Hikaye İnceleme: Gamsız’ın Ölümü – Türk Dili ve Edebiyatı

Öykü İnceleme: Gamsız’ın Ölümü – Reşat Nuri Güntekin

GAMSIZ’IN ÖLÜMÜ

O sabah, ana okulunun bahçesinde fevkalâde bir telâş ve canlılık vardı. Öğrenci bayramı günüydü. İlk ve orta mektepler, kafile kafile marşlar söyleyerek sokaklardan geçiyor, şehrin uzak mesirelerine dağılıyorlardı.

En yaşlanmış talebesi altı yaşlarında olan bu ana okulunun o denli uzaklara götürülmesine imkân yoktu. Onlar bayramlarını -kendi minimini ve paytak adımlarıyle- yirmi dakika çeken bir dere kenarında yapacaklardı.

Hazırlık, dehşetti. Bahçe, renk renk elbiselerle canlı bir çiçek tarlasına dönmüştü. Adam çocuklar, yeni potinlerini siliyorlar, kızlar birbirlerinin saçlarını düzeltiyorlar, çözülmüş kuşaklarını bağlıyorlar, düğmelerini ilikliyorlardı. Altı yaşlarında bir kız, taş merdivenin basamağına oturmuş, dört yaşlarında bir öksüz arkadaşının, sökük gömleğini dikmeye çalışıyordu. Nihayet hazırlık bitti, kafile yola düzüldü. Bir elleriyle, taburda, arkadaşlarının elini tutuyorlar, ötekiyle -renkli paketler, minimini sepetler içinde- yiyeceklerini, oyuncaklarını taşıyorlardı.

Sokaklarda fazla gürültü ve intizamsızlık olmasın diye öğretmenler, ufaklıklara marş söyletmeye başlamışlardı. Büyükler, göğüslerinin tüm kuvveti, kalblerinin tüm sevinciyle bağırıyorlar, küçükler, yürümekte olduğu benzer biçimde, şarkı söylemekte de geri kalıyorlar, keyifli bir kargaşalık oluyordu.

Tabur, sokaklardan geçerken pencereler açılıyor, hanım başları sarkıyor, dükkânlardan satıcılar çıkıyordu.

Bu ana okulunun tüm gezintilerde olduğu benzer biçimde, alay başını gene “Gamsız” çekiyordu.

Gamsız sarı tüylü yaşlanmış bir mahalle köpeğiydi. İnsan benzer biçimde anlayışlı, fakat insandan daha vefakâr bir mahlûktu.

Galiba serseri ve kalender meşrebi için ona mahallede “Gamsız” demişlerdi. Fakat hakikatte o, köpeklerin en gamlısı idi, birkaç yıl evvel büyük bir mateme uğramıştı.

(…)

Onun bir yerde bir kaza eceline uğradığını zannedenler olmuştu. Fakat kalender ve mütevekkil görünüşüne karşın o, oldukca gözü açık bir köpekti. Cinsinin düşmanlarını iyi tanır, hatta kimi zaman bir onlara inanıyor, zehirli ekmeklerini yiyor, tuzaklarına düşüyor görünerek alay bile ederdi. Binaenaleyh onun bir yerde ölüp kalmasına imkân yoktu. Nitekim yedi gün sonrasında yine mahalleye gelmişti. Yalnız birazcık daha yaşlanmış ve düşkün, uzun sarı tüyleri birazcık daha çamurlu, bacakları birazcık daha berelenmiş olarak.

Bilmiyorum yalan, bilmiyorum doğru, mahalle hanımefendileri onun için bir olay anlatırlardı. Gamsız, güya evlatlarının ölümünden sonrasında yaşamak istememiş. Belediye kulübelerinin karşısında durup boynunu bükmüş, yalvarır benzer biçimde kesik kesik uluyarak, çocuklarını öldüren yiyecekten istemiş. Hatta bir defasında zehirlenmiş, fakat ölmemiş. Oldukca ıstırap çektikten, oldukca süründükten sonrasında yine ayağa kalkmış…

Gamsız, evlatlarının ölümünden sonrasında mahalleye darılmış, ana okulunun arkasındaki viraneye çekilmişti. Sokakta derhal asla dolaşmaz, yalnız ara sıra mektebin bahçe duvarından içeri atlar, çocuklarla oynar, öğle vakti onların artıklarını yerdi.

Ufaklıklara, büyüklerden fazla güvenlik etmiş olduğu, onlardan esaslı bir zarar gelmeyeceğini bilmiş olduğu için miydi, yoksa onların da -kendi ölmüş küçükleri gibi- masum ve müdafaasız mahlûklar bulunduğunu hissettiği için mi bu şekilde yapıyordu?

Öğretmenler, bu altın sarısı gözlerinde mahsuz bir vefa ile bakan, evlatların her nazına, her cevrine tahammül eden yaşlanmış sokak köpeğini kovmamışlar, bilâkis gizli saklı gizli saklı himaye etmişlerdi. Hasılı, Gamsız, mektebin hademesi, kapıcısı nevinden bir emektar, küçüklerin en sevgili bir arkadaşı olmuştu.

Ana mektepleri, insan cemiyetlerinin küçültülmüş numuneleri gibidir. Orada da yoksulluk, kılıksızlık, aileye ilişik bir kir. benzer biçimde sebeplerle sosyete haricinde bırakılan, ya da vakitsiz bir inziva meyliyle evinden kaçan “yalnız”lar vardır. Gamsız, bilhassa bu minik “yalnız”larla arkadaşlık eder, bahçenin bir köşesinde onlarla ağır ağır dolaşırdı. Ufak kalplerinde söylenilemeyecek dertler ve infialler taşıyanlar, onun çamurlu ayaklarını, elleri içine alarak konuşurlardı.

Gamsız, haline nazaran hastabakıcılığı bile etmiş, bigün bahçede koşarken yere yuvarlanan bir minimininin berelenmiş dizini diliyle yalamıştı.

Kafile, artık mahalleden çıkmış, yeşil tarlaların arasından geçen bir ince patikaya düşmüştü. Gamsız, en önde; mağrur ve mütevekkil tavrıyla yürüyordu. Fakat nedense bugün onda bir neşesizlik, anlaşılmaz bir durgunluk vardı.

Nihayet, bayram yerine varıldı. Burası gölgeler içinde serin bir ırmak kenarıydı. Suların içine yeşil söğütler sarkıyordu. Küçüklerin velvelesinden çayırdaki kuşlar ürküp kaçmıştı. Şimdi gün onlarındı. Koşuşa çığrışa etrafa dağılıyorlar, ağaçlara tırmanıp çimenlerde yuvarlanıyorlardı. Akşama daha dünya kadar süre bulunduğunu hesap edemeyince kuvvetlerini, neşelerini israf ediyorlar, hatta yiyeceklerini, yemişlerini yemeye başlıyorlardı.

Gamsız da bir aralık canlanmış, çocuklarla birlikte oynamak istemişti. Fakat aniden durdu, başını kaldırarak acı acı uludu. Sonrasında yavaş yavaş çekildi, iki büyük taşın içinde kıvrılıp yattı.

Gamsız, hastaydı. Çocuklar, derhal bunu fark ettiler. Yiyecek götürdüler. O, verilen yiyecekleri yemiyor, ara sıra titizleşiyor, yalnız bırakmaları için yalvarır benzer biçimde dişlerini çıkararak hafifçe hafifçe bağırıyordu.

Gamsız’ın ıstırabını ve bakışlarındaki perişanlığı öğretmenler de gördüler.

— Yaklaşmayın çocuklar… Hayvandır bu. Bir ihtimal kudurmuştur, dediler.

Evlatların aldırmadıklarını görerek hademelerden birini nöbetçi bırakmaya zorunlu oldular.

Büyücek öğrencilerden biri, -altı, yedi yaşlarında bir kız-birdenbire bir şey hatırlayarak bağırmaya başladı:

— Eyvah, Gamsız’ı zehirlediler. Bu sabah, bir şey almak için bakkala gitmiştim. Köşe başlangıcında, süprüntülükte Gamsız’ı gördüm. Diğeri köpeklerle birlikte bir şey yiyordu. Ne olursa olsun zehirli ekmek yedi.

Öğretmenler, yaşlanmış köpekten bu şekilde bir ihtiyatsızlık beklemiyorlardı. Fakat çocuğun söylediği doğruydu. Gamsız, tüm zehirlenen köpeklerde görülen ihtilâçlarla kıvranmaya, çırpınmaya başlamıştı.

Evlatların neşesi aniden sönmüş, çayıra bir eski mezarlık sükûtu çökmüştü. Bazıları sızıldanıp ağlıyorlardı. Yapılacak bir şey yoktu.

Mektebin pek sevgilisi de olsa, bir köpek yüzünden bir bayramın küçüklere zehir olmasına müsaade edilemezdi. Öğretmenlerden biri:

— Çocuklar, korkmayın. Siz bilmezsiniz. Gamsız, bir kere daha zehirlendi de kurtuldu. Ona bir şey olmaz. Haydi, oyununuza! diye bağırdı.

Küçükleri, yarı zorla dağıtmaya başladılar. Bazıları ağlamağa devam ediyor, bazıları hocanın sözleriyle kendilerini teselli ederek: “Gamsız, gayretlidir… Bir şey olmaz!” diyordu. Hatta minik ellerini açarak onun için yakarma edenler bile vardı.

Öğretmenler, nihayet başka bir deva düşündüler. Bayram yerini iki üç dakika uzakta bir başka ağaçlığa nakletmek… Battaniyeler, paketler toplandı ve kafile, Gamsız’ı yalnız bırakarak, hareket etti.

Evlatların içinde derhal gizli saklı bir teşkilât yapılmıştı. Üç beş dakikada bir talebeden ikisi kayboluyor, gizlice Gamsız’ı görmeye giderek ondan haber getiriyordu. Havadis, derhal küçükler içinde yayılıyor, en miniminileri bile bunu öğretmenlerden saklıyordu.

Bir saat sonrasında gene acı bir haber geldi. Gamsız, ölmek suretiyle idi. Saklandığı taş kovuğundan çıkmış, mütemadiyen çırpınıyordu. (.) Artık ne komut, ne tehdit, evlatları zapt edemedi. Hep birden ağlaşıp bağrışarak koşmaya başladılar. Öğretmenler, ikisini, üçünü zorla yakalasa, sekizi, onu kurtulup kaçıyordu.

Mamafih, artık köpeğe yaklaşmadılar. Gamsız’ın çırpınması korkulu bir şeydi. Nihayet son bir gayretle toparlandı. İçindeki ateşi teskin için ırmağa doğru koşmaya başladı. Irmak kenarındaki ince tahta köprünün yanında, beş yaşlarında iki minimini kız vardı. Bunlar, köpeğin tozu dumana katarak geldiğini görünce korktular. Tahta köprüden karşıya geçmek istediler. Fakat birisi telâşla ırmağa düştü, çırpınmaya başladı.

Gamsız, bu kazayı görünce aniden durdu. Yolunu değiştirdi. Tahta köprüye koştu. Çocuğun arkasından suya atıldı. Onu ağzıyla eteğinden elde etti. Öğretmenler yetişinceye kadar onu suyun yüzünde tuttu.

Sonrasında, artık takati kesilmiş benzer biçimde kendini bıraktı. Bir iki kere daldı, etrafındaki suları köpürttü ve öldü. Kaskatı kesilmiş vücudu, suyun hafifçe akıntısına uyarak yavaş yavaş uzaklaştı. (Reşat Nuri Güntekin, Leylâ ile Mecnun)

1- Metnin yazarı hakkında

Reşat Nuri Güntekin’in Edebî Kişiliği

Reşat Nuri Güntekin
  • Reşat Nuri Güntekin, Türk edebiyatının mühim hikâye ve roman yazarlarından biridir. 1889 senesinde İstanbul’da doğan, 1956 senesinde vefat etmiştir.
  • Kuvvetli bir gözlemcidir.
    Anadolu’yu yakından tanımış, insanları ve toplumsal yapıyı gerçekçi bir halde eserlerine yansıtmıştır.
  • Eserlerinde bireysel konuların yanı sıra toplumsal meseleleri de ele almış, cemiyet yaşamını yansıtmıştır.
  • Anadolu insanını merkeze alır.
    Anadolu’nun gerçek yüzünü, insanını ve yaşamını samimi bir halde anlatmıştır.
  • Sade ve akıcı bir dil kullanır.
    Halkın anlayabileceği açık, mütevazı ve organik bir üslup benimsemiştir.
  • Psikolojik tahlillere ehemmiyet verir.
    Karakterlerin iç dünyasını, duygu ve düşüncelerini başarı göstermiş bir halde işler.
  • Gerçekçi bir anlatımı vardır.
    Vakaları abartmadan, yaşamın içinden kesitler sunarak anlatır.
  • Roman ve hikâyede başarılıdır.
    Bilhassa roman türünde ün kazanmış, Çalıkuşu benzer biçimde eserlerle geniş kitlelere ulaşmıştır.
  • Duygusal yönü güçlüdür.
    Okuyucuda tesir bırakan, duygu yüklü anlatımlar kullanır.
  • Oldukca yönlü bir yazardır.
    Roman, hikâye, tiyatro benzer biçimde değişik türlerde eserler vermiştir.
  • Gazetecilik ve öğretmenliğin tesiri görülür.
    Yazılarında hem öğretici hem de gözleme dayalı bir ifade dikkat çeker.
  • Takma adlar kullanmıştır.
    Bazı yazılarını değişik isimlerle yayımlamıştır (mesela Hayrettin Rüştü, Cemil Nimet benzer biçimde).

2- Kahramanlar (Karakterler)

Hikayede hem merkezi bir hayvan karakteri hem de kolektif bir çocuk grubu ön plandadır:

  • Gamsız: Hikayenin aslolan kahramanıdır. Sarı tüylü, yaşlanmış bir mahalle köpeğidir. İnsanlardan daha vefakâr, anlayışlı ve ufaklıklara karşı sonsuz bir sabır gösteren “mektep emektarı” olarak tanımlanır. Kendi yavrularını yitirmiş, acılı bir geçmişi vardır.
  • Ana Mektebi Talebeleri (Çocuklar): En büyüğü altı yaşlarında olan, Gamsız’ı en yakın arkadaşları olarak gören masum bir gruptur. Gamsız ile aralarında, toplumun dışladığı “yalnızlar” üstünden kurulan kuvvetli bir bağ vardır.
  • Öğretmenler ve Hademeler: Evlatları korumaya çalışan, başlangıçta Gamsız’ı gizlice himaye eden sadece o hastalandığında evlatları korumak için köpeği yalnız bırakan erişkin figürlerdir.
  • Irmağa Düşen Ufak Kız: Beş yaşlarında olan ve Gamsız’ın son bir gayretle yaşamını kurtardığı çocuktur.

3- Çatışma

Hikayede birden fazla katmanda çatışma işlenmektedir:

  • İnsan-Tabiat/Cemiyet Çatışması: Köpeklerin belediye tarafınca zehirlenmesi ve Gamsız’ın bu zehirle (ölümle) olan mücadelesi temel fizyolojik çatışmadır.
  • Duygusal Çatışma (Zıtlık): “Öğrenci Bayramı”nın getirmiş olduğu büyük sevinç ve canlılık ile Gamsız’ın vefatıyla gelen derin üzüntü arasındaki zıtlık, hikayenin duygusal çatışmasını oluşturur.
  • Fedakarlık ve Yaşam Mücadelesi: Gamsız’ın kendi can çekişirken (içsel/fizyolojik acı), ırmağa düşen evladı kurtarmak için son enerjisini kullanımı, ölüm ile vazife bilinci arasındaki çatışmayı gösterir.

4- Vakit

Hikayede süre terimi iki şekilde ele alınır:

  • Olay Zamanı: Vakalar bir “öğrenci bayramı” sabahında adım atar. Öykü, sabah hazırlıklarıyla başlayıp evlatların mesire alanına gidişi ve Gamsız’ın öldüğü öğleden sonraki/akşamüzeri saatlerine kadar devam eden bir günü kapsar.
  • Geçmiş Vakit: Gamsız’ın karakter derinliğini sağlamak için yavrularının öldüğü “birkaç yıl evveline” ve mahalledeki eski günlerine göndermeler yapılır.

5- Mekân ve özellikleri

Metinde iki temel mekân vardır:

  • Anaokulu bahçesi: Hareketli, neşeli ve canlı bir ortam
  • Piknik alanı (ırmak kenarı): Başta keyifli, sonrasında hüzünlü bir ortama dönüşür

Mekânlar, olayların duygusal tonuna nazaran değişim gösterir.

6- Anlatıcı ve görüş açısı

Metin üçüncü şahıs anlatıcı ile yazılmıştır.
Anlatıcı, vakaları dışarıdan gözlemleyen ilahi (hakim) bakış açısına haizdir. Şu sebeple hem vakaları hem de karakterlerin iç dünyasını bilir.

7- Metindeki atmosfer

Metinde iki değişik atmosfer vardır:

  • Neşeli atmosfer: Başlangıçta evlatların bayram luğu
  • Hüzünlü atmosfer: Gamsız’ın hastalanması ve ölümü

Bu zıtlık, hikâyenin duygusal tesirini sağlamlaştırır.

8. Hikâyenin türü:

9- Metinde kullanılan ifade teknikleri nedir?

Metinde birden fazla ifade tekniği kullanılmıştır:

  • Öyküleyici anlatım: Vakalar bir süre sırasına nazaran anlatılmıştır (evlatların gezintiye gitmesi, Gamsız’ın hastalanması ve ölmesi).
  • Betimleyici anlatım: Bilhassa evlatların bulunmuş olduğu ortam ve Gamsız’ın durumu detaylı şekilde tasvir edilmiştir.
  • Açıklayıcı anlatım: Gamsız’ın geçmişi ve karakteri hakkında data verilmiştir.
  • Duygusal ifade: Okuyucuda acıma ve üzüntü duygusu uyandıracak ifadeler kullanılmıştır.

Bu anlatım tekniklerinin beraber kullanılması metni daha etkisinde bırakan ve akıcı hâle getirmiştir.

10- Metnin mevzusu ve teması nedir?

  • Konu:
    Anaokulu öğrencilerinin pikniğe gitmesi esnasında mahalle köpeği Gamsız’ın zehirlenmesi ve bir evladı kurtardıktan sonrasında ölmesi anlatılır.
  • Tema (Ana fikir):
    Fedakârlık, sevgi ve sadakat temaları ön plandadır.
    Gamsız, kendi canı pahasına bir evladı kurtararak gerçek sadakati ve sevgiyi gösterir.

11- Vaka örgüsü

Metindeki vakalar şu sırayla gerçekleşir:

  1. Evlatların bayram için gezintiye hazırlanması
  2. Gamsız’ın çocuklarla beraber yola çıkması
  3. Piknik alanına varılması
  4. Gamsız’ın hastalanması ve zehirlendiğinin anlaşılması
  5. Evlatların üzülmesi ve gizlice onu denetim etmeleri
  6. Gamsız’ın son anlarında evladı kurtarması
  7. Gamsız’ın ölmesi

Bu olay örgüsü metnin trajik tesirini artırmaktadır.

12- Metnin serim, düğüm ve çözüm bölümleri

  • Serim:
    Evlatların gezintiye hazırlanması ve Gamsız’ın tanıtılması
  • Düğüm:
    Gamsız’ın zehirlenmesi ve durumunun giderek kötüleşmesi
  • Çözüm:
    Gamsız’ın suya düşen evladı kurtarması ve arkasından ölmesi

Bu yapı, klasik hikâye planına uygun şekilde kurulmuştur.

Genel değerlendirme

Metin, yalnızca bir köpeğin hikâyesi değildir. Bununla birlikte:

  • Masumiyet (çocuklar)
  • Sadakat (Gamsız)
  • Fedakârlık (kurtarma anı)

benzer biçimde evrensel değerleri işler. Gamsız karakteri, insanlardan daha merhametli ve fedakâr bir varlık olarak sunulmuştur.

(Toplam: 1, Bugün: 1 )