
Falaka – Ömer Seyfettin
Karakterler
Çocuk (Anlatıcı): Zekası, gözlem gücü ve yaratıcı yaramazlığıyla öne çıkan bir karakterdir, vakaları bir tek yaşayan değil, onları çözümleyen, hocanın zaaflarını fark eden ve arkadaşlarından değişik olarak kaba şakalardan ziyade ince bir plan kurabilen biridir. Bununla beraber, hikayenin sonunda yaşananların neticelerini seneler sonrasında bile sorgulaması, onun vicdan sahibi, duyarlı ve empati kurabilen bir kişiliğe haiz bulunduğunu gösterir.
Hoca (Mahalle Mektebi Öğretmeni): Geleneksel mahalle okulunun otoriter öğretmen tipini temsil eder: bağıran, cezayı eğitimin temel aracı olarak gören, falaka ve dayağı disiplinin vazgeçilmezi sayan, pedagojik açıdan dönemin arkasında kalmış bir figürdür. Buna rağmen eşeğine duyduğu sevgi, onun tamamen taşlaşmış bir karakter olmadığını, içinde insani bir yumuşaklık barındırdığını da ortaya koyar.
Kaymakam: direkt olayların merkezinde uzun süre yer almasa da hakkaniyet ve “yeni seviye” anlayışının simgesidir; okula yapmış olduğu teftişle dayağın yasaklanmasını sağlar ve sonunda yaşananları görünce hocayı görevden alarak otoritenin artık keyfî değil kurallara bağlı olması icap ettiğini temsil eder.
Abdurrahman Çelebi: İnsana özgü nitelikler yüklenen simgesel bir figürdür. Hocanın en zayıf noktası haline gelmiş olarak hem anlatıcının planının merkezine yerleşir hem de hikayenin ironik ve ağlatısal sonunu hazırlayan masum bir kurban işlevi görür.
Mevzusu
Ömer Seyfettin’in Falaka adlı hikayesi, eski usul bir mahalle okulunda dayak ve korku üstüne kurulu eğitim anlayışını, bir çocuğun yaşadıkları üstünden anlatır. Anlatıcı, hocasının otoritesine karşı zekâsıyla kurduğu bir planla olayların yönünü değiştirir, sadece bu “gülünç” görünen netice, arkasında vicdani bir yük ve toplumsal bir eleştiri bırakır. Öykü, hem eğitimde sertliği sorgular hem de masum bir yaramazlığın bile ağır sonuçlar doğurabileceğini gösterir.
Falaka Özeti
Öykü, erişkin anlatıcının çocukluğuna dönerek anlattığı bir mahalle mektebi hatırası şeklindedir. Anlatıcı, Gönen’e ulaştıktan sonra devam etmiş olduğu bu mektepte derslik ayrımı olmadan kırk adam çocuğun hep bir ağızdan elifba/kamu okuduğunu, derslerin ezbere ve tekdüze yürüdüğünü söyler.
Sınıfın önünde ise “disiplinin sembolü” benzer biçimde duran falaka asılıdır. Mektebin hocası, yaşlı, bağırıp çağıran, pedagojik olarak kendini yenilememiş bir tiptir. Hocanın bir de huysuz eşeği vardır, çocuklar ona “Abdurrahman Çelebi” adını takar ve eşeğe bakmak hocaya yaranmanın bir ödülü benzer biçimde görülür.
Bigün okula teftiş için kaymakam (yanında hakimle) gelir. Evlatları tek tek okutmak ister, fakat çocuklar bu düzene alıştıkları için tek tek okuyamazlar. Kaymakam sınıftaki falakayı görünce bilhassa ona dikkat kesilir ve hocayı dışarı çağırır. Çocuklar konuşulanları duymaz fakat ertesi gün falaka ortadan kaybolur. “Kaymakam yasak etti” söylentisi yayılır.
Böylece dayak korkusu kalkınca çocuklar büsbütün azgınlaşır. Hocanın yüzüne leblebi atmak, minderine iğne koymak, pabuçlarını saklamak benzer biçimde yaramazlıklar artar. Hoca, dayaksız baş edemeyeceğini anlayınca falakayı tekrardan getirir fakat bu kez açıkta tutmaz, gene de cezalar daha sertleşir.
Evlatların toplu yaramazlıklarından biri, hocayı esnetip uyutmak ve rahledeki enfiye kutusunu çalmaktır. Tüm derslik hapşırık krizine girince hoca suçluyu bulamaz, “hepiniz falaka” diyerek sıra dayağına girişir. Bu vakadan sonrasında hoca, bilhassa hapşırmayı “benimle eğleniyorsunuz” diye algılamaya adım atar ve hapşıran olursa fazlaca ağır döveceğine dair sert bir yemin eder: “Koşul olsun…” Anlatıcı evde annesine bunun ne demek bulunduğunu sorar, anası bunun “fazlaca büyük yemin” bulunduğunu ve bozulmasının ağır netice doğuracağını anlatır. Çocuklar bu ürkütücü bilgiyi öğrenince, hocanın bu yeminini ona karşı bir “zayıf nokta” olarak görmeye adım atar.
Hikayenin kırılma anı, anlatıcının tek başına kurduğu daha ince bir muziplikle gelir. Hoca uyurken anlatıcı, enfiye dolu kağıt borular hazırlar, okul çıkışında eşeği hazırlamak için öne çıkan çocuklar arasındayken, bu borulardan birini Abdurrahman Çelebi’nin burnuna üfler. Eşek peş peşe hapşırmaya adım atar. Hoca şaşırınca anlatıcı, hocanın kendi yeminiyle onu köşeye sıkıştırır: “Bugün ‘kim hapşırırsa falakaya yıkacağım’ demiştiniz, eğer eşeği affederseniz yemininiz bozulur…”
Çocuklar da bir ağızdan aynı tehdidi yeniden eder. Hoca, sevilmiş olduğu eşeğine kıyamasa da kalabalığın baskısı ve yemin korkusuyla “yıkınız!” der. Çocuklar eşeği falakaya yatırır ve hoca sopayla vurmaya adım atar. Tam bu sırada kaymakam yeniden çıkagelir, olanları görünce öfkelenir, evlatları azarlayıp hocayı yanına alır ve götürür. Bundan sonrasında ne falaka görülür ne de hoca…
Finalde anlatıcı, seneler sonrasında bile birinin hapşırdığını gördüğünde bu vakası hatırladığını, gülümsemenin derhal arkasından içini belirsiz bir acının kapladığını söyler. Şundan dolayı sonuçta bu “gülünç” muziplik, hocanın işini kaybetmesine ve muhtemelen yoksullaşmasına yol açmıştır. Öykü, “dünyadaki her komik şeyin altında görünmez bir facia yok mudur?” sorusuyla biter. Doğrusu güldürü benzer biçimde görünen olayların ardında gerçek bir trajedi ve vicdan yükü bulunabileceğini vurgular.
Hikayenin arka planında ise kuvvetli bir eğitim eleştirisi vardır. “Eski usul” mahalle okulunda öğrenmenin ezbere indirgenilmesi, dayak/falakanın “eğitim aracı” benzer biçimde kullanılması ve çağdaş devlet temsilcisi kaymakamla “eski” öğretmen tipi arasındaki gerilim öne çıkarılır. Nitekim bilimsel nitelikli bir araştırma, Falaka’da “eski tip okulda duvara asılı falakanın çağ dışı bir eğitim aracı olarak görülmesi” üstünden dayak olgusunun işlendiğini ve kaymakam-öğretmen düzleminde “yeni-eski eğitim anlayışı” karşıtlığının kurulduğunu belirtir.
Falaka – Kitap Açıklaması
Ömer Seyfettin’in klasikleşmiş dokuz öyküsü (Falaka, Yüzakı, And, Buyrultu, Rejim, Perili Köşk, Bomba, Kütük, Vire), çocuklar için hazırlandı. Öyküler hem garip bilgiler içeriyor, hem bir tarih yolculuğu sunuyor. Evlatlarımızın Türk edebiyatının en mühim isimlerinden biriyle tanışması için ilk adım…
(Tanıtım Bülteninden)


