Frankfurt Yolcusu Özeti, Konusu ve Karakterleri

Frankfurt Yolcusu – Agatha Christie

Karakterler

Sir Stafford Nye: Orta yaşlı bir İngiliz diplomattır. Olayların başlangıcında birazcık akıntıya kapılan, rahatına düşkün ve ironik bir mizahı olan biridir. Frankfurt’ta yapmış olduğu ani yardım (geçişlik/bilet verme) onu istemeden oyunun içine çeker. Roman süresince da saf merakla süregelen tutumu, giderek şüphecilik, öz-denetim ve hayatta kalma refleksine dönüşür.

Mary Ann: Romanın “maskeli” figürüdür. Bir sahnede kırılgan ve kaçan bir kurban şeklinde, başka bir sahnede soğukkanlı ve oldukca iyi bağlantıları olan biri şeklinde görünür. Her ortamda rol alabilmesi onun hem cazibesi hem de tehlikesidir. Temel özelliği akışkan kimlik, yüksek uyum, informasyon toplama/haber alma sezgisi ve okuru devamlı “kimin tarafında?” sorusuyla baş başa bırakmasıdır.

Lady Matilda Cleckheaton: Stafford’un kuvvetli bağlantıları olan büyük halasıdır. Christie’nin “sert, ergonomik, lafını esirgemeyen yaşlı hanım” tipinin politik versiyonudur. Fazlaca toplumsal, oldukca şey görmüş ve perde arkasında ilişki ağları kurup hamle icra eden, gerektiğinde bizzat sahaya inen stratejik bir akıldır. Romanın tonunu kişisel maceradan küresel komploya taşıyan kilit figürlerdendir.

Henry Horsham: İstihbarat tarafının adamı, soğukkanlı, prosedürcü fakat gerektiğinde süratli kabul eden bir profesyoneldir. Stafford’un yaptığının ne anlama geldiğini açıklayan, onu yönlendiren ve büyük resime bağlayan karakterlerdendir.

Amy Leatheran: Lady Matilda’nın yanında duran, düzeni toparlayan, gözlemci ve aklı başlangıcında bir destek figürüdür. Daha sakin bir enerjiyle, Matilda’nın sertliğini dengeleyen olayların kaosunda pratikliğiyle iş gören karakterdir.

Countess Charlotte von Waldsausen (Big Charlotte): Romanda karanlık güç-finans-siyaset çevrelerinin somut yüzlerinden biri olarak öne çıkar. İhtişamı, nüfuzu ve manipülasyon kapasitesiyle korku uyandıran bir figürdür.

Lord Edward Altamount: Devlet aklı ve üst düzey ağlar tarafında, Matilda’nın çevresiyle beraber hareket eden soğuk, ölçüp biçen, krizleri masa başlangıcında yönetmeye çalışan bir güç odağıdır.

Mevzusu

Frankfurt Yolcusu, Frankfurt Havaalanı’nda tanımadığı bir hanıma pasaportunu ve biletini vererek yardım eden İngiliz dış ilişkiler uzmanı Sir Stafford Nye’ın, bu tek hareketle kendini internasyonal bir komplo ve haber alma oyununun içinde bulmasını anlatır. Roman, kimlik değiştiren karakterler, seçkin ağlar ve Avrupa’da yükselen otoriter/neo-Nazi bir hareket ihtimali üstünden, Christie’nin klasik “katil kim?” çizgisinden değişik bir politik gerilim kurar.

Frankfurt Yolcusu Özeti

Frankfurt Yolcusu, Agatha Christie’nin klasik “katil kim?” kurgusundan değişik olarak casusluk–politik komplo ekseninde yazdığı, 1970 tarihindeki bağımsız bir romandır. Yazar kitabın başındaki notlarında hikayenin bir miktar fantazi ya da abartılı bir kurgu bulunduğunu fakat devrin dünyasında benzer eğilimlerin görülebildiğini bilhassa söyler.

Öykü, Britanyalı dış ilişkiler uzmanı Sir Stafford Nye’ın Malaya’dan İngiltere’ye dönerken Frankfurt Havaalanı’nda aktarma esnasında yaşamış olduğu garip bir karşılaşmayla açılır. Genç bir karı yanına gelip ardında birilerinin bulunduğunu, öldürülme tehlikesi yaşadığını söyler ve ondan pasaportunu, biletini ve pelerinini ödünç ister. Stafford, can sıkıntısıyla karışık bir anlık dürtüyle bu isteği kabul eder. Hanım onun kimliğiyle uçağa binerken Stafford aniden kendini internasyonal bir güvenlik hikayesinin içinde bulur.

Londra’ya döndüğünde Stafford’un başı hakikaten derde girecek gibidir. Bundan dolayı yapmış olduğu şey diplomatik bir skandal olarak da görülebilir. Sadece resmi güvenlik çevrelerinden bir isim (Horsham) ona, Frankfurt’ta yapmış olduğu çılgınlığın aslen bir yaşam kurtardığını ve kadının oldukca eleştiri biri olabileceğini ima eder. Stafford’un gizemli hanımla ilişkisi burada bitmez.

Hanım, pasaportunu değişik bir yolla geri gönderir. Stafford onu bulmak için gazeteye “Frankfurt Yolcusu” imzasıyla bir duyuru verir ve karşılığında onu yeni bir buluşmaya götürmüş olan ipuçları alır. Böylece romanın ana oyunlarından biri adım atar. Stafford’un karşısına çıkan hanım her seferinde başka bir kimlikle çıkıyor gibidir ki bu da Stafford’u hem büyüler hem de paranoyaya götürür.

Bu kişisel takip, hızla daha büyük bir komploya bağlanır. Stafford’un çevresine, bilhassa etkili ve bağlantılı büyük halası Lady Matilda Cleckheaton üstünden bir takım yüksek katman figürü girer. Finans çevreleri, aristokrasi ve istihbaratın eski yeni oyuncuları… Stafford, adım adım minik bir seçkin grubun içine çekilir ve bu grubun amacı ortaya çıkar.

Avrupa’da ve dünyada yükselen gençlik hareketleri, sokak sertliği ve politik karmaşa rastlantı değildir. Bunların arkasında neo-Nazi eğilimli, kitleleri manipüle ederek yeni bir otoriter dalga yaratmayı hedefleyen bir örgütlenme olabilir. Roman, 1960’lar sonu ve 1970’ler başının talebe hareketleri ve eski düzenin çöküşü tartışmalarını bu komplo fikrinin arka planına yerleştirir.

Komplo büyüdükçe romanın tonu da bir nevi dünya satrancına döner. Bu örgütlenmenin, karizmatik bir figürü bir tür yeni önder olarak parlatacağı düşünülür. Hatta Hitler’in ölmediği yada bir halde hayatta kalmış olduğu ya da Hitler’in oğlu olabileceği türünden söylentilerin de propaganda malzemesi olarak kullanıldığı konuşulur. Christie burada tarihsel gerçeklik iddiası kurmaktan oldukca, kitle psikolojisi ve önder mitinin siyasette iyi mi araçsallaştırılabileceği üstüne gerilimli bir oyun kurar.

Örgütlenmeye karşı çalışan grubun elindeki karşı hamle ise romanda daha bilimsel bir hatta bağlanır. “Benvo / Project B” denen bir emek verme, insan davranışlarını daha iyiye çekebilecek bir kimyasal yada ruhsal tesir fikrini taşır. Bu da etik açıdan ıslak bir zemindir. İyi niyetle daha azca bencillik üretmek mi, yoksa kitleleri yönetmenin başka bir biçimi mi? Christie, gerilimi yalnız silahlar ve ajanlar üstünden değil, insanı değişiklik yapma iddiasının yarattığı korku üstünden de büyütür.

Finale doğru, Stafford’un dahil olduğu grubun içinde de bir hain olabileceği belirginleşir. Toplantılar, suikast girişimleri ve kimlik oyunları sıklaşır. İşler kontrolden çıktığında, güvenlik çevrelerinin bazı kilit adları ölür, bazıları ifşa olur. Elit görünen maskelerin altında bambaşka ajandalar olduğu anlaşılır.

Stafford, yaşamının bu garip periyodunun peşinden gizemli hanımla evliliğe hazırlanmış olur. Örgütün merkezine yerleştirilen Hitler’in oğlu miti de, daha düzgüsel bir yaşama çekilerek etkisizleştirilmiş gibidir. Bu kapanış, romanın başındaki havaalanı sahnesine dönen minik bir nesne/hatırlatıcıyla bağlanır.

Kısacası Frankfurt Yolcusu, bir diplomatın havaalanında yapmış olduğu tek bir anlık düşüncesizlik üstünden oluşturulan, kimlik değişimleri, seçkin ağlar, gençlik hareketleri ve neo-Nazi komplo fikrini bir araya getirerek “dünyayı yöneten görünmez mekanizmalar” temasıyla ilerler.

Frankfurt Yolcusu – Kitap Açıklaması

Bu imkânsız değil, yalnızca fantastik bir öyküdür.
Agatha Christie

Dışişleri mensubu Sir Stafford Nye Uzakdoğu’daki görevinden döner-ken Frankfurt Havaalanı’nda acayip bir durumla karşılaşır. Yanına yak-laşan bir karı garip bir istekte bulunur. Ardındaki katilleri atlatmak için Sir Stafford’un yolculukta giydirilmiş olduğu pelerini ve pasaportunu ödünç almak ister. Ona yardım etmeyi kabul eden Stafford heyecanlı bir mace-ranın içine sürüklenir…

(Tanıtım Bülteninden)

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!

👏

0

😍

0

😢

0

😡

0

👍

0

👎

0

(Toplam: 1, Bugün: 1 )