Kategoriler: Genel

Aylardan Kasım Günlerden Perşembe – Ayşe Kulin

Aylardan Kasım Günlerden Perşembe

Aylardan Kasım Günlerden Perşembe – Ayşe Kulin araştırma yazısında, Ayşe Kulin’in son olarak gösterilen 2025 tarihindeki romanında Atatürk’ün insan yanını iyi mi anlattığını; tema, üslup, karakter derinliği ve okur tesiri üstünden inceliyoruz.

Kitaba Genel Bakış: Türü, Yapısı ve Konumu

Aylardan Kasım Günlerden Perşembe”, 2025’te Everest Yayınları etiketiyle yayımlanmış, tür olarak klasik bir biyografiden fazlaca kurmaca bir roman ile biyografi içinde duran, Mustafa Kemal Atatürk’ün “insan” tarafını öne çıkaran bir yaratı. Tanıtım metinlerinde Ayşe Kulin, bu kitabı yazarken Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazılmış pek fazlaca kitabı okuyup inceleyerek edinmiş olduğu birikimi, kendi Mustafa Kemal Atatürk sevgisiyle harmanladığını bilhassa vurguluyor.

Bu yüzden kitap, tarihsel vakaları tek tek izleyen “soğuk” bir kronoloji yerine; belgelerden beslenen, fakat merkezine kalbi ve duyguları alan bir anlatı kuruyor. Okur, sayfalar ilerledikçe Çanakkale, Kurtuluş Savaşı ya da Cumhuriyet devrimleri şeklinde büyük başlıkları elbet hissediyor; sadece bunlar burada birer tarih dersi olarak değil, Mustafa Kemal’in iç dünyasını şekillendiren büyük dalgalar olarak karşımıza çıkıyor.

Everest Yayınları’ndan çıkmış olması ve 176 sayfalık hacmiyle roman, okunması görece kısa, fakat duygusal olarak yoğun bir metin konumunda. Kulin’in önceki eserlerini bilen okurlar için de bu kitap, yazarın tarihî figürlere ve kişisel hikâyelere bakışının yeni bir halkası şeklinde duruyor.

Aylardan Kasım Günlerden Perşembe – Temel Mevzu

Aylardan Kasım Günlerden Perşembe romanının esas derdinin; “büyük önder Mustafa Kemal Atatürk”ten fazlaca, “çocuk Mustafa, delikanlı Mustafa Kemal, âşık, dost, eş, boşanmış ve hasta fakat her dem yalnız bir insan” portresi çizmek bulunduğunu görüyoruz.

Kulin, Mustafa Kemal Atatürk’ü tarihin en parlak sayfalarına yerleştiren başarıları elbet yok saymıyor; fakat bu tarz şeyleri romanın başrolüne koymaktan bilhassa kaçınıyor. Bunun yerine:

  • Çocukluk kırılmalarına,
  • Gençlik hayallerine ve yalnızlık anlarına,
  • Aşk ilişkilerinde yaşamış olduğu iç çatışmalara,
  • Evliliğin, boşanmanın ve liderlik yükünün getirmiş olduğu duygusal yorgunluğa

yakın bakıyor. Bu tercih, romanı klasik “Mustafa Kemal Atatürk anlatıları”ndan değişik bir yere taşıyor.

Romanın adı olan “Aylardan Kasım Günlerden Perşembe” esasen başlı başına bir atmosfer kuruyor: Kasım ayı, ulusal hafızamızda yas, hüzün ve minnetle iç içe geçmiş; bilhassa 10 Kasım sabahlarına kazınmış bir süre dilimi. Tanıtım yazılarında da vurgulandığı şeklinde kitap, bu Kasım hüznünü ve minnet duygusunu, bir tek ulusal bir yas hâli olarak değil, bir yazarın kalbinden süzülen kişisel bir yüzleşme olarak kuruyor. arttv.com.tr+1

Vakit ve Mekân Kullanımı: Tarihsel Arka Plan

Ayşe Kulin’in anlatısında süre, bir tek takvim sayfaları olarak ilerlemiyor; ruhsal iniş çıkışların fonu hâline geliyor. Çocuk Mustafa’dan başlayıp, imparatorluktan Cumhuriyet’e uzanan geniş tarihsel süreçte, savaşlar, cepheler, devrimler, siyasal mücadeleler elbet var; sadece roman bu tarz şeyleri detaylı bir cenk kroniği şeklinde değil, Mustafa Kemal’in iç dünyasında bıraktığı izler üstünden yansıtıyor. Edebiyat Haber+1

Mekânlar da benzer şekilde anlatının ruhsal boyutunu güçlendiriyor. Okur, kimi süre cephe peşinde, kimi süre aile yaşamının içinde, kimi zamansa kalabalık bir salonun ortasında yalnız bir insanla baş başa kalıyor. Böylece tarih, törenlerde gördüğümüz resmî yüzünden sıyrılıp, daha mahrem ve kırılgan bir alan kazanıyor.

Bu açıdan bakıldığında kitap, “tarihsel arka planlı ruhsal roman” olarak okunmaya fazlaca uygun. Tarihsel doğrularla birebir örtüşme iddiası taşımayan, fakat tarih duygusunu kuvvetli şekilde hissettiren bir kurgu söz mevzusu.

Anlatıcı ve Üslup: Ayşe Kulin’in Bakış Açısı

Ayşe Kulin’i okuyanların bilmiş olduğu bir özellik var: Mütevazı fakat içe işleyen bir dil. “Aylardan Kasım Günlerden Perşembe”de de benzer bir üslup tercihi karşımıza çıkıyor. Tanıtım metinlerinden ve ilk eleştiri yazılarından anlaşıldığı kadarıyla, Kulin bu romanda daha fazlaca:

  • İçten, bazen mektupvari, okurla konuşur şeklinde bir ifade,
  • Yer yer lirikleşen, duygusal yoğunluğu yükselten cümleler,
  • Zamanı uzaklaştırmayan, fakat onu insanileştiren bir ton

kullanıyor.

Klasik tarih kitaplarında görmeye alıştığımız resmî ve mesafeli dil burada yerini, “benim Mustafa Kemal Atatürk’üm” tadında, öznel fakat saygılı bir dile bırakıyor. Bu, bazı okurlar için fazlaca çarpıcı ve yakın hissettiren bir yaklaşımken; “tamamen nesnel bir tarih anlatısı” arayanlar için zayıf bir nokta şeklinde görülebilir. İnceleme yaparken bu ayrımı unutmamak gerekiyor.

Karakter İnşası: Mustafa Kemal’in Ruhsal Derinliği

Eserin kim bilir en mühim artısı, Mustafa Kemal’in ruhsal derinliğine odaklanması. Tanıtım metninde bilhassa, onun “çocuk, delikanlı, âşık, evli, boşanmış, hasta fakat her daim yalnız bir adam” olarak anlatılmak istendiği söyleniyor.

Bu çerçevede:

  • Yalnızlık: Arttv ve Edebiyat Haber yazılarında da vurgulanan “kalabalıklar içindeki görkemli yalnızlık” motifi, romanın karakter inşasında kilit bir rol oynuyor. arttv.com.tr+1
  • Duygusal Yük: Liderliğin getirmiş olduğu mesuliyet, aşk hayatındaki iniş çıkışlar, ailesiyle olan mesafeli fakat derin ilişkiler; hepsi, Mustafa Kemal’in iç sesini daha anlaşılır kılıyor.
  • İnsanlaşan Önder: Okur, “her şeyi başarmış kusursuz bir kahraman” yerine, hata yapabilen, pişmanlıklar yaşayan, sevinen, kırılan bir karakterle karşılaşıyor.

Bu yaklaşım, Mustafa Kemal Atatürk’e saygısızlık etmekten ziyade, onu “ulaşılmaz bir ikon” konumundan çıkarıp, “anlaşılabilir bir insan” hâline getirme çabası olarak okunabilir.

Yan Karakterler ve İlişki Ağları

Romanın merkezinde her ne kadar Mustafa Kemal olsa da, onun etrafındaki insanoğlu da minimum vakalar kadar mühim. Tanıtım ve tanıtım yazılarından anladığımız kadarıyla, kitapta:

  • Aile üyeleri,
  • Aşk ilişkileri,
  • Dostları ve yakın emek verme arkadaşları

üstünden örülen bir ilişki ağı mevcut.

Bu yan karakterler, bir tek tarihsel figür olarak sahneye girip çıkmıyor; Mustafa Kemal’in ruh hâlini, kararlarını, duygusal dünyasını yansıtan aynalar şeklinde işliyor. Kulin, böylece “tek başına büyük adam” anlatısını kırıp, ilişkiler üstünden örgülenmiş bir karakter portresi kuruyor.

Temalar: Sevgi, Yalnızlık, Minnet ve Bellek

Eserin ana temalarını kabaca şöyleki sıralayabiliriz:

  1. Sevgi ve Minnet:
    Bu kitap, yazarın kendi sözleriyle “yüreğindeki Mustafa Kemal Atatürk sevgisiyle harmanladığı” bir metin. Dolayısıyla satır aralarında, bir yazarın liderine duyduğu sevgi, hayranlık ve minnet hissediliyor.
  2. Yalnızlık:
    Büyük sorumluluklar, sık sık büyük yalnızlıklar getirir. Kulin, “kalabalıklar içindeki yalnızlık” temasını öne çıkararak, Mustafa Kemal Atatürk’ün insani kırılma noktalarına odaklanıyor.
  3. Ulusal Bellek:
    Kasım ayı vurgusu, aslen Cumhuriyet’in kolektif hafızasına bir gönderme. Roman, bir taraftan Mustafa Kemal’in kişisel tarihini anlatırken, bir taraftan da bir ulusun ortak yas ve minnet duygusunu edebî şekilde hatırlatıyor.

Bu temalar, kitabı benzerlerinden ayıran unsurlar.

Kurgu ile Gerçek Arasındaki Çizgi

Tanıtım yazıları, kitabın tarihsel belgelerden ve onu özetleyen eserlerden esin aldığını fakat sonuçta bir tasarı metin bulunduğunu açıkça belirtiyor.

Bu şu anlama geliyor:

  • Kitap, tarihsel gerçekleri tamamen tekrardan yazmıyor;
  • Sadece, seçici bir şekilde bazı vakalara daha çok, bazılarına daha azca yer veriyor;
  • Olayların yorumlanışı, Kulin’in yazar bakışı ve duygusal süzgecinden geçiyor.

Dolayısıyla okur, bu eseri okurken “tarih kitabı” beklentisiyle değil; “tarihle beslenen bir roman” beklentisiyle yaklaşmalı. Bu ayrımı yapanlar için kitap, hem informasyon verici hem de duygusal olarak varlıklı bir edinim sunma potansiyeline haiz.

Duygusal Tesir ve Okur Deneyimi

Kasım ayı, 10 Kasım ve Mustafa Kemal Atatürk’ün kaybı, Türkiye’de bir çok insan için esasen duygusal bir tetikleyici. Romanın adı bile bu duyguyu çağırırken, Kulin’in içten anlatımı, okurun kalbinde bir “yakınlık” hissi yaratmayı hedefliyor.

İlk okur yorumları ve puanlamalar (mesela Vikitap’taki erken puanlamalar) da kitabın pozitif yönde ve merak uyandırıcı bir ilk izlenim bıraktığını gösteriyor. 176 sayfalık hacmi, kısa sürede okunabilir olmasına karşın, tematik ağırlığı yardımıyla uzun süre akılda duracak bir okuma deneyimi vaat ediyor.

Aylardan Kasım Günlerden Perşembe – Kuvvetli ve Zayıf Yanlar

Kuvvetli Yanlar

  • Mustafa Kemal Atatürk’ün insan yanına odaklanması: Bu, Türkiye’de hâlâ azca işlenmiş bir alan.
  • Duygusal ve içten ifade: Okurla kuvvetli bir bağ kurma potansiyeli taşıyor.
  • Tarih ve edebiyatı buluşturan yapı: Zamanı seven fakat ağır tarih kitaplarından çekinen okurlar için ideal bir köprü.

Ihtimaller içinde Zayıf Yanlar

  • “Belge yığını” bekleyen okur için yetersiz olabilir: Tamamen bilimsel niteliği olan, dipnotlu ve analitik bir yaşam öyküsü arayanlar için, tasarı yönü ağır basan bu metin hayal kırıklığı yaratabilir.
  • Öznel bakışın yoğunluğu: Kulin’in Mustafa Kemal Atatürk’e duyduğu sevgi ve hayranlık, bazı eleştirmenlerce fazlaca “yücelten” bir ton olarak okunabilir; bu da daha mesafeli okumayı tercih edenler için zorlayıcı olabilir.

Gene de, Aylardan Kasım Günlerden Perşembe – Ayşe Kulin araştırma yapılırken, kitabın esasen açıkça “yazarın Mustafa Kemal Atatürk’e bakışı” bulunduğunu beyan ettiğini unutmamak gerekiyor; kısaca metnin öznel oluşu, bilgili bir tercih.

Kulin’in Eserleri Içinde Kitabın Yeri

Ayşe Kulin, kariyeri süresince tarih, cemiyet ve fert eksenli birçok yaratı kaleme aldı. “Aylardan Kasım Günlerden Perşembe”, bu çizginin devamı durumunda; sadece direkt Mustafa Kemal Atatürk’ün iç yaşamına odaklanması bakımından hususi bir yerde duruyor.

Önceki eserlerindeki şeklinde, gene:

  • Bireysel hikâyelerden yola çıkan,
  • Toplumsal ve tarihsel arka planı dikkatsizlik etmeyen,
  • Duygu yoğunluğu kuvvetli bir ifade

görüyoruz. Farkı ise, bu kez söz mevzusu kişinin Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri olması ve buna birlikte rol alan ulusal bellek yükü.

Hedef Okur ve Okuma Önerileri

Kimler Bu Romanı Oldukca Sevebilir?

  • Atatürk’ü bir tek tarih kitaplarının soğuk diliyle değil, insani yönleriyle de tanımak isteyenler,
  • Klasik tarih kitabı okumakta zorlanıp, roman formunda tarihsel anlatıları sevenler,
  • Ayşe Kulin’in ifade tarzını daha ilkin sevmiş olan okurlar,
  • Kasım aylarında Mustafa Kemal Atatürk’ü anarken, duygusal bir okuma deneyimi yaşamak isteyenler.

Kimler İçin Beklenti Yönetimi Gerekebilir?

  • Detaylı, bilimsel niteliği olan ve belgeli bir Atatürk biyografisi arayanlar,
  • Öznel bakıştan ziyade, tamamen “mesafeli” metinleri tercih edenler,
  • Tasarı ile gerçek arasındaki çizginin fazla bulanık olmasından hoşlanmayanlar.

Bu yüzden, kitaba başlamadan ilkin zihinde “Bu, bir araştırma kitabı değil; duygusal ağırlığı olan edebî bir Mustafa Kemal Atatürk anlatısı” çerçevesi kurulursa, okuma deneyimi daha sıhhatli olur.

Okur ve Eleştirmen Tepkileri (İlk İzlenimler)

Kitap fazlaca yeni olduğundan geniş bilimsel niteliği olan araştırma ve eleştiriler hemen hemen birikmiş değil; sadece:

  • Çevrimiçi kitap sitelerindeki ilk puanlamalar ve kısa yorumlar,
  • Haber sitelerindeki “Ayın kitabı” ve tanıtım yazıları

genel olarak üç noktada birleşiyor:

  1. Kitabın, Mustafa Kemal Atatürk’ü duygusal yönden daha “yakın” hissettirdiği;
  2. Anlatımın akıcı ve anlaşılır olduğu;
  3. Romanın bilhassa Mustafa Kemal Atatürk’e hususi ilgi duyan okurların kütüphanesinde mühim bir yer edinebileceği.

Zaman içinde, daha derinlikli bilimsel niteliği olan incelemeler ve kapsamlı eleştiriler de ortaya çıktıkça, eserin Türk edebiyatı içindeki konumu daha net çizilecektir.

Sık Sorulan Sorular

  1. “Aylardan Kasım Günlerden Perşembe” bir roman mı, yaşam öyküsü mi?

Tam anlamıyla klasik bir yaşam öyküsü değil; belgelerden ve Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazılmış eserlerden beslenen, fakat tasarı bir üslupla yazılmış roman olarak değerlendirilebilir.

  1. Kitapta Mustafa Kemal Atatürk’ün hangi yönü öne çıkıyor?

Vurgu, “İyi Asker ve Kurucu Devlet Adamı” kimliğinden fazlaca, çocuk, delikanlı, dost, âşık, eş, boşanmış ve yalnız bir insan oluşu üstüne.

  1. Tarihsel informasyon öğrenmek için uygun mu?

Tarihsel arka plan kuvvetli şekilde hissediliyor; sadece kitap, detaylı bir tarih kitabı şeklinde tasarlanmamış. Zamanı idrak etmek için iyi bir duygusal eşlikçi, fakat tek kaynak olacak bir araştırma eseri değil.

  1. Dili ağır mı, hepimiz okuyabilir mi?

Ayşe Kulin’in malum mütevazı, akıcı ve duygusal üslubu burada da geçerli. Orta düzeyde okuma deneyimi olan her insanın rahatça okuyabileceği bir metin.

  1. Kitabı ne tür okurlara önerirsiniz?

Mustafa Kemal Atatürk’e ilgi duyan, onu daha insanî yönleriyle tanımak isteyen, tarihî atmosferi sevip roman formunu yeğleyen; ek olarak Ayşe Kulin’in anlatımını seven tüm okurlara rahatça önerilebilir.

Netice: Mustafa Kemal Atatürk’ü “İnsan” Hâliyle Hatırlatan Bir Roman

Özetle Ayşe Kulin, bu kitapta tarihsel bir figürü tahtından indirmeden, onu kalbimize birazcık daha yaklaştırmaya çalışıyor. Mustafa Kemal Atatürk’ü zaferleriyle, nutuklarıyla, anıtlardaki heybetiyle değil; yalnızlığı, kırılganlığı, lukları, aşkları ve iç dünyasıyla ele alıyor.

Roman, Kasım ayının hüzünlü atmosferini, Cumhuriyet’in kolektif hafızasını ve bir yazarın Mustafa Kemal Atatürk’e duyduğu sevgi ve minneti, edebî bir potada eritiyor. Bu yönüyle:

  • Kuru bir tarih kitabı değil,
  • Bayağı bir aşk romanı asla değil,
  • Mustafa Kemal Atatürk’ü “insan” hâliyle anımsamak isteyenler için duygusal ve düşündürücü bir okuma daveti.

Daha teknik, bilimsel niteliği olan bir Mustafa Kemal Atatürk araştırması arıyorsan, yanında ne olursa olsun bir tarih çalışmasıyla beraber okuman iyi olur; fakat edebiyat vasıtasıyla Mustafa Kemal Atatürk’e yaklaşmak istiyorsan, bu kitap kütüphanende hususi bir yer açabilecek türden. 

Ayşe Kulin ile Röportaj

Gazeteci Hasret Gürses’in “BANA BAŞTAN ANLAT” adlı Youtube Kanalında 23 Kasım 2025 Tarihinde Yayınlan Ayşe Kulin ile Meydana getirilen Röportaj’dan Kesitler:

(Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=aWuxQK-IVEE)

Bugünkü nesiller Mustafa Kemal Atatürk’ü fazlaca iyi tanısın isterim; şundan dolayı Mustafa Kemal Atatürk’te, mükemmele yakın bir insanoğlunun pek fazlaca hususi durumunu görecekler: fedakâr, terbiyeli, merhametli… Merhametli derken de şunu kastediyorum: Sekiz tane içsel evladı var. Bu evlatları “aman ne güzel kızlar, oğlanlar” diye almıyor. Her biri yoksul ailelerin evlatları, cenk bölgelerinden toplanmışlar. Tinsel evladı olarak geçmeyenler de var, onlara kadar girmedim artık. Bir kısmını annesinin evine getiriyor, onlar orada büyüyor. Fakat sonuçta “evladım” söylediği sekiz çocuğuna mirasını bırakmış; hatta daha minik olup evlenme çağına gelmemiş olanlar için çeyizlerini bile düşünmüş.

Kız çocuklarını bilhassa önemsiyor. Daha fazlaca kız çocuğunu içsel evlat edinmesinin sebebi, onları okutmak istemesi. Zira aileler kızlarını okutmaya pek istekli değil. Hâlâ da o şekilde… Ben de kız çocuklarını okula gönderebilmek için elime geçen her kazanımı, kendi kitap gelirlerimin haricinde Uygar Yaşam’a aktarıyorum. _ __“Kardelenler”i yazdınız örnek olarak. O hikâyeleri birinci ağızdan dinledim, şahit oldum. “Kardelenler” adı de onlara benim bulduğum bir isimdir. Bilhassa doğuda, hakkaten bu modern yaşamın kızları onlar. Ailelere para verildiğinde kızlarını okula gönderiyorlar, göndermeyenler de var doğal, “asla okutmayacağım” diyenlere meydana getirecek bir şey yok. Fakat para karşılığında gönderenler, o parayla kızlarının botunu alıyor. Kar altında, zor coğrafyalarda gidip gelecek, onun için bot alıyor, sırtına palto alıyor, defterini, kalemini, yol parasını karşılıyor ki çocuk okula gidebilsin.

O denli fazlaca kız kazandırıldı ki bu ülkeye… Türkiye Cumhuriyeti’nin mühim noktalarına geldiler; kaymakam oldular, hekim oldular, başat oldular, rektör oldular, bilim insanı oldular, sahne sanatçısı oldular… Her alanda parladılar. Oysa bu çocuklar kim bilir hiçbir şey olamayacaklardı. Bu bile, bir tek bayanların Mustafa Kemal’i sevmesi için başlı başına fazlaca mühim bir sebep. Bir de doğal bizlere fazlaca erken bir dönemde seçme ve seçilme hakkı tanıdı. Mustafa Kemal bunu yaptığında, İsviçre’de, İtalya’da bayanlar hemen hemen oy bile veremiyordu.

Bugün içine düştüğümüz bu iklimin bigün tam olarak anlaşılacağını düşünüyor muyum? Açıkçası hayır, şu anki iklim bizlerden daha kuvvetli. Zira para ve imkânlar, bizim şeklinde düşünmeyen insanların elinde. Onlar bizlerden kesinlikle daha güçlüler; tv kanalları daha çok, medyada daha etkililer. Fakat bigün insanların bunu anlayacağını umuyorum. Hanımefendiler da yavaş yavaş bu gidişin iyi bir gidiş olmadığını görmeye başladılar.

Yazmaya devam ediyorum. Bir tane kitabım kaldı esasen, “Benim de bir atımlık kurşunum kaldı” diyeyim. Niye bu şekilde düşünüyorum? Zira yaşlandım artık, 84 yaşındayım. Yorgunum, bazı şeyleri unutabiliyorum. Daha “bunak” kıvamına gelmiş değilim fakat oraya da gidiliyor doğal, beyin de yaşlanıyor. O yüzden şimdi “bir bunağın hatıra defterini” yazacağım. Yazarken fazlaca eğleneceğimi düşünüyorum. Ailemde fazlaca bunak gördüm şundan dolayı, fazlaca yaşlı insan vardı; onların fazlaca gülünç hikâyeleri var. Örneğin “Veda”da, kafasına oturağı geçirip “Marie Antoinette oldum” diye merdivenden inen bir büyükanne var. Gerçek bir hikâyedir bu. Kafa gidiyor bir yerden sonrasında, gidebiliyor.

___Kendi hikâyesine bu kadar güzel uyumlanabilen, kendisiyle ilgili bu kadar açık ve dürüst olabilen fazlaca azca insan vardır. Yazar olmak birazcık da bunu gerektiriyor galiba. Cesaretli olmayı gerektiriyor.

Ben kendi zamanıma gore yürekli bir yazardım. Kendi toplumsal hayatımın içinde ne var ise ve neyin dikkat çekmesini istiyorsam, yazdım. Zira şöyleki düşünüyorum: Yazarların, sorunlara karşı duyarlılık yaratmak şeklinde bir görevleri de var. Zorunlu değiller elbet, fakat bir yerde bir mesele var ise onu işaret etmekte, bir romanın içinde, bir hikâyenin içinde işleyerek dikkat çekmekte yarar görüyorum.

___Genç bayanlara, bilhassa de günümüzün hanımlarına üç şey söylemek isteseniz, neler olurdu?

Birincisi, eğitimlerine ne olursa olsun ehemmiyet versinler. Eğitim, her şeyin temelidir. İkincisi, sevmiş olarak evlensinler fakat erken evlenmesinler. Bu, benim yaptığım hatadır. Biz 18’e erişince “reşit olduk, büyüdük, buluğluk bitti” sanıyoruz. Bence buluğluk 20’lerin sonuna doğru anca bitiyor. Gençliğin verdiği delilik 30’larda yavaş yavaş geçmeye başlıyor, yaşamın gerçeklerini daha net görmeye başlıyorsunuz. 17–18 yaşlarında, 20 yaşlarında seçtiğiniz eşle mutsuz olma ihtimaliniz oldukça yüksek, şundan dolayı daha kendinizi tanımıyorsunuz.

___Aşka da ek olarak bir ayraç var mı?

Örneğin ben diyorum ki: Mustafa Kemal, o kitaptaki karısına hakkaten âşık olsaydı, bir ihtimal boşanma olmazdı. O evlilik daha fazlaca model bir evlilikti, yanında büyük bir aşk yoktu. Aşk başka bir şey… Aşk, birçok ayıbı örtebiliyor. Sevgi, alışkanlık, aşk; bunlar aynı şeyler değil elbet fakat kuvvetli bir sevgi, bazı eksikleri tolere etmeyi sağlayabiliyor. Ben Mustafa Kemal Atatürk’ün eşini fazlaca beğenerek evlendiğini düşünüyorum fakat âşık bulunduğunu sanmıyorum. Kadının ona âşık olduğuna inanırım; şundan dolayı Mustafa Kemal hem fazlaca yakışıklı hem fazlaca karizmatik. Ona âşık olmamak mümkün değil. Eğer aşk da olsaydı arada, bir ihtimal o “topuklarıyla süratli yürümüş olduğu” anları affedebilecek kıvama gelirdi, boşanma olmazdı. Gene de, onun yokluğunu hissettiğini düşünüyorum. Özetle: Aşk yaşayın, aşktan korkmayın fakat evlilik sonucu için 20’lerin sonunu bekleyin, evlatlarım.

___Üçüncü olarak da finansal bağımsızlık herhalde…

Hepimiz benim kadar yürekli olamayabilir bu mevzuda fakat benim için şarttı. Hiçbir kocamdan nafaka almadım. Engin’le birlikte yaşarken, yardımcının maaşından tutun, oturduğumuz evin parasına kadar her şeyi ortak ödedik; yarısını ben, yarısını o verdi. Aidatı bile bölüştük. Bu, kendimi özgür hissetmem için önemliydi. Kendime saygı duyulmasını da istedim; “Ben sana bakıyorum, sen bana muhtaçsın” olsun istemedim. Kadının kendi ayakları üstünde durması, bir adama muhtaç olmadığını göstermesi gerektiğine inanıyorum. O süre daha fazlaca saygı görüyorsunuz.

___Son kitabınız ise Everest Yayınları’ndan çıktı: Aylardan Kasım, Günlerden Perşembe.

Bu kitapta okuyacaklarınızı, onun hakkında yazılmış pek fazlaca kitabı okuyup inceleyerek edindiğim birikimi, yüreğimdeki Mustafa Kemal Atatürk sevgisiyle harmanlayarak yazdım. İstedim ki okurlarımı bu kitapta, “iyi asker ve kurucu devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk’ün değil; çocuk Mustafa’nın, delikanlı Mustafa Kemal’in; dost, âşık, evli, boşanmış ve en sonunda hasta fakat her dem yalnız bir insanın iç yaşamına götüreyim. Hatalarım olduysa, o beni devasa yüreğiyle ümit ederim bağışlar.

Bul-Tikla

Son Yazılar

Kötülüğün Sıradanlığı – Hannah Arendt

Kötülüğün Sıradanlığı – Hannah Arendt Fenalık bir çok vakit “canavarca” bir şey şeklinde düşünülür: Şiddete…

7 saat ago

Karides Kokteyl Tarifi ve Nasıl Yapılır?

🦐 Karides Kokteyl Tarifi⏱️ Hazırlık DetaylarıHazırlık Süresi: 15 dakikaPişirme Süresi: 5 dakikaDinlenme Süresi: 10 dakikaPorsiyon:…

1 gün ago

Dereotlu Van Cacığı Tarifi ve Nasıl Yapılır?

🥒 Dereotlu Van Cacığı Tarifi⏱️ Hazırlık DetaylarıHazırlık Süresi: 10 dakikaPişirme Süresi: –Dinlenme Süresi: 10 dakikaPorsiyon:…

2 gün ago

Patlıcanlı Dip Meze Tarifi ve Nasıl Yapılır?

🍆 Patlıcanlı Dip Meze Tarifi⏱️ Hazırlık DetaylarıHazırlık Süresi: 15 dakikaPişirme Süresi: 20 dakikaDinlenme Süresi: 10…

2 gün ago

Kinoalı Yeşilliği Bol Kısır Tarifi ve Nasıl Yapılır?

🥗 Kinoalı Yeşilliği Bolca Kısır Tarifi⏱️ Hazırlık DetaylarıHazırlık Süresi: 20 dakikaPişirme Süresi: 10 dakikaDinlenme Süresi:…

3 gün ago

Kuru Fasulye Humusu Tarifi ve Nasıl Yapılır?

🫘 Kuru Fasulye Humusu Tarifi⏱️ Hazırlık DetaylarıHazırlık Süresi: 10 dakikaPişirme Süresi: 30–35 dakikaDinlenme Süresi: 10…

3 gün ago