, geçmişi idealleştirerek donuklaştırmak yerine, Cumhuriyet’in kuruluşundaki cesareti bugünün problemlerine çözüm üretme ilhamına dönüştürmelidir. Eğer ‘Yurtta Barış, Cihanda Barış’ çağrısı hâlâ kulaklarımıza güncel geliyorsa; eğer bayanlar hâlâ Mustafa Kemal Atatürk’ün “daha güvenilir, daha bilgili” hedefiyle ilerliyorsa; eğer gençler hâlâ özgür münakaşa ortamı için harf devrimini hatırlıyorsa, Mustafa Kemal Atatürk sevgisi diri ve üretkendir.
Bir liderin sevgiyle anılması, onu eleştirmek için değil, geleceği onun bıraktığı yerden daha ileri taşımak içindir. Mustafa Kemal Atatürk’ü sevmek; klasik bir anma ritüeli değil, ortak bir ilerleme sözleşmesidir.
ATATÜRK DÜŞMANLIĞI
“Mustafa Kemal Atatürk” düşmanlığın sebepleri neler olabilir?
Mustafa Kemal Atatürk hakkında “düşmanlık” duyan toplulukların gerekçeleri, ortak bir kökten değil, değişik tarihî tecrübeler ve kimlik anlatılarından besleniyor. Aşağıdaki başlıklar, en sık karşılaşılan motivasyonları ve bu motivasyonların arkasındaki tipik savları özetler:
| Kaynak | Öne çıkan hastalık | Tipik argüman / örnek |
| Muhafazakâr-İslâmcı çevre | Laikleşme devrimleri: halifeliğin kaldırılması, şapka-harf kanunları, tekke-zâviye kapatmaları | Kişisel bellek anlatısı: “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganının 1980 darbesi ve başörtüsü yasaklarıyla özdeşleştiğini, “travmatik” bir simgeye dönüştüğünü korumak için çaba sarfeden İsmail Kılıçarslan’ın 2024’teki yazısı bu hissiyatı özetler Yeni Şafak |
| Kürt ulusal hareketi & başka azınlıklar | Millet-devlet inşası: tek dilli, merkezi kimlik politikaları ile 1925 Şeyh Said, 1937–38 Dersim benzer biçimde bastırılan isyanların hafızası | “Mustafa Kemal Atatürk özerklik sözünü tutmadı, Türkleştirme politikası güttü” eleştirisini dile getiren Kürt yazar Girayalp Karakuş’un 2024 makalesi tipik bir örnek Bizim TV |
| Liberal / sol-liberal & anti-militarist kesim | Tek parti otoriterliği – militarist dil: “askerleriyiz” söyleminin bireyi hiyerarşiye indirgediği, kişiye bağlılık kültü yarattığı | CHP’li Canan Kaftancıoğlu’nun Aralık 2012 tweet’i: “Mustafa Kemal’in askerleriyiz, benzer biçimde bir sloganı doğru bulmuyorum. Militer bir dil olmasından öte, kişi olmanın önüne geçen bir ifade.” X (formerly Twitter) |
| Batılı stratejistler & dış erkek oyuncular | Bağımsızlıkçı-laik modelin “bölgesel rol”e engel olduğu inancı | Samuel Huntington’un 1996’dan itibaren “Türkiye İslam dünyasının lideri olacaksa Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasını reddetmeli” tezleri, Anglo-Amerikan perspektifini yansıtır Veryansın TV |
| Darbe mağdurları / sağ seçmen | 1960-1980 askerî müdahaleleriyle birleşen “Kemalist vesayet” algısı | 24 Kasım 2024’te Yeni Şafak’ta çıkan yorumlar, sloganı “cumhuriyeti koruma” adı altında seçilmiş iktidarları devirmeye niyetli bir blokla özdeşleştiriyor Yeni Şafak |
Gerekçeleri birazcık açarsak
- Dinsel kırgınlık ve kültürel sürekliliğin kesilmesi
- Arap harflerinin kaldırılması, medreselerin kapatılması ve Türkçe ezan dönemleri, bir kuşakta “dinle devlet arasına set çekildi” duygusu yarattı. Bu dönem anlatıları hâlâ canlı.
- Merkeziyetçi ulus-devlet travması
- Kürt, Alevî, Rum, Ermeni ya da Çerkes aidiyetlerinde “tekçi” kimlik projesi, asimilasyon ve mecburi göç anılarına bağlanıyor.
- Tek parti ve ‘şef’ eleştirileri
- 1925–1945 arasındaki tek-parti düzeni, basın sansürü, Özgür Fırka’nın kapatılması, İstiklâl Mahkemeleri benzer biçimde uygulamalar; çoğulculuğu önemseyen liberallerce “kurucu otoriter dönem” diye niteleniyor.
- Askerî vesayet hafızası
- 1960, 1971, 1980, 1997 benzer biçimde müdahaleleri meydana getiren generaller “Atatürk ilke ve inkılapları”nı meşruiyet zemini olarak kullandığından, darbe mağdurları Mustafa Kemal Atatürk’ü değilse bile onun adına konuşan kurumsal dili hedef alıyor.
- Jeopolitik itirazlar
- Elkoyuculuk-karşıtı çizgisi sebebiyle Londra ve Washington’da, “laik-ulusal Türkiye modelinin Ortadoğu’yu etkisinde bırakan bir alternatife dönüşmesi”nden duyulan hastalık, Huntington benzer biçimde adların metinlerinde açıkça dillendirildi.
- Yeni dönem kimlik tartışmaları
- Feministler ya da ekolojistler, “erkek-ulus” yada “Batıcı modernleşme” eleştirisi getirerek Cumhuriyet hanım devriminin sınırlılıklarını, kalkınmacı projelerin tabiat tahribatını sorguluyor; bu da “Mustafa Kemal Atatürk’ü kutsama” kültürüne mesafeyi artırıyor.
Netice
“Mustafa Kemal Atatürk düşmanlığı” tek bir sebepten çıkmıyor; sekülerleşme travması, etno-kültürel hak talepleri, otoriter geçmişin gölgesi ve internasyonal güç hesapları değişik topluluklarda değişik düzeylerde hastalık üretiyor. Aynı figürün hem laik Cumhuriyetin kurtarıcısı hem de “militer vesayetin simgesi” olarak algılanabilmesi, Türkiye’de tarih anlatılarıyla kimlik siyasetinin keskin halde iç içe geçmesinden kaynaklanıyor.


