Büyü Okulu ve Diğer Öyküler Özeti, Konusu

Büyü Okulu ve Öteki Öyküler – Michael Ende

Mevzusu

Büyü Okulu (aslına bakarsak tam adıyla “Büyü Okulu ve Öteki Öyküler”), Michael Ende’nin masal, öykü ve fabllarını bir araya getiren bir derleme kitaptır; şu demek oluyor ki tek bir roman değil, tematik olarak birbirini tamamlayan bağımsız hikâyeler dizisidir. Kitapta hem ufaklıklara hem yetişkinlere hitap eden, fantastik ve alegorik tonlu fazlaca sayıda kısa metin yer alır.

Büyü Okulu Özeti

Büyü Okulu ve Öteki Öyküler kitabının açılışındaki öykülerden “Santa Cruz’a Giden Yol”, anne-baba baskısı altında büyüyen, okulu ve disiplinli yaşamı sevmeyen Hermann’ın bakış açısından anlatılır. Okul servisini kaçırılmış olduğu bir sabah, okula yürümek zorunda kalan Hermann, yolda devamlı okulu asmak için bahaneler düşünür; giderek gerçek dünyadan kopup kendi kafasında kahramanlık hikâyeleri kurar. Bu imgesel senaryolarda, aslına bakarsak anne ve babasının kendisiyle gurur duymasını sağlayacak “büyük işler” yaptığını tasarlar. Öykü, çocuğun dışarıdan “tembel ve sorumsuz” şeklinde görünen davranışının arkasında, içsel kıymet görme, takdir edilme ve özgürleşme arzusunun yattığını gösterir.

Peşinden gelen “Filemon Derisikatlı” (orijinalde Filemon Faltenreich), yaşlı ve bilge bir filin fabl tarzında kurgulanmış öyküsüdür. Filemon, doğayı ve bilhassa suya vuran ay yansımalarını seyretmekten hoşlanan, sakin ve büyük fikirlerin ardındaki bir figürdür. Bigün göl kenarına yerleşen sinek kolonisi, kendilerini ormanın en mühim canlıları sanarak kuvvetli bir hayvanla futbol maçı yapmak ister; öteki tüm hayvanlar bu saçma öneriyi reddedince, sinekler sonunda Filemon’a gider. Fil aslına bakarsak sineklerin varlığının bilincinde bile değildir; kulaklarını sallaması bile sinekler tarafınca “kabul” işareti şeklinde yorumlanır. Maç oynanır, sinekler kendilerince kazanır, kendilerini “şampiyon” duyuru ederler; sadece ansızın bastıran sağanak yağmur, sinekleri dağıtırken Filemon hayatına asla etkilenmeden devam eder. Hikâye, kendini aşırı önemseyen, güç dengesini yanlış okuyan ufak iktidar heveslerini ve tabiat karşısındaki gerçek kırılganlığı ironik bir üslupla eleştirir.

Kitaptaki en malum metinlerden “Rüyayiyen” (Der Traumfresserchen), uykusunda devamlı kâbus gören ve bu yüzden uyumaktan korkan bir prensesin öyküsüdür. Kral, kızının bu haline deva bulmak için ülkenin tüm doktorlarını ve bilginlerini çağırır; ağır Latince terimler ve teoriler havada uçuşsa da kimse prensesin fena rüyalarını durduracak gerçek bir çözüm üretemez. Bunun üstüne kral bizzat yola çıkar ve dünyanın dört bir yanında insanlara fena rüyaların çaresini sorar; taksicilerden eskimolara, öğretmenlerden değişik ülke insanlarına kadar her insana danışır fakat netice alamaz. Kar fırtınası ve karanlık içinde yolunu kaybetmiş olduğu aniden, zıplayıp duran, dikenli, ay ışığı şeklinde parlayan ufak bir yaratıkla –“rüyayiyen”le– karşılaşır. Mahluk, karnı aç olduğundan yakında kendini yiyeceğini söyleyerek sızlanır; kral da kaybolduğunu ve kızını kâbuslardan kurtaracak deva aradığını anlatır. Rüyayiyen, eğer onu doyurursa hem yolu göstereceğini hem de prensesin rüyalarına müdahale edebileceğini söyler; kral, yanında kalan son yiyecekleri onunla paylaşır. Mahluk, krala bir çağrı şiiri verir ve bu şiiri kızına ezberletmesini ister. Kral olağanüstü şekilde sarayına geri döner, kızına şiiri öğrettiğinde rüyayiyen sarayda belirir; prenses uykuya daldığında onun fena rüyalarını tek tek “yiyerek” yok eder. Böylece hem mahluk doyar hem de prenses korkusundan kurtulur. Öykü, korku ve travmayla baş etmede “adını koyma, çağrı etme ve dönüştürme” fikrini, çocuk düzeyine inen bir sembolizmle işler.

Kitapta bunun şeklinde birçok kısa öykü daha vardır. “Pimpirik ve Sümsük”, birbirine zıt iki karakterin –biri aşırı titiz ve davranışlarında ölçülü, diğeri umursamaz ve dağınık– paradoksal ilişkisini ve kimliklerinin aslına bakarsak birbirine iyi mi bağımlı bulunduğunu gösteren, mizahi bir anlatıdır. “Dil Dolaştıran Sözcüğün Öyküsü”, okunması zor, sonsuzcasına uzayan bir kelimenin çevresinde kurulan, dil oyunları ve tekrarlar üstünden hareket eden, çocuk okuru zorlayarak eğlendiren bir hikâyedir. “Ophelia’nın Gölge Tiyatrosu” ise yalnız ve yaşlı bir kadının, insanların terk etmiş olduğu “gölgelere” sahne açması üstüne kurulu, hem melankolik hem de esrarengiz bir metindir; burada görünmez olan, unutulan ve “gölgeye itilmiş” olan her şey için bir sahne yaratma metaforu üstünden sanata, görünmez emeğe ve hatırlamaya dair kuvvetli bir yorum yapılır.

Öteki öykülerde de benzer şekilde basit görünen hayvanlar, kuklalar, kaplumbağalar, gergedanlar, çocuklar ya da “garip ülkeler” (İstekler Ülkesi, Saçmalıklar Ülkesi vb.) okuru karşılar. “Sakin Tosbağa Ağıraksakgil”, yavaş fakat emin bir kaplumbağanın, imkânsız görünen bir hedefe doğru adım adım ilerleyişini; “Ufak Soytarı Kuklası” ilinti ve özgürlük arayışını; “Niçin Iyi mi Niçinci Willi” devamlı sual soran, sorgulayan bir çocuğun dünyayla çatışmasını işler. Bu figürlerin hepsi, yüzeyde ufaklıklara yönelik masal kahramanları şeklinde dursa da, arka planda erişkin dünyasının hız takıntısını, tüketim kültürünü, otorite–kişi ilişkisini ve hayal gücünün iyi mi bastırıldığını eleştiren alegorik bir işlev taşır.

Genel olarak kitap, kronolojik bir vaka örgüsü seyretmek yerine, okuru değişik ton ve atmosferlerdeki öyküler içinde gezdirerek ortak bir temayı pekiştirir: Gündelik yaşamın baskısı ve “akıllı erişkin dünyası”, evlatların ve hayal kurmaya devam eden yetişkinlerin iç zenginliği karşısında aslına bakarsak oldukça sınırlıdır. Ende, büyü okulu, istekler ülkesi, gölge tiyatrosu şeklinde mekânları birer metafor olarak kullanır; bu mekânlarda karakterler, unuttukları düşlerini, bastırdıkları korkularını ve gerçek gereksinimlerini tekrardan keşfeder. Böylece “Büyü Okulu”, tek bir vaka örgüsünden fazlaca, hayal enerjisini ciddiye alan, çocuk bakışını felsefi ve eleştirel bir düzleme taşıyan, fazlaca parçalı fakat bütünlüklü bir dünya sunar.

Büyü Okulu ve Öteki Öyküler – Kitap Açıklaması

Çocuklar ve yetişkinler için eşine azca rastlanır bir okuma deneyimi: Michael Ende’nin tüm hikâye ve masalları aynı kitapta. 
 
İstekler Ülkesi’nin nerede bulunduğunu biliyor musun? Ya tuhaflıklarla dolu Saçmalıklar Ülkesi’ni? Kim bilir Rüyayiyen ya da Ufak Soytarı Kuklası şeklinde keyifli kahramanlarla tanışmak istiyorsundur.

İster yavaş fakat güvenli adımlarla ilerleyen Sakin Tosbağa Ağıraksakgil, ister Çıplak Gergedan Norbert Kalıngerdan, Filemon Derisikatlı ya da Ufak Soytarı kuklası olsun, Michael Ende’nin tüm öykülerinde sıradışı kahramanlar bizlere büyü dolu ve yabancı diyarlardan öyküler anlatır. Michael Ende’nin öykülerinin ve masallarının tümünü içinde barındıran bu seçki hem evlatların hem de yetişkinlerin yeniden yeniden okuyacağı ve senelerce elinden bırakamayacağı büyüleyici bir dünyanın kapılarını aralıyor. 

(Tanıtım Bülteninden)

(Toplam: 1, Bugün: 1 )