Emile Zola – Türk Dili ve Edebiyatı

Zola, Emile (-Edouard-Charles-Antoine) (D: 2 Nisan 1840, Paris, Fransa – Ö: 29 Eylül 1902, Paris, Fransa) Edebiyatta natüralizmin kurucusu Fransız romancı, eleştirmen ve siyasal eylemci.

Emile Zola

Emile Zola, Rougon ve Macquart ailelerinin beş dönem süresince yaşamını özetleyen 20 kitaplık Les Rougon-Macquart: Histoire naturelle elsociale d’une famillesous !e Second Empire (Rougon-Macquart’lar: İkinci İmparatorluk Döneminde Bir Ailenin Organik ve Toplumsal Zamanı) dizisiyle tanınır. Zola’nın romanlarının yanı sıra Alfred Dreyfus’ü korumak için çaba sarfeden “J’accuse” (İtham Ediyorum) adlı denemesi de ünlüdür.

İnşaat mühendisi olan babası bir kanal projesi alınca 1842’de ailece Paris’ten Aix-en-Provence’a taşındılar. Babasının beş yıl sonrasında ansızın ölümü aileyi zor duruma düşürdü. Anası kanal projesindeki haklarını aramak için 1857’de Paris’e dönünce Zola da onun yanına giderek Saint-Louis Lisesi’ni tamamlamış oldu, fakat iki kez girmiş olduğu bakalorya sınavında başarı göstermiş olamadı. Sonraki iki yılını çoğunlukla iş aramakla ve büyük bir yoksulluk içinde geçirdi. Söylentilere bakılırsa kişisel eşyalarını rehin vermişti ve karnını yakaladığı serçelerle doyuruyordu. Sonunda 1862’de Louis-Christophe-François Hachette’in yayınevinin satış bölümünde çalışmaya başladı, hemen sonra reklam kısmına geçti. Ek gelir elde etmek için çeşitli dergilere makaleler yazdı, ek olarak boş zamanlarında öykü yazmayı da sürdürdü. 1865’te kendi yaşamından yola çıkarak yazdığı, çirkinliklerin açıkça anlatıldığı ilk romanı La Confession de Claude’u (Claude’un İtirafları) yayımladı. Yapıt halkın ve polisin dikkatini çekti ve Hachette’in tepkisine yol açtı. Bunun üstüne Zola yayınevinden ayrılarak özgür gazetecilikle geçinmeye başladı.

1867’de, dehşet öğeleriyle dolu katliam romanı Therese Raquin’i (Terez Raken, 1890, 1943/Therese Raquin, 1962, 1992) yayımladı. Bunu 1868’de kalıtım ilkelerini romana uyguladığı Madeleine Ferat izledi. 1868 sonbaharında Zola, Balzac‘ın La Comedie humaine’ine benzer bir takım roman yazmayı kararlaştırdı. Yazmaya başlamadan ilkin tüm diziyi tasarladığını söylemişse de gerçekte 10 romanlık bir takım tasarlamış, yazmaya başlayınca bu sayı 20’ye yükselmişti.

Dizinin ilk kitabı La Fortune des Rougon (Rougon’ların Yükselişi, 1946) 1870’te tefrika edilmeye başladı, fakat Fransız-Alman Savaşı sebebiyle yanda kaldı: 1871’de ise kitap olarak yayımlandı. Bunu beş yıl içinde beş kitap daha izledi. Satışları iyi olmakla beraber bu altı roman fazla yankı uyandırmadı. 1877’de piyasaya çıkan, alkolizmle ilgili L’Assommoir ise (Assommoir, 1942/Sen Bir Melektin, 1959/Meyhane. 1967, 1989) Zola’yı kitapları en oldukca satan yazarlar arasına soktu ve Fransa’nın en meşhur yazan yapmış oldu. Sonraki romanlarından bazılarının satışı Assommoir’ı da aştı. Zola bu diziyi 1893’te tamamladı. Dizinin en meşhur romanları, bir fahişenin yaşamını mevzu alan Nana (1880; Nana, 1942,1984) ile madencilerin yaşam koşullarını özetleyen Germinal‘dir (1885;Jerminal, 1941/Tohum Yeşerince, 1980/Germinal, 1984, 1992).

1860’lar ve 1870’lerde Cezanne ve Manet ile Monet, Degas ve Renoir benzer biçimde izlenimci ressamları korumak için çaba sarfeden gazete yazıları yazdı. Sanatla ilgili değişik kuramların tartışıldığı çevrelere katıldı. Buna karşılık, yaratıcı potansiyelini gerçekleştiremeyen ve bu yüzden de kendini asan bir ressamı mevzu almış olduğu L’Oeuvre (1886; Yapıt, 1945) adlı romanının yayımlanması başta Cezanne olmak suretiyle ressam dostlarıyla arasının açılmasına niçin oldu. Zola 1870’le beş senedir beraber yaşamış olduğu Gabrielle-Eleonore-Alexandrine Meley ile evliliğe ilk adımını attı.

Doğalcılığın kurucusu ve en meşhur temsilcisi olarak sanatla ilgili görüşlerini açıklayan, Le Roman ecperimental (1880; Deneysel Roman) ve Les Romanciers naturalistes (1881; Doğalcı Romancılar) benzer biçimde incelemeler yayımladı. Doğalcılık iki bilimsel ilkenin edebiyata uygulanmasını içeriyordu: Belirlenimcilik ve deneyci yöntem. Ona bakılırsa insanoğlunun karakter, davranış ve davranışını kalıtım, çevre ve içinde bulunmuş olduğu tarihsel an belirliyordu. Deneyci yöntem ise doğru ve kati verilerin nesnel bir şekilde kaydım gerektiriyordu.

En karamsar ve açık sözlü romanlarından La Terre’in (1887; Toprak, 1946, 1992) yayımlanması üstüne genç kuşaktan beş yazarın Le Figaro gazetesinde sert eleştirilerine hedef oldu. Fransız hükümeti ile ordusunun Fransız-Alman Savaşı (1870-71) sırasındaki siyaset ve eylemlerini eleştiren romanı La Debâcle (1892; Çöküş) hem Fransızların hem de Almanların yoğun tepkileriyle karşılaştı. Tüm ününe rağmen. 19 kez aday olmasına rağmen Academie Française’e üye seçilemedi.

Zola’nın girmiş olduğu tartışmalar içinde en ünlüsü Dreyfus Vakası’yla ilgiliydi. Fransız ordusu subaylarından Yahudi asıllı Alfred Dreyfus 1894’te vatana ihanetle yargılanmış ve suçlu bulunarak yaşam boyu hapse mahkûm olmuştu. Bu vaka, 12 yıl devam eden ve devrin toplumsal-siyasal tarihinde derin iz bırakan bir münakaşaya yol açtı. Dreyfus’ün suçsuzluğuna inanan Zola 13 Ocak 1898’de L’Aurore gazetesinde Fransız genelkurmayım suçlayan ve “J’accuse” sözleriyle başlamış olan bir açık mektup yayımladı. Bazı yüksek rütbeli subayların ve Harp Dairesi’nin gerçekleri gizlediğini ileri sürdü. Zola, karacılık etmekle suçlanarak yargılandı; suçlu bulununca, temyiz mahkemesinin kararını beklemeden Temmuz 1899’da İngiltere’ye firar etti. Dreyfus Davası’na tekrardan bakılacağını ve olasılıkla ilk kararın bozulacağını duyunca Haziran 1900’de Fransa’ya döndü. Zola’nın Dreyfus ile ilgili münakaşaya iştirak etmesi, Fransa’da antisemitizmin ve militarizmin gerilemesine katkıda bulunmuş oldu.

Zola’nın Les Trois Villes (1894-98; Üç Şehir) ve Les Quatre Evangites (1899-1903; Dört İncil) adlı son iki roman dizisinin öncekiler kadar kuvvetli olmadığı çoğu zaman kabul edilir. Tüm yaşamının ve yapıtlarının temelinde yatan değerler ise bir bakıma son dizisindeki romanların adlarına yansımıştır: Fecondite (1899; Döl Bereketi, 1945, 1992). Travail (1901; Emek, 1946, 1992), Verite (ös. 1903; Hakikat, 1929/Gerçek, 1965, 1989) ve yarım kalan Justice (Hakkaniyet).

Zola ve karısı 29 Eylül 1902’de Paris’teki evlerinde bacadaki bir tıkanıklık yüzünden uykuda karbon monoksit gazından zehirlendiler. Yardım ulaştığında Zola ölmüştü, karısı ise birkaç gün sonrasında iyileşti. (Günümüzde bile bacanın Dreyfus karşıtlarınca tıkandığına inananlar vardır.) Zola’nın cenazesi devlet töreniyle kaldırıldı; 1908’de ise Pantheon’a nakledildi.

Zola’nın Türkçede yayımlanmış öteki eserleri:

  • La Curee (1872; Tazı Oranı, 1941/Aşk Bitmesin, 1970/Oyun Bitti, 1976),
  • La Conguete de Plassans (1874; Plassans Papazı. 1944),
  • La Faute de l’abbe Mouret (1875; Rahip Mauret’nin Günahı. 1943).
  • Une Page d’amour (1878; Bir Aşk Sayfası. 1944, 1992/Bir Aşk Hikâyesi. 1968, 1990),
  • Au bonheur des dames (1883; Hanımefendilerin Saadeti, 1971/ Aşkların En Güzeli, 1971),
  • La Joie de vivre (1884; Yaşama Zevki, 1945/ Birleşen Ruhlar (1972),
  • Le Reve (1888; Hülya, 1945/Rüya, 1974),
  • La Bete humaine (1890; Beşerdeki İfrit, 1944/Hayvanlaşan İnsan, 1969),
  • L’Argent (1891; Para, 1947) ve
  • Le Docteur Pascal (1893; Tabip Pascal, 1943)

Değerlendirme:

Zola’nın endüstri toplumunun yoğun hareketliliğini ve yabancılaşmasını şiirsel bir anlatımla sergilediği romanların modern edebiyat üstünde büyük tesiri olmuştur. Bu tesir, mesela varoluşçu roman kadar Fransa’daki yeni roman akımında da gözlenebilir. İçerdikleri görsellik ve hareket sebebiyle onun romanlarının beyaz perdenin öncülü olduğu bile açıklanmıştır.

Zola yalnızca Avrupa’nın en büyük romancılarından biri olarak değil, bununla birlikte gerçeğin ve adaletin savunucusu, yoksulların ve ezilenlerin yanında bir fiil adamı olarak da değerlendirilir. Hakikaten, Zola’nın yapıtlarının kalıcılığı, sanatla alakalı niteliklerinin yanı sıra, toplumsal adaletsizliği açık bir şekilde sergilemesinden ve insanlığın durumunun bireysel ve kolektif eylemle düzeltilebileceğine olan sarsılmaz inanandan da doğar.

Dünya Edebiyatı

(Toplam: 1, Bugün: 1 )

Site Footer