İnsan zihni, dünyaya gözlerini açmış olduğu o ilk anda nasıldır? Boş bir levha mı, yoksa evvelde mühürlenmiş bilgilerle dolu bir kütüphane mi? Bu sual, felsefe tarihinin en büyük hesaplaşmalarından birinin, Deneycilik (Empirizm) ile Akılcılık (Rasyonalizm) arasındaki o derin uçurumun merkezinde yer alır. Empirizm, bilginin tek geçerli kaynağının duyusal edinim bulunduğunu korumak için çaba sarfeden, çağdaş bilimin metodolojik temellerini atan ve insan anlama yetisini gözlemle sınırlayan köklü bir disiplindir.
Bu makalede, antik köklerinden çağdaş bilime uzanan serüveniyle deneyciliği; Locke’tan Hume’a, Aristoteles’ten Viyana Çevresi’ne kadar bilimsel nitelikli bir titizlikle ele alacağız.
Temel Tanımlar ve Kavramsal Çerçeve
Deneycilik, en yalın tanımıyla bilginin kaynağını duyularda, algıda ve deneyimde kabul eden felsefi öğretidir. Kelime kökeni olarak Yunanca “edinim” anlamına gelen empeiria sözcüğünden türetilmiştir. Empiristlere nazaran zihin, dış dünyadan gelen verileri işleyen bir mekanizmadır; sadece bu mekanizmanın emek vermesi için ilk olarak dışarıdan bir veri akışı olması gerekir.
Empirizmin temel iddialarını üç ana başlıkta özetlemek mümkündür:
Antik Yunan’dan Aydınlanma’ya
Deneycilik her ne kadar 17. ve 18. yüzyıl İngiliz felsefesiyle özdeşleşmiş olsa da, kökleri Antik Yunan’a kadar uzanır. Platon’un idealar yaşamına karşı çıkan Aristoteles, bilginin tekil nesnelerin gözlemlenmesiyle başladığını savunarak ilk ampirik tohumları atmıştır. Orta Çağ’da ise Roger Bacon ve William of Ockham benzer biçimde adlar, dogmatik bilgiden ziyade gözlemin önemini vurgulamışlardır.
Sadece “Klasik Empirizm” dediğimiz yapı, aslolan gücüne çağdaş devrin şafağında kavuşmuştur. Bu zamanda felsefe, teolojinin gölgesinden kurtulup “insan zihni iyi mi çalışır?” sorusuna odaklanmıştır.
Locke, Berkeley ve Hume
Empirizmin altın çağı, İngiliz adalarındaki üç büyük düşünürün çalışmalarıyla şekillenmiştir. Her biri, deneyciliği bir adım daha ileriye taşımış ve sonunda çağdaş şüpheciliğin kapılarını aralamıştır.
3.1. John Locke ve “Tabula Rasa”
Deneyciliğin babası kabul edilen John Locke, İnsan Anlığı Üstüne Bir Tecrübe etme adlı eserinde, zihni başlangıçta boş bir levhaya (Tabula Rasa) benzetir. Locke’a nazaran zihin, edinim yazısıyla doldurulmayı bekleyen bir kağıttır.
Locke, deneyimi ikiye ayırır:
Locke’un felsefesinde nesnelerin “birincil” (biçim, hareket, sayı) ve “ikincil” (renk, koku, ses) nitelikleri ayrımı, bilimin nesnelliği tartışmalarında devrim yaratmıştır.
3.2. George Berkeley: “Var Olmak Algılanmış Olmaktır”
Berkeley, empirizmi daha köktencilik bir noktaya taşır. Ona nazaran, eğer tüm bilgimiz duyumlara dayanıyorsa, duyumsamadığımız bir “madde”nin varlığından söz edemeyiz. Bu, Öznel İdealizm olarak bilinir. Berkeley’e nazaran fizyolojik nesneler, bir tek zihnimizdeki ideler toplamıdır. Bir ağaç, kimse onu görmediğinde yada dokunmadığında var olmaya devam eder mi? Berkeley’in cevabı evettir; bundan dolayı Tanrı onu her an algılamaktadır.
3.3. David Hume: Deneyciliğin Zirvesi ve Şüphecilik
David Hume, empirizmi mantıksal sınırlarına ulaştıran isimdir. Hume, zihinsel içerikleri İzlenimler (canlı algılar) ve İdeler (izlenimlerin silik kopyaları) olarak ayırır. Hume’un en büyük katkısı (yada sarsıntısı), nedensellik ilkesine getirmiş olduğu eleştiridir.
Hume’a nazaran “A, B’ye niçin olur” dediğimizde, aslen bir tek A’nın peşinden B’nin geldiğini onlarca defa gördüğümüzü kastederiz. Aradaki o mecburi bağ (nedensellik), dış dünyada gözlemlenen bir şey değil, zihnimizin bir alışkanlığıdır. Bu yaklaşım, bilimsel yasaların kesinliğini sorgulatan “Tümevarım Problemi”ni doğurmuştur.
Akıl mı, Tecrübe mi?
Deneyciliği tam anlamıyla kavramak için, onun antitezi olan Akılcılık (Rasyonalizm) ile arasındaki farkları görmekte fayda vardır. Bu iki akım arasındaki gerilim, Kant’ın “Eleştirel Felsefesi”ne kadar Avrupa düşüncesini domine etmiştir.
| Özellik | Deneycilik (Empirizm) | Akılcılık (Rasyonalizm) |
| Bilginin Deposu | Duyusal edinim ve gözlem | Akıl ve mantıksal çıkarım |
| Zihin Yapısı | Boş levha (Tabula Rasa) | Doğuştan gelen fikirler (Innate Ideas) |
| Yöntem | Tümevarım (Induction) | Tümdengelim (Deduction) |
| Örnek Bilim | Biyoloji, Kimya, Psikoloji | Matematik, Geometri, Mantık |
| Temsilciler | Locke, Hume, Mill | Descartes, Spinoza, Leibniz |
Bugün laboratuvarlarda meydana getirilen her gözlem, uzaya fırlatılan her teleskop aslen empirizmin bir zaferidir. Çağıl bilimsel yöntem, “kanıtlanabilirlik” ve “yanlışlanabilirlik” ilkeleri üstüne kuruludur ki bunların her ikisi de ampirik kökenlidir.
20.yüzyılda Mantıksal Pozitivizm (Viyana Çevresi) ile empirizm, dil analiziyle birleşmiştir. Bu ekole nazaran, denetlenemeyen yada ampirik bir karşılığı olmayan her önerme “anlamsızdır”. Doğa ötesi, bu sert empirist süzgeçten geçemediği için uzun süre felsefe dışı bırakılmaya çalışılmıştır.
Her ne kadar sağlam bir zemin benzer biçimde görünse de, deneycilik ciddi felsefi itirazlarla karşılaşmıştır:
Deneycilik, insanı evrenin merkezine koyan doğa ötesi kurgulardan ziyade, insanı kendi kapasitesiyle sınırlandıran alçakgönüllü bir yaklaşımdır. Bizlere şunu söyler: Bildiğimiz her şey, bu dünya ile kurduğumuz temasın bir ürünüdür.
Günün sonunda, Locke’un boş levhası tamamen boş kalmasa da yada Hume’un nedensellik şüpheciliği çağdaş fizik tarafınca esnetilse de, empirizmin ana damarı hâlâ canlıdır. Bilgiye ulaşmak için koltuğumuzdan kalkıp dünyaya bakmamız, dokunmamız ve ölçmemiz gerektiği gerçeği, çağdaş dünyanın en sarsılmaz kabulüdür. Deneycilik, bir tek bir felsefe değil, gerçeği arama yolunda “kanıt nerede?” diye soran rasyonel insanoğlunun en kuvvetli pusulasıdır.
En temel fark bilginin deposudur. Rasyonalizm, bilginin akıl yöntemiyle, doğuştan gelen fikirlerle elde edilebileceğini savunurken; Empirizm, tüm bilgilerin sonradan, beş duyu ve edinim vasıtasıyla kazanıldığını ileri sürer.
Latincede “Boş Levha” anlamına gelir. John Locke tarafınca popülerleştirilen bu kavram, insanoğlunun zihninin doğuşta hiçbir bilgiye haiz olmadığını, tüm bilgilerin yaşam boyu edinilen deneyimlerle bu levhaya yazıldığını temsil eder.
Zira bilim, teorilerini kanıtlamak için gözlem, gözlem ve veri toplama süreçlerine dayanır. Bir hipotezin bilimsel kabul edilmesi için ampirik olarak kontrol edilebilir ve gözlemlenebilir olması şarttır.
Hume, niçin ve netice arasındaki bağın mantıksal bir zorunluluk değil, zihinsel bir alışkanlık bulunduğunu söyleyerek bilimin “kesinlik” iddiasını sarstı. Bu durum, bilim felsefesinde “olasılık” ve “istatistiksel doğruluk” kavramlarının ehemmiyet kazanmasına yol açtı.
Bir iddiaya inanmadan ilkin “Gözümle görmeden inanmam” demek yada bir teoriyi ergonomik sonuçlarına bakarak değerlendirmek empirist bir tavırdır. Somut kanıt arayışı, günlük dünyadaki deneyciliğin en net yansımasıdır.
Yerdeniz Büyücüsü – Ursula K. Le Guin 1968 senesinde piyasaya çıkan Yerdeniz Büyücüsü (A Wizard…
Jön Türkler Osmanlı Modernleşmesinin Mimarları: Jön Türkler ve Düşünce Dünyası Osmanlı Devleti’nin son yüzyılı, bir…
Bilgenin Sarsılmazlığı – SenecaTür:FelsefeYazar:SenecaYayınlanma Zamanı:2017Yayınevi:Doğu Batı YayınlarıISBN:9789752410794MevzusuKitap, gerçek bilge insanoğlunun hakaretler, haksızlıklar ve fena şans…
Koca Mehmet Ragıp Paşa Koca Mehmet Ragıp Paşa (D: 1698, İstanbul – Ö: 8 Nisan…
Determinizm İnsanlık zamanı süresince yönelttiğimiz en köklü sorulardan biri şudur: “Kararlarımızı hakikaten biz mi veriyoruz,…
Adem’le Havva’nın Güncesi – Mark TwainTür:RomanYazar:Mark TwainYayınlanma Zamanı:2006Yayınevi:Yapı Kredi YayınlarıISBN:9789750811524KarakterlerHavva: Meraklı, duygusal, güzel duyu duygusu…