Hak – Hukuk – Adalet Nedir?

Hak – Hukuk – Hakkaniyet

Hak Nedir?

Hak, en temel anlamıyla, bir kişiye yada bir gruba hukuk düzeni tarafınca tanınmış yetki, imtiyaz yada menfaattir. Bireylerin doğuştan haiz olduğu yada sonradan kazanılmış olduğu, başkalarına karşı ileri sürebileceği meşru talepler olarak da tanımlanabilir. Haklar, bireylerin özgürce yaşamasını, gelişmesini ve cemiyet içinde var olmasını elde eden temel güvencelerdir.

Haklar değişik şekillerde sınıflandırılabilir:

  • Doğuştan Haklar (Temel Haklar): Yaşama hakkı, özgürlük hakkı, fikir ve ifade özgürlüğü benzer biçimde, insana sırf insan olmasından dolayı tanınan ve devredilemez haklardır.
  • Kanunla Tanınan Haklar: Iyelik hakkı, miras hakkı, sözleşme yapma hakkı benzer biçimde, hukuk kuralları çerçevesinde bireylere tanınan haklardır.
  • İleri Sürülebilen Haklar (Öznel Haklar): Bir kişinin belirli bir şeyi yapma, başkasından bir şeyi talep etme yada bir şeyden yararlanma yetkisidir. Mesela, alacak hakkı.

Hukuk Nedir?

Hukuk, toplumda düzeni sağlamak, adaleti gerçekleştirmek ve çatışmaları çözmek amacıyla devlet gücüyle desteklenmiş, genel, soyut ve bağlayıcı kurallar bütünüdür. Hukuk, neyin doğru neyin yanlış bulunduğunu, bireylerin birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenler. Hukuk kurallarına uymayanlar için yaptırımlar (cezalar) öngörülür.

Hukukun temel amaçları şunlardır:

  • Düzeni Sağlamak: Toplumsal yaşamın belirli kurallar içinde akmasını sağlamak, kaosu önlemek.
  • Güvenliği Sağlamak: Bireylerin can ve mal güvenliklerini güvence altına almak.
  • Adaleti Gerçekleştirmek: Her insana hak ettiğini vermek, eşitlik ve tarafsızlık ilkelerine gore hareket etmek.
  • Toplumsal Gelişimi Desteklemek: Toplumun gereksinimlerine gore değişen ve gelişen bir yapıya haiz olarak toplumsal ilerlemeyi sağlamak.

Hukuk sistemleri çoğu zaman yazılı (kanunlar, tüzükler, yönetmelikler) ve yazılı olmayan (örf ve tane hukuku, içtihatlar) kaynaklardan oluşur.

Hakkaniyet Nedir?

Hakkaniyet, her insana hak ettiğini vermek, eşitlik, tarafsızlık ve doğruluk ilkelerine uygun hareket etmektir. Bireyler içinde fark yapmaksızın, her durumda ve her insana eşit işlem edilmesini ifade eder. Hakkaniyet, yalnız hukuki bir kavram olmakla kalmaz, hem de etik ve felsefi bir kıymeti de temsil eder.

Adaletin değişik boyutları vardır:

  • Dağıtıcı Hakkaniyet: Toplumdaki kaynakların, yükümlülüklerin ve fırsatların bireyler içinde adil bir halde paylaştırılmasıdır. Gelir dağılımı, eğitim olanakları benzer biçimde mevzular bu kapsamdadır.
  • Denkleştirici Hakkaniyet: Bireyler arasındaki ilişkilerde dengeyi sağlamak, verilen zararın telafi edilmesi yada sözleşmelerin eşit şartlarda yerine getirilmesidir. Tazminat hukuku bu türe örnektir.
  • Toplumsal Hakkaniyet: Toplumdaki tüm bireylerin temel ihtiyaçlarının karşılanması, fırsat eşitliğinin sağlanması ve refahın adil paylaşılmasıdır. Bilhassa dezavantajlı grupların korunması bu kapsamdadır.

Hak, Hukuk ve Hakkaniyet Arasındaki İlişki:

Bu üç kavram birbiriyle ayrılmaz bir bütündür:

  • Haklar, hukukun korumak ve güvence altına almakla yükümlü olduğu temel değerlerdir.
  • Hukuk, hakların korunmasını ve kullanılmasını elde eden kaide ve sistemler bütünüdür. Hukuk, hakların ne işe yaradığını tanımlar ve bu hakların ihlal edilmesi durumunda ne benzer biçimde sonuçlar doğuracağını belirler.
  • Hakkaniyet, hem hakların varoluş sebebi hem de hukukun ulaşmaya çalmış olduğu nihai idealdir. Hukukun amacı adaleti sağlamak, hakların adil bir halde dağıtılması ve korunması için çalışmaktır. Bir hukuk sistemi, hakları tanısa da eğer adaleti sağlamıyorsa noksan kalır.

Özetle, haklar bireylerin haiz oldukları değerlerken, hukuk bu değerleri korumuş olan kurallar bütünüdür ve hakkaniyet de bu koruma ve dağıtım sürecinde ulaşılması ihtiyaç duyulan nihai hedeftir.

Türkiye’de “Hakkaniyet” var mı?

Bu oldukca mühim ve kırılgan bir sual. “Türkiye’de hakkaniyet var mı?” sorusunun yanıtı, bakış açısına, toplumsal konuma, ideolojik duruşa ve yaşanmış olan bireysel deneyimlere gore değişebilir. Sadece olabildiğince yansız, gerçekçi ve temellere dayalı bir yanıt verelim:

1. Türkiye’de Hukuki Yapı Olarak Hakkaniyet Sistemi Var mı?

Evet, kurumsal olarak hakkaniyet sistemi vardır:

  • Anayasa, yasalar, mahkemeler, savcılıklar, barolar benzer biçimde kurumlar iş koşturmacasındadır.
  • Türkiye, hukuk devleti ilkesine bağlı bir anayasal düzene haizdir.
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi benzer biçimde internasyonal hukuk normlarını kabul etmiştir.

Sadece sorun, yalnız “varlık” değil, işleyiş meselesidir.

⚖️ 2. Adaletin Uygulanmasında Problemler Var mı?

Evet, Anayasal güvencelere karşın, Türkiye’deki hakkaniyet sistemine yönelik çeşitli eleştiriler ve tartışmalar bulunmaktadır:

Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı

  • Bilhassa son yıllarda, egemen ve savcıların siyasal baskı altında karar verdikleri yönünde eleştiriler vardır.
  • Avrupa Konseyi ve internasyonal hukuk kuruluşları da bu mevzuda çeşitli raporlar yayımlamıştır.

Çifte standart algısı

  • Bazı kesimler, yargının belirli gruplar, kişiler ya da siyasal eğilimlere gore değişik uygulandığını düşünüyor.

Uzayan davalar ve geç gelen kararlar

  • Adaletin oldukca yavaş işlemesi, “geciken hakkaniyet, hakkaniyet değildir” ilkesini zedeliyor.

İfade özgürlüğü davaları

  • Gazeteciler, sanatçılar, siyasetçiler ve aktivistlere karşı oluşturulan davalar, adaletin araçsallaştırıldığı yönünde tartışmalar doğuruyor.

Uygulamadaki Tartışmalar ve Eleştiriler

  • Yargı Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı: Yargının yasama ve yürütme organları karşısındaki bağımsızlığı, ara sıra münakaşa mevzusu olmaktadır. Hakim ve savcıların atamaları, vazife yerlerinin değiştirilmesi benzer biçimde mevzularda yaşanmış olan bazı gelişmeler, yargı bağımsızlığına gölge düşürebileceği endişelerini bununla beraber getirmektedir. Ek olarak, yargı içinde de iç bağımsızlık sorunlarının olabileceği yönünde görüşler mevcuttur.
  • Adil Yargılanma Hakkı İhlalleri: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarında Türkiye’de adil yargılanma hakkı ihlallerine ilişkin oldukca sayıda tespit bulunmaktadır. Makul sürede yargılanmama, müdafa hakkının kısıtlanması, gerekçeli karar hakkı vs. benzer biçimde mevzular bu ihlaller içinde yer almıştır. İçtihat uyuşmazlıkları da hukuki belirlilik ve güvenlik açısından problem yaratabilmektedir.
  • Hukuk Güvenliği ve Öngörülebilirlik: Hukuki düzenlemelerde sık meydana getirilen değişimler, bazı yasal boşluklar yada uygulamadaki farklılıklar, hukuki güvenlik ilkesini ve yargı kararlarının öngörülebilirliğini etkileyebilir.
  • Bilirkişi Kurumu ve Liyakat Sorunları: Yargılamalarda bilirkişi raporlarının hakimler tarafınca sorgulanmadan kabul edilmesi, bilirkişilerin liyakat ve uzmanlık düzeyleri mevzusundaki endişeler de hakkaniyet sistemine yönelik eleştiriler arasındadır.
  • Erişim ve Maliyet: Adalete erişimin maliyeti ve yargı süreçlerinin uzunluğu, vatandaşların hak arama özgürlüğünü kısıtlayabilen faktörler olarak görülmektedir.

3. Toplumun Hakkaniyet Algısı Ne Diyor?

  • Kamuoyu araştırmaları çoğu zaman toplumda “adalete güvenin” azaldığını gösteriyor.
  • İnsanlar, bilhassa yargı kararlarında siyasal tesir ya da torpil/ayrımcılık olduğu düşüncesine haiz.

4. Internasyonal Raporlar Ne Diyor?

  • Freedom House ve Dünya Hakkaniyet Projesi benzer biçimde kuruluşların raporlarında Türkiye’nin hukuk devleti ve hakkaniyet puanı son yıllarda düşmüştür.
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmasında da Türkiye’nin sıkça eleştirildiği durumlar vardır.

✅ SONUÇ:

Türkiye’de kurumsal olarak hakkaniyet sistemi vardır, sadece uygulamada ciddi problemler ve toplumsal güvensizlik söz mevzusudur.

Kısacası:
“Hakkaniyet var mı?” sorusunun cevabı “Kağıt üstünde evet, pratikte ise kısmen” olabilir.

Hakkaniyet ile iktisat içinde iyi mi bir ilişki vardır?

Hakkaniyet ve iktisat birbirini karşılıklı olarak etkileyen, iç içe geçmiş iki mühim kavramdır. Bir ülkedeki hakkaniyet düzeyi, o ülkenin ekonomik performansı üstünde direkt ve dolaylı yollardan mühim etkilere haizdir.

Adaletin Ekonomiye Tesirleri

  • Itimat ve İstikrar: Hukukun üstünlüğünün ve adaletin tam olarak sağlandığı bir ortamda, yatırımcılar ve girişimciler kendilerini güvende hissederler. Iyelik haklarının korunması, sözleşmelerin uygulanabilirliği ve saydam bir yargı sistemi, uzun vadeli yatırımlar için elverişli bir zemin hazırlar. Bu da ekonomik büyümeyi ve kalkınmayı destek sunar.
  • Gelir Dağılımı Adaleti: Adaletsiz gelir dağılımı, toplumda yoksul bir kesimin ortaya çıkmasına ve gelir farkının artmasına niçin olur. Bu durum, ekonomik olarak katkı sağlayabilecek potansiyel bir kesimin ekonomiye katılımını engeller. Adil gelir dağılımı, tüketimi ve talebi artırarak ekonomik aktiviteyi canlandırır ve toplumsal refahı yükseltir. Toplumsal adaleti sağlamaya yönelik politikalar (toplumsal yardımlar, eğitim ve sıhhat hizmetlerine erişim vb.) ekonomik istikrara katkıda bulunur.
  • İşgücü Verimliliği ve Motivasyon: Adil bir emek harcama ortamı, çalışanların motivasyonunu ve verimliliğini artırır. Çalışanların haklarının korunması, ayrımcılığın olmaması ve adil ücretlendirme, işgücü piyasasının sıhhatli işlemesini sağlar. Bu da genel ekonomik üretkenliği pozitif yönde etkisinde bırakır.
  • Yolsuzlukla Savaşım: Adaletin zayıf olduğu yerlerde yolsuzluk ve rüşvet yaygınlaşır. Yolsuzluk, kaynakların verimsiz kullanılmasına, kamu ihalelerinde haksızlıklara ve rekabetin bozulmasına neden olur. Bu da ekonomik büyümeyi sekteye uğratır ve internasyonal yatırımları caydırır. Kuvvetli bir hukuk sistemi ve saydam yönetim, yolsuzlukla mücadelede tehlikeli sonuç öneme haizdir.
  • Tarımsal Üretim ve Uzun Vadeli Planlama: Ziraat benzer biçimde uzun vadeli üretim gerektiren sektörlerde, çiftçilerin ürettiklerinin karşılığını alacaklarına ve ürünlerinin tarlada kalmayacağına dair adaletli bir beklenti olması üretimi teşvik eder. Bu tür güvenceler, ekonomik planlamayı ve sürdürülebilirliği destek sunar.

Ekonominin Adalete Tesirleri

  • Gelir Dağılımı Adaletsizliği: Ekonomik büyümenin tek başına kafi olmadığı, hem de bu büyümenin getirmiş olduğu refahın adil bir halde dağıtılması gerektiği vurgulanmaktadır. Eğer ekonomik gelişme sonucunda gelir dağılımında büyük uçurumlar oluşursa, bu durum toplumsal adaletsizliği derinleştirir.
  • Toplumsal Huzursuzluk: Ekonomik adaletsizlikler, toplumda derin bölünmelere ve toplumsal huzursuzluklara yol açabilir. Bu durum, ülkenin genel istikrarını ve dolayısıyla ekonomik ortamını negatif etkileyebilir.
  • Devletin Görevi: Adil bir iktisat için devletin düzenleyici ve dengeleyici bir rol oynaması önemlidir. Gelir dağılımını iyileştiren vergi politikaları, toplumsal yardım programları ve her insana eşit fırsatlar sunan eğitim/sıhhat hizmetleri, ekonomik refahın toplumun tüm kesimlerine yayılmasına destek sunar.

Netice olarak, hakkaniyet ve iktisat birbirini besleyen iki temel unsurdur. Adaletin olmadığı bir yerde ekonomik gelişme sürdürülebilir olamazken, ekonomik refahın adil dağıtılmadığı bir sistemde toplumsal sulh ve hakkaniyet zayıflar. Bundan dolayı, sürdürülebilir ekonomik kalkınma için hukukun üstünlüğünün ve toplumsal adaletin sağlanması dirimsel öneme haizdir.

(Toplam: 6, Bugün: 1 )