Altı Harfli Bir Tatlı Özeti, Konusu ve Karakterleri

Altı Harfli Bir Tatlı – Şermin Yaşar

Karakterler

Selime Teyze: Romanın merkezindeki karakter olan Selime Teyze, yıllarını annelik, fedakarlık ve sessiz emek üstüne kurmuş bir hanımdır. Yaşamı süresince “ilkin başkaları” diyerek yaşamış, kendi gereksinimlerini ertelemiş, görünmez olmayı kabullenmiştir. Sadece yaş ilerledikçe ve kocasını kaybettikten sonrasında, bu görünmezlik artık gönüllü bir fedakarlık olmaktan çıkar, yok sayılmaya dönüşür, evlatları kendi hayatlarına odaklanır. Selime’nin en belirgin kişisel özelliği, sessiz bir direniş taşımasıdır. Bağırmaz, hesap sormaz, kırıcı olmaz fakat bir noktada çekip gitmeyi seçerek varlığını geri ister. Bu yönüyle Selime, kırılgan fakat eylemsiz olmayan, incinmiş fakat onurunu korumuş olan bir karakterdir. İç dünyasında yoğun bir yalnızlık ve değersizlik hissi taşır. Evlatlarının ona hakettiği kıymeti vermediğini düşünür. Buna karşın onlara olan şefkatini tamamen yitirmez. Onu kuvvetli kılan şey hiddet değil, sabırla biriken ve Meltem ile tanışmasıyla oluşan farkındalıktır. Yıldız, Seher, Meral ve Erkan isimlerinde dört evladı vardır.

Meltem: Meltem, Selime Teyze’nin hayatına sonradan giren fakat romanın duygusal dengesini belirleyen bir karakterdir. Çocukluğunda aile eksikliğiyle büyümüş, sevgiyi uzaktan izleyerek tanımış bir hanımdır. Annesini asla tanımamıştır, babası da başka bir hanımla evliliğe ilk adımını atmıştır ve Meltem’i istemez. Bu sebeple Meltem babaanne ve desesiyle büyümüştür. Meltem’in kişiliğinde belirgin olan özellik, arayış halidir. Bir başarısız evlilik yapar ve boşanır. Kendini, ilişkin olduğu bir duyguyu ve bir sıcaklığı arar. Dışarıdan kuvvetli ve bağımsız görünse de iç dünyasında tamamlanmamışlık hissi taşır. Selime ile kurduğu bağ, onun için bir tür duygusal onarım alanıdır. Meltem, Selime’ye yaklaşırken talepkar değildir, aksine dinleyen, gözeten ve yer açan bir karakterdir. Bu yönüyle romanın en şefkatli ve dönüştürücü figürlerinden biridir.

Yıldız: Selime Teyze’nin en minik çocuğudur. Doktorluk yapmaktadır. Selime Teyze’nin kocasının ölümü zamanında çocukluğunu yaşamış olduğu için annesinin hüznü ve ihmalkarlığı içinde büyümek zorunda kalmıştır.

Mustafa: Selime Teyze’nin vefat eden eşidir. Yapınak’da işçi olarak çalışan, iyi bir aile babası ve eş olan biridir. Genç yaşta vefat eder.

Erkan: Eşinin gölgesinde yaşar ve kendisine kültür olarak denk olmayan biriyle evlendirilmiş olduğu için mahçubiyet içinde karısının her söylediğini kabul eder. Eşi annesini istemediği için annesine ihtiyaç duyulan ilgiyi gösteremez.

Seher: Selime Teyze’nin en büyük çocuğudur. 16 yaşlarında Seher’e hamile kalır. Selime Teyze, Seher’i kilosu sebebiyle devamlı eleştirir. Selime Teyze, Seher’in kocasını dolandırıcılıkla, kendisini de buna göz yumup parasıyla övündüğü için suçlar ve onu aldattığını düşünür.

Mehmet: Meltem’in eski eşidir. Meltem ile evli olsalar da bir türlü Meltem’in iç yaşamına yakınlaşamaz, hep kendi hayatına odaklanır. Meltem anne olmak istemez ve Meltem onun anne olma korkusuna anlayış göstermesini beklerken, Meltem’i terkeder.

Fırat: Meltem’in şimdiki sevgilisidir. Meltem’e şefkatle yaklaşır ve aramış olduğu aile sıcaklığını Fırat yardımıyla bulur. Selime Teyze ile Fırat ile çıkmış olduğu gezi esnasında tanışır.

Meral: Ruhsal problemler yaşayan biridir. Selime Teyze, Meral’i duyarsızlıkla ve duygusuzlukla suçlar. Kardeşlerine nazaran daha menfaatçi bir karakterdir.

Mevzusu

Yaşlılıkla beraber görünmezleşen bir annenin, doğrusu Selime Teyze’nin, ailesi tarafınca fark edilmediğini hissettiği aniden evlatlarının hayatından sessiz bir şekilde çekilmesini ve bu kaçış esnasında başka bir yalnızlıkla -annesiz büyümüş Meltem’le- kesişen yolunu anlatır. Roman, annelik, evlatlık, yalnızlık ve görülme ihtiyacı üstünden, kan bağının değil merhametin, benzer acıların ve karşılıklı fark edişin insanı hayatta tutan aslolan şey bulunduğunu anlatır. Bölümler sırayla bir bölüm Selime Teyze’nin, bir bölüm Meltem’in bakış açısıyla yazılmıştır.

Altı Harfli Bir Tatlı Özeti

Roman, yaş ilerledikçe aile içinde fark edilmediğini hisseden, yaşamını çocuklarına ve eve adamış bir anne olan Selime Teyze’nin sessiz bir kaçışıyla adım atar. Selime, seneler süresince görünmeden yaşamaya alışmış; gereksinimleri ikinci plana atılmış, varlığı bir çok vakit “esasen orada” kabul edilmiş bir hanımdır. Evlatları onu sever fakat bu sevgi, giderek bir vazife duygusuna dönüşmüştür. Selime Teyze, tam da bu aşamada, kırgınlığını yüksek sesle dile getirmek yerine hayatından çekilmeyi seçer. Kocası Mustafa ile zor şartlarda sadece güzel bir birlikteliği olmuştur. Fakat genç yaşta kocasını kaybettikten sonrasında büyük bir hüzün yaşar ve 4 çocuğuyla kalır. O sırada Erkan ve Seher evlidir, Meral yeni nişanlanmıştır. En minik kızı Yıldız’ı okutur.

Selime’nin yolu, gittiği yerde Meltem adlı genç bir hanımla kesişir. Meltem, sevgilisi Fırat’ın tapu işleri sebebiyle Balıkesir’e gider ve burada Selime Teyze ile tanışır. Fırat ile de bir kafede fazlaca spontane şekilde tanışırlar ve aralarında kısa sürede bir yakınlık gelişir. Meltem’in eski eşi Mehmet’in aksine Fırat onu devamlı dinler ve anlamaya çalışır. Bigün Meltem’in Fırat’a yapmış olduğu bir yürüyüş teklifi onu Balıkesir’in köylerine kadar getirir. Sadece Selime Teyze, evlatlarından kaçarak Balıkesir’de bir köye yerleştiği için başlangıçta bir yabancı olarak görmüş olduğu Meltem’e kendini açmak istemez. Sadece muhabbet o şekilde bir akar ki ikisi de kendilerini birbirlerine yaşam hikayelerini anlatırken bulurlar.

Meltem de annesiz büyümüş, aile sevgisini hep tamamlanmamış yaşamış, hayatta kuvvetli görünmeye alışmış fakat içten içe büyük bir boşluk taşıyan biridir. Annesini asla tanımaz, babası da annesinden sonrasında başka bir hanımla evlenir ve üvey bir kardeşi olur. Meltem, çocukluğu süresince hep onların ve üvey kardeşinin hayatına imrenir sadece babası hiçbir şekilde Meltem’i yeni kurduğu ailesinin içine dahil etmez. Meltem’e çocukluğu süresince babaannesi ve büyükbabası bakar. Meltem, Mehmet ile evlenir sadece Mehmet onun çocukluk yaralarını ve fikirlerini önemsemez ve Meltem ile derin bir bağ kuramaz. Son olarak Meltem çocuk sahibi olmaktan korkmuş olduğu için ayrılırlar.

Roman süresince bu iki hanım, değişik kuşaklardan ve değişik yaralardan gelmelerine karşın, aynı duyguda buluşurlar: yalnızlık. Selime evlatlı yaşlanmanın, Meltem ise annesiz büyümenin ağırlığını taşır. Aralarında kurulan ilişki ne tam anlamıyla bir anne–kız bağıdır ne de geçici bir arkadaşlık… Daha fazlaca, birbirini yargılamadan görebilmenin yarattığı bir yakınlıktır.

Roman ilerledikçe Selime Teyze’nin geçmişi, anneliği, yapmış olduğu fedakarlıklar ve sustukları görünür hâle gelir. Bununla birlikte Meltem’in tamamlanmamış kalan çocukluğu, aramış olduğu ilinti ve ısı da derinleşir. Meltem yitik annesini aramanın iyi mi bir duygu bulunduğunu bilmiş olduğu için evlatlarından kaçan Selime Teyze’den evlatlarının kim bilir onu fazlaca özlemiş ve fazlaca endişeli olabileceklerini düşünmesini ister. Onun evlatlarının da gözlerinşn yolda, sokakta, çarşıda, pazarda annelerini aramasını istemez. Bu sözler Selime Teyze’nin yüreğine dokunur ve Selime Teyze evlatlarının yanına doğru yola çıkmıştır bile… Bu vesileyle Meltem, kendi annesine kavuşamasa bir kavuşma sağlayarak kendi annesiyle kavuştuğunu düşünür. “Bir işe yarayacaksam şu hayatta, şimdi yaramalıydım. Onları kavuşturmak, kendi annemle buluşmak şeklinde bir şey olacaktı benim için.”

Meltem, Fırat ile dönüş yolundayken Fırat’a tüm yaşam öyküsünü, acılarını, Selime Teyze ile konuşmaları üstünden anlatır. Döndüklerinde Fırat’ı ilk kez evine çağrı eder. 2 gün süresince devamlı birbirlerine hayatlarını anlatırlar.

Bu sırada Meltem, babaannesinden kalan bir tanım defteri bulur. Aslına bakarsan kitap bölümleri de Meltem’in babaannesinin yazdığı tarifler üstünden şekillenir. Tanım defterinin içinde gazeteden kesilmiş bir bulmaca bulur. Fırat cevabı kapatarak “Soldan sağa altı harfli bir tatlı, hadi bakalım” der. Sütlaç, keşkül vs. cevaplar verirken dedesinin el yazısıyla tatlı olarak kendi isminin yazıldığını görür. İşte o an, Meltem’in çocukluğunun iyileştiği, sevilmiş olmanın, her şeyin aslına bakarsak o denli da fena olmadığının kanıtı olmuştur.

Altı Harfli Bir Tatlı – Kitap Açıklaması

“Ben isterim ki meşguliyetim olsun. Elimde bir işim olsun. Bekleyecek bir şeylerim olsun… Telefonun başlangıcında evlatların aramasını bekleyeyim, pencerenin kenarında evlatların, torunların bana uğramasını bekleyeyim, ağaç yapraklansın diye bekleyeyim, salatalıklar çiçek açsın diye bekleyeyim, domates kızarsın diye bekleyeyim. Öyleki şeyler… Vakit kolay geçsin isterim ben. Başka derdim yok. Ölüm kapımı çalana kadar bir şeyler oyalasın
işte beni.”

Selime Teyze’nin hikayesi, evlatlarının dünyasında yer bulamayan ve onların gözünde yok şeklinde var olmayı reddeden bir annenin hikâyesi.

Selime, bigün asla beklenmedik aniden kaybolur. Gönülsüz fakat planlı bir kaçıştır bu. Bilmiş olduğu tüm yaşamı geride bırakıp bir köyün sessizliğine sığınır. Hiç kimseye haber vermeden, ardında iz bırakmadan. Bulunmayı bekler.
Fakat yaşam, beklenmedik bir misafirle –Meltem’le– karşılaştırır onu.
Biri annesiz büyümenin, diğeri evlatsız yaşlanmanın derdini anlatır.

İki yaşam, iki kayboluş, iki yara aynı evde buluşur.

Bu roman, yaşlıların yok sayıldığı, insanoğlunun yalnız bırakıldığı, her insanın sadece kendine yetebildiği,
en yakınlarına bile derman olamadığı bir dönemin hikayesi.

(Tanıtım Bülteninden)

(Toplam: 1, Bugün: 1 )