İnsanlık zamanı süresince yönelttiğimiz en köklü sorulardan biri şudur: “Kararlarımızı hakikaten biz mi veriyoruz, yoksa her şey çoktan yazılmış bir senaryonun parçası mı?” Bu sual, felsefenin en sarsılmaz sütunlarından önde gelen determinizm (belirlenimcilik) düşüncesinin merkezinde yer alır. Bir yaprağın dalından düşmesinden, bir insanoğlunun kabahat işlemesine kadar her olayın bir sebebi olduğu düşüncesi, bir tek bilimsel bir merak değil, bununla birlikte etik ve hukuki sistemlerimizin temelini sorgulayan bir meydan okumadır.
Bu makalede, determinizmin ne işe yaradığını, tarihsel süreçte iyi mi şekillendiğini, alt dallarını ve çağdaş dünyadaki geçerliliğini bilimsel nitelikli bir perspektifle ele alacağız.
Temel Kavramlar ve Tanımlar
En yalın tanımıyla determinizm; evrendeki her olayın, kendisinden ilkin gelen vakalar ve tabiat yasaları tarafınca belirlendiğini korumak için çaba sarfeden felsefi görüştür. Bu anlayışa gore, evrende tesadüfe yer yoktur. Eğer evrenin şu anki durumu hakkında tam bir bilgiye ve tüm tabiat yasalarına haiz olsaydık, gelecekte nasıl sonuçlanacağını hatasız bir halde öngörebilirdik.
Determinizm düşüncesi şu üç temel dayanak üstüne oturur:
Felsefi literatürde bu kavram çoğu zaman “belirlenimcilik” olarak da anılır. Sadece determinizmi kolay bir “kadercilik” ile karıştırmamak gerekir. Kadercilik (fatalizm), olayların tabiat yasalarından bağımsız, tanrısal bir iradeyle “ne yaparsak yapalım değişmeyecek” şekilde yazıldığını savunurken; determinizm, her şeyin fizyolojik ve mantıksal bir neden-sonuç zinciriyle birbirine bağlı bulunduğunu ileri sürer.
Antik Çağdan Aydınlanmaya
Determinizmin kökleri, doğayı akıl yöntemiyle anlama çabasının başladığı Antik Yunan’a kadar uzanır. Demokritos ve Leukippos benzer biçimde atomcu filozoflar, evrenin atomların mekanik hareketlerinden ibaret bulunduğunu savunarak ilk materyalist determinizm tohumlarını atmışlardır.
Stoacılık ve Logostan Doğan Seviye
Stoacı filozoflar için evren, “Logos” isminde olan aklî bir ilkeyle yönetilen devasa bir organizmadır. Onlara gore her şey birbirine bağlıdır ve rastlantı, bir tek nedenini hemen hemen bilmediğimiz vakalara verdiğimiz bir isimdir. Marcus Aurelius ve Epiktetos benzer biçimde adlar, bu evrensel düzene uyum sağlamanın tek erdem bulunduğunu savunmuşlardır.
Spinoza ve Panteistik Determinizm
Çağıl felsefede determinizmin en kuvvetli savunucusu asla şüphesiz Baruch Spinoza’dır. Spinoza, Ethica adlı eserinde Tanrı ile doğayı bir tutmuş (Panteizm) ve doğada hiçbir şeyin tesadüfi olmadığını iddia etmiştir. Spinoza’ya gore, insanların kendilerini “özgür” sanmalarının tek sebebi, eylemlerini belirleyen sebeplerin bilincinde olmamalarıdır. Bir taş, havaya atıldığında bilinci olsaydı, kendi iradesiyle uçtuğunu sanabilirdi; insan iradesi de Spinoza için tam olarak bu durumdadır.
Mekanik Dünyadan Genetik Kodlara
Determinizm, odaklandığı alana gore değişik disiplinlerde değişik adlar alır. Bu çeşitlilik, kavramın ne kadar geniş bir kapsama yayıldığını gösterir.
18.yüzyılda fiziğin ilerlemesiyle determinizm zirveye ulaştı. Pierre-Simon Laplace, evrenin mekanik bir saat benzer biçimde çalıştığını savundu. Ortaya attığı meşhur “Laplace’ın Şeytanı” fikir deneyi şöyledir: Eğer evrendeki her atomun konumunu ve hızını bilen üstün bir zekâ olsaydı, bu zekâ için geçmiş ve gelecek tek bir “an” benzer biçimde görünecekti.
İnsanın davranışlarının, karakterinin ve seçimlerinin genetik yapısı ve biyolojik donanımı tarafınca belirlendiğini savunur. “Suçlu doğulur mu?” sorusu bu alanın en tartışmalı mevzularından biridir. Bu görüşe gore, dopamin seviyelerimizden beyin yapımıza kadar her şey, kararlarımızı bizlerden ilkin belirlemiştir.
İnsan eylemlerinin bilinçaltı süreçler, geçmiş deneyimler ve ruhsal dürtüler tarafınca yönetildiğini ileri sürer. Sigmund Freud’un psikanalitik teorisi bu anlamda deterministtir; hiçbir dil sürçmesi yada rüya rastlantı değildir; hepsinin kökünde bir niçin yatar.
Her şeyin Tanrı’nın ön bilgisi (bilimsel) ve iradesiyle gerçekleştiğini savunur. İslam felsefesindeki “Cebriyye” ekolü yada Hristiyanlıktaki “Lütuf” tartışmaları bu başlık altında incelenir. Burada nedensellik, fizyolojik yasalardan ziyade tanrısal iradeye bağlanır.
Eğer determinizm doğruysa, “özgür irade” bir illüzyon mudur? Bu sual, felsefenin en büyük çıkmazlarından biridir. Bu aşamada üç ana duruştan bahsedebiliriz:
20.yüzyıla kadar determinizm, bilim dünyasının sarsılmaz kalesiydi. Sadece Werner Heisenberg’in “Belirsizlik İlkesi” ile bu kale çatlamaya başladı. Atom altı seviyede parçacıkların hem konumunun hem de hızının aynı anda tam olarak bilinememesi, evrenin en temelinde bir “rastlantısallık” yada “olasılık” bulunduğunu gösterdi.
Bu durum, determinizmin sonu mu? Birçok fizikçiye gore kuantum belirsizliği, Laplaceçı mutlak determinizmi çürütmüştür. Sadece bazı düşünürler, atom altındaki bu belirsizliğin makro dünyadaki (insan kararları benzer biçimde) determinizmi etkilemediğini, evrenin hala büyük ölçekte belirlenimci çalıştığını savunmaya devam eder.
Determinizm tartışmasının en somut yansıması hukuk ve etik alanındadır. Eğer bir katil, genetiği, yetiştirilme seçimi ve o anki çevresel koşulları sebebiyle o suçu işlemeye “zorunlu” kalmışsa, onu cezalandırmak ne kadar adildir?
Bu aşamada determinizm, bizi daha empatik fakat daha karmaşık bir hakkaniyet anlayışına iter. Bir insanı suçlarken, onu o noktaya getiren “nedensellik zinciri”ni göz ardı etmek, felsefi olarak noksan bir yaklaşım olabilir.
Felsefede determinizm, bizlere evrenin darmadağınık bir yığın olmadığını, aksine derin bir mantık ve nedensellik üstüne kurulu bulunduğunu hatırlatır. Bir ihtimal her seçimimiz atomik düzeyde belirlenmiştir, kim bilir kuantumun o dar aralığından sızan gerçek bir özgürlüğe sahibiz. Sadece kati olan şudur: Yaşamımızı şekillendiren sebepleri anlamaya çalışmak, insanoğlunun kendi varoluşuna duyduğu en derin saygının bir ifadesidir.
Determinizm, bizi “niçin?” diye sormaya zorlar. Bu sual, bilimin de felsefenin de motorudur. Kararlarımız ne kadar belirlenmiş olursa olsun, bu mekanizmayı anlama çabası bizi “makine” olmaktan çıkarıp “düşünen özne” seviyesine taşır.
Adem’le Havva’nın Güncesi – Mark TwainTür:RomanYazar:Mark TwainYayınlanma Zamanı:2006Yayınevi:Yapı Kredi YayınlarıISBN:9789750811524KarakterlerHavva: Meraklı, duygusal, güzel duyu duygusu…
Nevruz Nedir? İnsanoğlu, var olduğu günden bu yana doğayla kurduğu bağları mukaddes bir düzleme oturtmuştur.…
Çalınan Taç – Mark TwainTür:ÇocukYazar:Mark TwainYayınlanma Zamanı:2019Yayınevi:Fark ÇocukISBN:9786052240960Karakterler Prens Edward Tudor: Romanın en mühim karakterlerinden…
Aydınlanma Çağı İnsanlık tarihinin seyrini değiştiren, dogmaların zincirlerini kıran ve çağıl dünyayı şekillendiren en eleştiri…
Yıldızlara Yakın – Metin ÖzdamarlarTür:ÇocukYazar:Metin ÖzdamarlarYayınlanma Zamanı:2025Yayınevi:Timaş BasımISBN:9786259717852KarakterlerMustafa: Babasını minik yaşta kaybeden, zorluklara karşın pes…
Uğur Mumcu Uğur Mumcu (D: 22 Ağustos 1942, Kırşehir – Ö: 24 Ocak 1993, Ankara,…