Prens ile Dilenci – Mark Twain
| Tür: | Çocuk |
| Yazar: | Mark Twain |
| Yayınlanma Zamanı: | 2020 |
| Yayınevi: | İletişim Yayınları |
| ISBN: | 9789750529382 |
Karakterler
Tom Canty: Romanın iki ana kahramanından biridir. Londra’nın yoksul mahallelerinden birinde yaşayan fukara bir çocuktur. Babası tarafınca dilencilik halletmeye zorlanır ve fena işlem görür. Buna karşın Tom iyi niyetli, hayal gücü geniş, meraklı ve öğrenmeye açık biridir. Saray hayatına büyük ilgi duyar ve prensleri, kralları hayal ederek yaşar. Prens Edward’ın yerine geçtiğinde başta fazlaca korkar ve ne yapacağını bilmesi imkansız; fakat zaman içinde saray kurallarını öğrenir. Adaletli, merhametli ve dürüst davranışlarıyla aslen iyi bir yönetici olabilecek özelliklere haiz bulunduğunu gösterir.
Prens Edward Tudor: İngiltere Kralı VIII. Henry’nin erkek evladıdır ve tahtın varisidir. Sarayda büyümüş olduğu için rahat, güvenli ve ayrıcalıklı bir yaşam sürer. Başlangıçta halkın yaşamış olduğu sıkıntıları tam olarak bilmez. Sadece Tom Canty ile giysilerini değiştirip saraydan uzaklaşınca yoksulluğu, açlığı, sertliği ve adaletsizliği kendi gözleriyle görür. Edward gururlu, yürekli ve kesin bir çocuktur. Kimse ona inanmasa da gerçek kimliğini savunmaktan vazgeçmez. Yaşamış olduğu vakalar sonunda daha merhametli, adaletli ve halkını anlayan bir kral hâline gelir.
Miles Hendon: Romanın en pozitif erişkin karakterlerinden biridir. İyi kalpli, yürekli, yardımsever ve onurlu bir soyludur. Edward’ın gerçek prens olduğuna başta inanmaz; onun aklının karıştığını düşünür. Buna karşın Edward’a acır, onu korur ve yanında kalmasına izin verir. Miles, çıkar ardında koşmayan, zor durumda olan bir çocuğa yardım eden dürüst bir karakterdir. Romanın sonunda Edward tarafınca ödüllendirilir.
John Canty: Tom Canty’nin babasıdır. Romanın fena karakterlerinden biridir. Sert, egoist, acımasız ve çıkarcı bir adamdır. Tom’u dilencilik halletmeye zorlar, eve para getirmediğinde ona fena davranır. Ailesine sevgiyle yaklaşmaz; onları kendi çıkarı için kullanan zalim bir baba figürüdür. Tom’un yaşamış olduğu yoksulluk ve baskının en mühim sebeplerinden biridir.
Kral VIII. Henry: Prens Edward’ın babasıdır. Kuvvetli, otoriter ve sert bir kraldır. Sarayda hepimiz ondan çekinir. Oğlunu sever; fakat yönetim anlayışı oldukça katıdır. Romanda uzun süre yer almasa da ölümü olayların ilerlemesinde önemlidir. Onun ölümünden sonrasında Edward’ın kral olması gerekir; fakat Tom’un Edward sanılması sebebiyle kargaşalık büyür.
Father Andrew: Tom Canty’nin hayatındaki pozitif kişilerden biridir. Tom’a okuma yazma, terbiye ve bazı bilgiler öğretir. Ona krallar, prensler ve saray yaşamı hakkında hikâyeler anlatır. Tom’un hayal gücünün gelişmesinde ve öğrenmeye ilgi duymasında büyük tesiri vardır. Bilgili, iyi niyetli ve eğitici bir karakterdir.
Tom’un anası: merhametli ve şefkatli bir hanımdır. Kocasının sertliğine karşın çocuklarını sever ve bilhassa Tom’a karşı şefkatlidir. Yoksulluk içinde yaşasa da vicdanlı bir karakterdir. Tom, saraydayken annesini tanımazlıktan vardığında büyük bir vicdan azabı duyar; bu vaka Tom’un iç dünyasını etkileyen mühim sahnelerden biridir.
Hugo: Edward’ın halk arasındayken karşılaşmış olduğu fena niyetli kişilerden biridir. Hileci, çıkarcı ve acımasızdır. Edward’ı kullanmaya çalışır ve onu kabahat işlemeye zorlar. Romanın fena ve yozlaşmış cemiyet kesimlerini temsil eden karakterlerinden biridir.
Lady Jane Grey: saray çevresinde yer edinen asil bir karakterdir. Edward’ın yakın çevresindendir. Zarif, iyi yetişmiş ve asil bir genç kız olarak görülür. Tom’un saraydaki kimlik karmaşası esnasında onunla da karşılaşılır.
Mevzusu
Kitap, birbirine tıpatıp benzeyen iki çocuğun, yoksul Tom Canty ile Prens Edward Tudor’un, giyim değiştirerek yanlışlıkla birbirlerinin yaşamını yaşamasını anlatır. Tom sarayda prens sanılırken, Edward halkın içinde yoksulluğu ve adaletsizliği bizzat görür. Bu vakalar üstünden derslik farklarını, görünüşe nazaran insanları yargılamanın yanlışlığını ve adaletli bir yönetici olmanın önemini anlatılır.
Prens ile Dilenci Özeti
Roman, görünüşün insanoğlunun gerçek kıymetini göstermediğini anlatırken bununla beraber toplumdaki derslik ayrımlarını, adaletsiz hukuk düzenini ve insanların giysilerine ya da makamlarına nazaran kıymet görmesini eleştirir.
Romanın iki ana kahramanı Prens Edward Tudor ve yoksul bir çocuk olan Tom Canty’dir. Edward, İngiltere Kralı VIII. Henry’nin erkek evladıdır ve sarayda büyümüştür. Tom Canty ise Londra’nın yoksul mahallelerinden birinde yaşayan, ailesi tarafınca bir çok süre hor görülen ve dilencilik yapmak zorunda bırakılan bir çocuktur. CliffsNotes’a nazaran Tom ve Edward aynı gün Londra’da dünyaya gelmişlerdir, biri tahtın varisi, diğeri ise yoksul bir ailenin istenmeyen çocuğudur.
Tom Canty, yoksul bir çevrede yaşamasına karşın hayal gücü geniş, meraklı ve iyi niyetli bir çocuktur. Babası John Canty tarafınca dilencilik halletmeye zorlanır; eve para getirmediğinde fena işlem görür. Buna karşın Tom’un hayatında onu pozitif etkileyen biri vardır: Father Andrew. Father Andrew, Tom’a okuma yazma, terbiye ve Latinceden bazı bilgiler öğretir; bununla beraber ona krallar, prensler ve saray yaşamı hakkında hikâyeler anlatır. Bu hikâyeler Tom’un hayal dünyasını genişletir ve onda bigün gerçek bir prens görme arzusu uyandırır.
Bigün Tom, Londra sokaklarında dolaşırken Westminster Sarayı’nın önüne kadar gelir ve orada Prens Edward’ı görür. Sarayın askerlerinden biri Tom’a sert davranınca Edward bu duruma kızar ve Tom’u saraya aldırır. İki çocuk birbirlerini görünce şaşkına dönerler; şundan dolayı yüzleri birbirine neredeyse tamamen benzemektedir. Aralarındaki fark yalnızca giysileri, konuşma biçimleri ve içinde yaşadıkları toplumsal çevredir.
Tom, sarayın lüksüne ve temizliğine fanatik kalırken Edward da Tom’un dışarıdaki özgürlüğüne ilgi duyar. Bir oyun şeklinde süregelen merak sonucunda giysilerini değiştirirler. Sadece bu masum değişiklik, ikisinin de yaşamını tamamen değiştirir.
Edward, Tom’un yoksul giysileriyle dışarı çıkar ve saray görevlileri onu gerçek prens olarak tanımaz. Üstelik Edward ne kadar “Ben Prens Edward’ım” dese de kimse ona inanmaz. Dış görünüşü bir dilenciye benzediği için alaya alınır, itilip kakılır ve sonunda saraydan uzaklaştırılır. Bu vaka romanın en mühim düşüncelerinden birini ortaya koyar: İnsanlar bir çok süre kişinin kim olduğuna değil, iyi mi göründüğüne bakarak karar verirler. Britannica’nın da belirttiği şeklinde romanda Edward halkın sorunlarını, Tom ise prens ve hemen sonra kral rolünü öğrenir.
Bu sırada Tom Canty sarayda kalır. Başlangıçta lüks yaşam hoşuna gitse de kısa sürede korkmaya adım atar; şundan dolayı hepimiz onu Prens Edward sanmaktadır. Tom gerçeği açıklamaya çalıştıkça saraydakiler onun aklını kaçırdığını düşünür. Kral VIII. Henry bile karşısındaki kişinin kendi oğlu olduğuna inanır ve onun “delilik” hâlinin gizlenmesini emreder. Tom, saray kurallarını bilmediği için yemeklerde, törenlerde ve konuşmalarda çeşitli hatalar yapar. Fakat zaman içinde saray hayatına alışır, çevresindekileri gözlemlemeye adım atar ve beklenmedik halde adaletli kararlar verebilen biri bulunduğunu gösterir.
Gerçek Prens Edward ise Tom’un babası John Canty tarafınca Tom sanılarak yoksul mahalleye götürülür. Edward burada açlığı, korkuyu, sertliği ve yoksulluğu direkt yaşar. Daha ilkin yalnızca saraydan ve soyluların dünyasından tanımış olduğu İngiltere’nin, halk için ne kadar zor ve acımasız bir yer olabileceğini görür. Kendisine fena davranılsa da Edward devamlı gerçek kimliğini savunur; fakat çevresindekiler onun deli bulunduğunu düşünür. Bu durum, toplumun makamı ve giysisi olmayan bir kişinin sözüne kıymet vermediğini gösterir.
Edward’ın hayatında mühim bir dönüm noktası Miles Hendon ile karşılaşmasıdır. Miles Hendon, iyi niyetli ve yürekli bir soyludur. Edward’ın gerçek prens olduğuna inanmaz; onun aklının karıştığını düşünür. Buna karşın ona acır, onu korur ve yanında kalmasına izin verir. Edward da Miles’ın iyiliğini görür ve ona minnet duyar.
Miles, Edward’ın yolculuğu süresince onu birçok tehlikeden kurtarmış olur. CliffsNotes’a nazaran Edward, Miles Hendon’a yardımından dolayı onun kral huzurunda oturma hakkını verir ve onu şövalye duyuru eder; o sırada Miles bunun çocukça bir hayal bulunduğunu düşünse de bu sözler romanın sonunda gerçek anlam kazanır.
Edward, saraydan uzakta geçirdiği süre süresince yalnızca yoksulluğu değil, devrin hukuk sistemindeki acımasızlığı da görür. John Canty ve Hugo şeklinde fena niyetli kişilerle karşılaşır; dilencilik ve hırsızlık halletmeye zorlanır. Ondan sonra bazı insanların fazlaca ufak suçlar yüzünden ağır cezalara çarptırıldığını öğrenir.
LitCharts özetinde Edward’ın, Yokel adlı kişinin anlattığı acı vakaları dinlediği; bazı insanların cadılıkla, dilencilikle yada ufak suçlarla ağır halde cezalandırıldığını görmüş olduğu belirtilir. Edward bu vakalar karşısında dehşete düşer ve tahta tekrardan çıkarsa bu acımasız kanunları değiştireceğine söz verir.
Tom Canty ise sarayda giderek daha başarıya ulaşmış davranmaya adım atar. Başta korkak ve şaşkın olan Tom, zaman içinde çevresini gözlemler, saray kurallarını öğrenir ve insanlara adaletli davranmaya çalışır. Kral VIII. Henry ölünce Tom, hepimiz tarafınca kral kabul edilir. Aslen kral olmak istemez; şundan dolayı kendi kimliğini ve ailesini inkâr etmek zorunda kalmıştır. Taç giyme törenine giderken annesini görür, fakat onu tanımazlıktan gelir. Bu davranışı Tom’un vicdanını fazlaca yaralar. LitCharts da Tom’un merasim alayı esnasında annesini görüp onu reddettiğini ve derhal arkasından büyük bir utanç duyduğunu belirtir.
Romanın en mühim sahnesi taç giyme töreninde gerçekleşir. Tom, kral duyuru edilmek üzeredir; fakat tam bu sırada gerçek Prens Edward ortaya çıkar ve töreni durdurur. Başta kimse ona inanmaz. Sadece Tom, Edward’ın hakikaten prens bulunduğunu açıkça kabul eder. Gene de saraydakiler kati kanıt ister. Bunun üstüne İngiltere Büyük Mührünün yeri sorulur. Edward, mührün nerede bulunduğunu anımsar ve böylece gerçek kimliğini kanıtlar. CliffsNotes’a nazaran Tom’un yardımıyla Edward mührün yerini söyler ve böylece tahtın gerçek sahibi bulunduğunu kanıtlama eder.
Sonunda Edward Tudor gerçek kimliğiyle tahta çıkar. Tom Canty ise cezalandırılmaz; tam tersine iyi kalbi ve dürüstlüğü sebebiyle ödüllendirilir. Tom “Kralın himayesindeki çocuk” anlamına gelen hususi bir konuma getirilir; anası ve kardeşleri de güvence altına alınır. Miles Hendon ise daha ilkin Edward’a iyilik etmiş olduğu için ödüllendirilir. Edward, Miles’ın kendisine tanımış olduğu sadakati unutmaz ve ona hak etmiş olduğu saygıyı verir. CliffsNotes, romanın sonunda Edward’ın kendisine iyilik edenleri ödüllendirdiğini, fenalık edenleri cezalandırdığını ve adaletsiz kanunlardan zarar görenlere yardım etmeye çalıştığını belirtir.
Romanın sonunda aslolan değişen şahıs Edward’dır. Başlangıçta sarayda korunan, halkın gerçek yaşamını bilmeyen bir prenstir. Fakat Tom’un yerine geçip halkın arasına karışınca yoksulluğu, açlığı, sertliği ve adaletsizliği kendi gözleriyle görür. Bu tecrübe onun daha merhametli ve adaletli bir kral olmasını sağlar. Tom da sarayda geçirdiği günlerde makamın ve zenginliğin dışarıdan görünmüş olduğu kadar kolay olmadığını anlamış olur. Böylece iki çocuk da birbirlerinin yaşamını yaşayarak hem kendilerini hem de toplumu daha iyi tanırlar.
Prens ile Dilenci – Kitap Açıklaması
Mark Twain, Tom Canty ile Edward Tudor’un aniden birbiriyle kesişen ve karmaşıklaşan serüvenlerini konu alıyor meşhur romanı Prens ile Dilenci’de.
Londra’nın iki ayrı ucunda, aynı gün, kaderlerinin birbirinden fazlaca değişik olması beklenen iki çocuk doğar. Bir uçta, Viransaray adlı semtte dilencilik yapmak zorunda kalan, tek odalı evinde kalabalık ailesiyle yaşayan, yırtık pırtık giyseleri içinde Tom Canty; öteki uçta, kraliyet sarayında emrindeki onlarca uşağıyla lüks içinde yaşayan, bir söylediği iki edilmeyen, kürkler içindeki veliaht prens Edward Tudor…
Bir kargaşalık sonucunda yer değiştiren bu ikili, acaba engelleri aşıp eski hayatlarına dönebilecekler mi?
(Tanıtım Bülteninden)
💬
İçeriği iyi mi buldun?
Tek dokunuşla tepkini bırak, öteki okurlar da görsün.
0
😍0
😢0
😡0
👍0
👎0
Okur tepkileri içerik standardını görmemize destek verir.


