Kötülüğün Sıradanlığı – Hannah Arendt

Kötülüğün Sıradanlığı – Hannah Arendt

Fenalık bir çok vakit “canavarca” bir şey şeklinde düşünülür: Şiddete eğilimli, nefretle dolu, karanlık bir ruhun dışa vurumu… Oysa Hannah Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” terimi tam tersine işaret eder. Arendt’e gore çağıl fenalık, devamlı şeytani niyetlerden doğmaz. Kimi zaman vazife tanımı, rutin, kariyer kaygısı, itaat kültürü ve düşünmeden hareket etme şeklinde “düzgüsel” görünen tutumların birleşimiyle ortaya çıkar.

Bu yaklaşım, yalnızca tarihsel bir münakaşa değildir. Siyaset içinde karar alanlar, eğitimde disiplin uygulamaları, kurumların hiyerarşik işleyişi, hatta günlük dünyadaki toplumsal medya linçleri… Hepsi, “Ben bir tek bana verilen görevleri/emirleri yerine getirdim ve bir tek işimi yapıtım.” cümlesinin ne kadar tehlikeli olabileceğini gösterir. Arendt’in aslolan vurgusu şudur: Fenalık kimi vakit bir karakter bozukluğundan değil; körü körüne itaat ve aklın, mantığın, vicdanın askıya alınmasından beslenir.

Adolf Eichmann Kimdir?

Hannah Arendt

Adolf Eichmann (1906–1962), Nazi Almanyası’nda SS subayı ve Holokost’un lojistik/idarî organizasyonunda kilit rol oynayan bir bürokrattı.

  • Nazi devlet yapısı içinde, bilhassa Yahudilerin zorla toplanması, sevki ve sürgün edilmesi süreçlerinin planlanması ve koordinasyonunda vazife aldı.
  • Harp sonrası yıllarda yakalanmamak için Avrupa’dan firar etti, uzun süre gizlendi.
  • 1960’ta İsrail istihbaratı tarafınca Arjantin’de yakalanıp İsrail’e götürüldü.
  • 1961’de Kudüs’te yargılandı; insanlığa karşı suçlar ve cenk suçları kapsamında suçlu bulunmuş oldu.
  • 1962’de idam edildi.

Hannah Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” tartışması, büyük seviyede Eichmann’ın bu yargılamadaki savunmaları ve “Ben, bana verilen görevi yaptım.” diyen basit bir işyar şeklinde görünen tutumu çevresinde şekillenmiştir.

Kötülüğün Sıradanlığı Nedir?

“Kötülüğün sıradanlığı” (banality of evil), Arendt’in 1963’te piyasaya çıkan “Eichmann in Jerusalem: A Report on the Banality of Evil” adlı çalışmasıyla geniş kitlelere ulaştırdığı bir kavramdır.

Temel iddia şu şekilde özetlenebilir:

  • Fenalık devamlı patolojik bir nefret ya da sadizm içermez.
  • Bazı failler, yaptıklarının etik anlamını kavramadan hareket eder.
  • Bu tür fenalık, “düşünmeme”, “yargılamama” ve “başkasının yerine kendini koyamama” ile ilişkilidir.

Arendt burada kötülüğü “önemsiz” ya da “hafifçe” bir şey olarak görmez. Aksine, tesiri bakımından devasa olan kötülüğün, failin zihninde sıradanlaşabildiğini anlatır. Ürkütücü olan da budur: Tarihin en ağır suçları, kimi zaman olağan görünen kurumsal süreçler içinde üretilebilir.

Kavramın Kilit Unsurları:

Düşünme (akıl-mantık), Yargılama, Mesuliyet

Arendt’in yaklaşımı üç ana kavram çevresinde anlaşılır:

  • Düşünme (thinking): Otomatik akışa kapılmadan durup değerlendirme.
  • Yargılama (judgment): “Bu doğru mu?” sorusunu sorma, vicdanı devreye sokma.
  • Mesuliyet (responsibility): “Buyruk aldım” bahanesiyle etik yükümlülükten kaçmama.

Bu üçü zayıfladığında, basit insanoğlunun basit koşullarda “kötülüğe aracılık etmesi” mümkün hâle gelir.

Hannah Arendt Bu Fikre Iyi mi Ulaştı?

Arendt, Nazi sürecinin mühim isimlerinden Adolf Eichmann’ın 1961’de Kudüs’te görülen yargılamasını izledi. Eichmann, Yahudilerin toplama kamplarına sevk edilmesinde rol oynayan bürokratik mekanizmanın eleştiri bir parçasıydı. Arendt’in dikkatini çeken şey, Eichmann’ın “şeytani” bir figür şeklinde görünmemesiydi.

Eichmann kendini şu tür cümlelerle savunuyordu:

  • “Ben emirleri uyguladım.”
  • “Kanun ne diyorsa onu yaptım.”
  • “Görevimi yerine getirdim.”
  • “Kişisel bir nefretim yoktu.”

Arendt’in analizinde aslolan sarsıcı nokta şudur: Eichmann’ın dili klişelerle doluydu; düşünmesi kalıplara sıkışmıştı. Burada Arendt, kötülüğün kaynağını “derin bir kötücüllük”te değil, derinlik eksikliğinde bulur: Etik düşünme derinliğinin ve vicdani melekelerin kaybı.

Arendt’in “sıradanlık” vurgusu, failin ruhsal olarak “düzgüsel” görünebilmesine işaret eder; meydana getirilen eylemin sıradanlığına değil.

“Sıradanlık” Ne Demek: Yanlış Anlaşılmalar ve Düzeltmeler

Kavram sıkça yanlış yorumlanır. Bundan dolayı birkaç düzeltmeyi baştan yapmak gerekir.

1) “Arendt kötülüğü küçümsedi” mi?

Hayır. Arendt kötülüğün neticelerini asla küçümsemez. “Sıradanlık” kelimesi, kötülüğün gündelikleşebilme kapasitesini ifade eder. Şu demek oluyor ki fenalık, toplumsal düzenin “düzgüsel” işleyişi içinde masum bir rutin şeklinde sunulabilir.

2) “Eichmann masum muydu?”

Hayır. Arendt, Eichmann’ın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Tam tersine, “buyruk aldım” savunmasının etik sorumluluğu silmeye yetmeyeceğini gösterir. Bürokratik sistemin içinde olmak, suçu otomatikman hafifletmez.

3) “Hepimiz her koşulda Nazi olabilir” mi?

Arendt, insanoğlunun kırılgan yönlerine dikkat çeker: itaat, konformizm, kariyerizm, korku… Bu unsurların birleşimi tehlikelidir. Fakat bu, her insanın aynı seviyede aynı suça sürükleneceği anlamına gelmez. Arendt’in derdi, insanı mahkûm etmek değil, uyanık tutmaktır.

Kötülüğün Sıradanlığı Iyi mi Üretilir?

Bu bölüm, kavramın toplumsal ve kurumsal boyutunu idrak etmek için kritiktir. Arendt’e gore fenalık; tek bir kişinin “fena niyeti” ile değil, bir çok vakit bir sistemin “sorumsuzlaştırıcı” yapısıyla büyür.

Kurumsal Mekanizmalar: Siyaset ve Parçalanmış Mesuliyet

Çağıl kurumlarda mesuliyet çoğu zaman parçalanır:

  • Bir şahıs sonucu vermez, “prosedürü uygular”.
  • Bir diğeri imzayı atar, “yasal gereklilik” der.
  • Başkası uygulamayı yapar, “yönerge bu şekilde” der.

Sonuçta ortaya çıkan tablo şudur: Hepimiz ufak bir parçayı yapmış olduğu için kimse bütünü sahiplenmez. Bu, vicdanın dönem dışı kalmasına yol açabilir.

Dilin Bozulması: Klişe ve Gerçeği Gizleme

Arendt’in Eichmann’da yakaladığı mühim noktalardan biri dildir. Fenalık bir çok vakit, gerçeği örten ifadelerle meşrulaştırılır:

  • “Temizlik” denir, aslına bakarsak sürgün vardır.
  • “Güvenlik” denir, aslına bakarsak ayrımcılık vardır.
  • “Seviye” denir, aslına bakarsak baskı vardır.
  • “Hakkaniyet” denir, esasında ciddi bir hukuksuzluk vardır.

Dil bozulunca düşünme de bozulur. Klişeler, ferdin vicdani muhasebesini kısa dönem yaptırır.

İtaat Kültürü ve Konformizm

Bir grubun parçası olmak, kimi zaman etik refleksleri zayıflatır. Zira dışlanma korkusu, insanı “hepimiz bu şekilde yapıyor” düşüncesine götürür ve koşulsuz yanlışa/baskıya/otoriteye teslimiyet kaçınılmaz hale gelir.

Burada şu suali sormak önemlidir:
“Ben bunu hakikaten doğru bulduğum için mi yapıyorum, yoksa ‘dışlanmamak, çıkarlarımı kaybetmemek, uyum sağlamak’ için mi?”

Arendt’in Aslolan Mesajı: Düşüncenin Ahlakı

Arendt için sorun “fena insan” aramak değildir. Sorun, düşünmenin kendisidir. Düşünme burada salt zekâ ya da informasyon anlamına gelmez. Daha fazlaca şu tutumu ifade eder:

  • Kendinle iç konuşma yapabilmek,
  • Yapacağın şeyin neticelerini tahayyül edebilmek,
  • Başkasının yerine kendini koyabilmek,
  • “Bunu yaparsam ben kim olurum?” sorusunu sorabilmek.

Arendt’in çarpıcı önerisi şudur:
Bazı insanoğlu kabahat işlemez, zira “kendileriyle yaşamayı” göze alamazlar. Şu demek oluyor ki düşünme, insanı frenleyen bir iç mekanizmadır.

Güncel Hayatta Kötülüğün Sıradanlığı: 

Arendt’in terimini bugüne uyarlarken dikkatli olmak gerekir. Her örnek “soykırım” ölçeğinde değildir. Sadece mekanizmanın mantığı benzer olabilir: düşünmeden meydana getirilen, sorumluluğu başkasına atan, kurumsal dilin arkasına gizlenen eylemler.

1) Kurumsal Haksızlıklar ve “Prosedür” Savunması

  • Bir öğrencinin hakkı yenir, “yönetmelik bu şekilde” denir.
  • Bir yurttaş mağdur olur, “sistem izin vermiyor” denir.
  • Bir çalışan mobbinge uğrar, “işin doğası” denir.

Bu örneklerde eleştiri sual şudur: Prosedür ahlakî sorumluluğu ortadan kaldırır mı? Arendt’in cevabı nettir: Hayır.

2) Toplumsal Medya Linçleri ve Sürü Psikolojisi

Bir şahıs hakkında doğrulanmamış informasyon yayılır. Binlerce şahıs paylaşır. Kimse “bu doğru mu, gerçek mi, güvenli miyim?” demez. Sonrasında geri dönüşü zor bir zarar oluşur. Burada fenalık, tek bir “fena kalp”ten değil; hız, hiddet ve grup dinamiğinden beslenir.

3) “İşimi Yapıyorum” Diyen Profesyonellik

Kimi vakit etik problemler, “profesyonellik” etiketiyle örtülür:

  • “Ben bir tek rapor yazdım.”
  • “Ben bir tek algoritmayı geliştirdim.”
  • “Ben bir tek denetimi yaptım.”
  • “Ben bir tek emirleri uyguladım.”…

Arendt’in yaklaşımı bu noktalarda bir uyarı gibidir: İşi yapmak, ortaya çıkan sonucu düşünmeyi gereksiz kılmaz.

Kavramın Eleştirileri: Arendt’e Hangi Noktalarda İtiraz Edildi?

Bilimsel nitelikli dürüstlük açısından şunu da açıkça söylemek gerekir: “Kötülüğün sıradanlığı” tartışması kuvvetli olmasıyla birlikte eleştiri de almıştır.

Eleştiriler genel anlamda üç başlıkta toplanır:

  • Eichmann’ın ideolojik bağlılığının küçümsendiği iddiası: Bazı araştırmacılar, Eichmann’ın yalnızca “işyar” olmadığını, ideolojiyle daha iç içe bulunduğunu savunur.
  • Faili “normalleştirme” riski: Kavramın popüler kullanımında, suçun ağırlığı sanki hafifliyormuş şeklinde anlaşılabildiği söylenir.
  • Yapısal sistem vurgusunun bireysel kötücüllüğü gölgeleyebileceği eleştirisi: Her fenalık “düşünmeden” mi olur? Kimi zaman bilgili kötücüllük de vardır.

Bu itirazlar önemlidir. Gene de Arendt’in katkısı şurada kalıcıdır: Kötülüğü yalnızca “psikopatlar”a havale etmenin rahatlatıcı fakat tehlikeli bir yanı vardır. Zira o vakit cemiyet, kendi basit mekanizmalarını sorgulamaz.

Eğitim, Etik ve Yurttaşlık Açısından Ne Öğreniyoruz?

Bir öğretmen gözüyle baktığımızda Arendt’in terimi, öğrencide ve yurttaşta geliştirilmesi ihtiyaç duyulan temel becerilere işaret eder.

Geliştirilecek Beceriler

  • Eleştirel düşünme: “Niçin?” sorusunu sorma alışkanlığı
  • Ahlakî/vicdanî muhakeme: Doğru–yanlış ayrımını gerekçelendirme
  • Empati: Başkasının zararını gerçek bir olgu olarak görme
  • Sivil cesaret: Kalabalığa karşın “hayır” diyebilme
  • Dil farkındalığı: Klişe ve propaganda dilini ayırt edebilme

Derslik İçi Uygulama Önerileri

  • Vaka incelemesi (case study) emek harcamaları
  • “Buyruk aldım” savunması üstüne münakaşa metinleri
  • Mesuliyet haritalama: “Bu kararda kim, ne kadar görevli?”
  • Medya okuryazarlığı: Söylem çözümlemesi ve doğrulama pratikleri

Arendt’in terimi, okul kültüründen kurum etiğine kadar uzanan bir “uyanıklık disiplini”dir.

Netice: Arendt’in Bugüne Bıraktığı Mütevazı Fakat Sert Uyarı

“Kötülüğün sıradanlığı” terimi, insanı umutsuzluğa değil, sorumluluğa çağırır. Arendt bizlere şunu hatırlatır: Fenalık kimi zaman bağırarak gelmez. Kimi zaman kravat takar, dilekçe yazar, biçim doldurur, “yönerge” der, “prosedür” der, “düzgüsel” der.

Bu yüzden aslolan sorun “fena insanoğlu”ı teşhis etmek kadar, kötülüğün sıradanlaşmasını engelleyecek düşünme alışkanlıklarını canlı tutmaktır. Düşünmek burada lüks değil; etik bir zorunluluktur. Zira düşünme bittiğinde, insan yalnızca bir çarkın dişlisi olur. Ve o çark, fazlaca kolaylıkla başkalarını ezer.

Arendt’in cümlesi bir tür etik pusula şeklinde okunabilir:
“Yapabiliyor olmam, yapmam gerektiği anlamına gelmez.”
Bu farkı koruyabildiğimiz seviyede, sıradanlığın içinden fenalık üretmeyiz.

Sık Sorulan Sorular

1) Kötülüğün sıradanlığı ne anlama gelir?

Kötülüğün devamlı şeytani niyetle değil, düşünmeden itaat etme ve sorumluluğu başkasına devretme şeklinde basit tutumlarla ortaya çıkabileceğini anlatır.

2) Hannah Arendt bu terimi hangi vaka üstünden geliştirdi?

1961’de Kudüs’te görülen Adolf Eichmann davasını izlerken, failin “canavar” değil “siyasetçi” görünümü üstünden kavramsallaştırdı.

3) “Ben bir tek emri uyguladım” savunması Arendt’e gore geçerli midir?

Hayır. Arendt, buyruk–prosedür–kanun şeklinde gerekçelerin etik/vicdani sorumluluğu ortadan kaldırmadığını vurgular.

4) Kötülüğün sıradanlığı ile itaat kültürü içinde iyi mi bir ilişki var?

İtaat kültürü, ferdin yargılama becerisini zayıflatır. Şahıs kendi aklını kullanmak yerine otoritenin kararını “doğru” kabul etmeye adım atar.

5) Kötülüğün sıradanlığı terimi günümüzde nerelerde tartışılır?

Siyaset etiği, kamu yönetimi, insan hakları, eğitimde disiplin uygulamaları, toplumsal medya linç kültürü ve kurumsal mesuliyet alanlarında sıkça tartışılır.

6) Arendt’in terimine yönelik başlıca eleştiriler nedir?

Bazı araştırmacılar Eichmann’ın ideolojik bağlılığının küçümsendiğini, kavramın popüler kullanımda suçu “normalleştirme” riskini taşıdığını savunur.

(Toplam: 1, Bugün: 1 )