Osmanlı Modernleşmesinin Mimarları: Jön Türkler ve Düşünce Dünyası
Osmanlı Devleti’nin son yüzyılı, bir tek askeri mağlubiyetlerin ya da toprak kayıplarının zamanı değildir; hem de devasa bir zihniyet dönüşümünün, arayışın ve tekrardan var olma çabasının hikâyesidir. Bu hikâyenin başrolünde ise hem Doğu’nun değerlerini bilen hem de Batı’nın metodolojisini kavrayan, imparatorluğu uçurumun kenarından kurtarmaya azmetmiş bir dönem yer alır: Jön Türkler.
Bugün çağıl Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumsal ve fikri temellerini idrak etmek istiyorsak, yolumuz kesinlikle Paris’in kafelerinden Selanik’in gizli saklı cemiyetlerine, İstanbul’un tıbbiyelerinden sürgün yollarındaki matbaalara uzanan Jön Türk hareketinden geçmelidir.
“Jön Türk” tabiri, aslen tek bir örgüte yada dar bir süre dilimine sığdırılabilecek bir kavram değildir. En geniş tanımıyla Jön Türkler; 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı Devleti’nde mutlakiyete karşı çıkan, anayasal bir düzeni (Meşrutiyet) korumak için çaba sarfeden ve Batılılaşma ekseninde reformlar yapılmasını isteyen aydınlar grubudur.
Literatürde ara sıra “Genç Osmanlılar” ile karıştırılsalar da, Jön Türkler bu sürecin ikinci ve daha köktencilik evresini temsil ederler. Bu hareketin temel bileşenlerini şu şekilde sıralayabiliriz:
Jön Türk hareketinin köklerini 1860’lı yılların “Yeni Osmanlılar” (Namık Kemal, Ziya Paşa, Şinasi) cemiyetinde bulsak da, aslolan ivme 1889 senesinde İttihad-ı Osmanî Cemiyeti’nin kurulmasıyla yakalanmıştır. Bu tarih, çağıl Türk siyasal tarihinin de dönüm noktalarından biridir.
1889’da Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de bir grup talebe (İshak Sükûti, İbrahim Temo, Abdullah Cevdet, Çerkez Mehmed Reşid) tarafınca kurulan gizli saklı teşkilat, hareketin çekirdeğini oluşturur. Bu gençler için tıp eğitimi bir tek biyoloji değil, toplumun hastalıklarına da bir teşhis koyma aracıydı. Pozitivizmden etkilenen bu dönem, toplumu “tedavi edilmesi ihtiyaç duyulan bir organizma” olarak görüyordu.
İstanbul’daki baskı ortamı, hareketin merkezinin Avrupa’ya (bilhassa Paris, Cenevre ve Kahire) kaymasına niçin olmuştur. Ahmed Rıza Bey’in liderliğindeki grup ile Prens Sabahaddin’in grubu arasındaki düşünce ayrılıkları, Türk siyasal düşüncesindeki “Merkeziyetçilik” ve “Adem-i Merkeziyetçilik” tartışmalarının da doğuşudur.
Yurt dışındaki aydınlar ile yurt içindeki (bilhassa Selanik’teki) subayların birleşmesi, hareketi bir “aydın tartışması” olmaktan çıkarıp “fiil gücü yüksek bir siyasal yapıya” dönüştürmüştür. 1908 Jön Türk Devrimi (II. Meşrutiyet’in ilanı), bu birleşmenin en somut sonucudur.
Jön Türkleri bir araya getiren ana motivasyon “Devlet iyi mi kurtarılır?” sorusuydu. Sadece bu soruya verilen yanıtlar zaman içinde çeşitlenmiştir. Hareketin fikir atlasını şu başlıklarla çözümleme edebiliriz:
Osmanlıcılık (İttihad-ı Anasır)
Başlangıçta Jön Türklerin en büyük imgesel, din ve ırk farkı gözetmeksizin tüm Osmanlı tebaasını “Osmanlılık” üst kimliğinde birleştirmekti. Anayasa (Kanun-ı Esasi) ve Meclis-i Mebusan, bu birliğin çimentosu olacaktı. Sadece Balkanlardaki ayrılıkçı hareketler, bu fikrin pratikte uygulanmasını zorlaştırdı.
Pozitivizm ve Bilimcilik
Bilhassa Ahmed Rıza Bey’in etkisiyle Auguste Comte’un pozitivizmi hareketin içine sızdı. “Düzen ve Terakki” (Seviye ve İlerleme) sloganı, toplumsal değişimin sarsıntısız fakat bilimsel temelli olması icap ettiğini savunuyordu. Dinin yerini bilimin, ulemanın yerini ise teknokrat aydınların alması gerektiği fikri bu zamanda kökleşti.
Osmanlıcılık siyasetinin batkı etmeye başlamasıyla, bilhassa 1908 sonrasında Jön Türkler içinde Türk milliyetçiliği yükselmeye başladı. Ziya Gökalp şeklinde adların teorisyenliğiyle, imparatorluğun asli unsuru olan Türklerin bir “millet” bilincine ulaşması hedeflendi.
Jön Türkler için gazete, bir tek haber deposu değil, bir okul ve bir savaşım aracıydı. Matbaayı “halkı uyandırmanın en kısa yolu” olarak gördüler.
“Ne efsunkâr imişsin ah ey didar-ı özgürlük
Tutsak-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten”
Jön Türkler, Türk siyasal tarihinde hem büyük bir devrimin mimarları hem de bazı ağlatısal hataların sorumluları olarak anılırlar.
Başarıları:
Eleştiriler:
hareketin değişik dönemlerindeki en malum isimleridir.
Jön Türkler, bir tek bir devrin siyasal oyuncuları değil, çağıl Türkiye’nin laboratuvarıdır. Laiklikten hanım haklarına, harf inkılabından üniversite reformuna kadar pek fazlaca “Cumhuriyet Devrimi“, aslen Jön Türklerin sürgünlerde, hapishanelerde ve gizli saklı toplantılarda tartıştığı fikirlerin olgunlaşmış halidir.
Onlar, imparatorluğun en karanlık döneminde “vatan” ve “özgürlük” diyerek ayağa kalkan; hatalarıyla, sevaplarıyla çağıl Türk kimliğinin inşasında en büyük paya haiz olan öncülerdir.
1- Jön Türkler ve Genç Osmanlılar arasındaki fark nedir?
Genç Osmanlılar (1860’lar), daha fazlaca İslami referanslarla hürriyeti korumak için çaba sarfeden edip ve yazarlardır (Namık Kemal vb.). Jön Türkler (1889-1908) ise daha fazlaca bilimsel eğitim almış, pozitivist etkisinde bırakır taşıyan asker ve siyasetçi ağırlıklı bir kuşaktır.
2- Jön Türkler hangi düşünce akımını savunuyordu?
Tek bir akımdan söz edilemez; bünyesinde Osmanlıcılık, İslamcılık (bazı kesimlerde), Türkçülük ve Batıcılık şeklinde değişik eğilimleri barındıran bir koalisyon gibidirler.
3- II. Meşrutiyet’in ilanında Jön Türklerin görevi nedir?
Jön Türklerin örgütlü gücü olan İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1908’de Rumeli’de başlatmış olduğu isyanla (Resneli Niyazi ve Enver Bey önderliğinde) II. Abdülhamid’e anayasayı yine yürürlüğe koydurmuş ve Meşrutiyet’i duyuru ettirmiştir.
4- Jön Türkler niçin Avrupa’ya kaçtılar?
İstanbul’daki yoğun sıkıdüzen, takip ve hapis cezalarından kurtulmak, fikirlerini özgürce yayımlayabilecekleri bir ortam (Paris, Cenevre şeklinde) bulmak için Avrupa’ya gitmişlerdir.
5- Jön Türkler ile İttihat ve Terakki Cemiyeti arasındaki ilişki, ilgi nedir?
Jön Türkler ve İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) arasındaki ilişki, sıkça birbirinin yerine kullanılsalar da aslen “bir fikir akımı ile o akımın içinden doğan siyasal bir teşkilat” arasındaki ilişkidir.
Rahat bir benzetme yaparsak: Jön Türklük geniş bir şemsiye, bir “marka” yada entelektüel bir iklimdir; İttihat ve Terakki ise bu iklimde yetişmiş, iktidarı yakalayan en kuvvetli ve en disiplinli “şirket” yada partidir.
Bu karmaşık ilişkiyi üç ana başlıkta inceleyebiliriz:
a) Kavramsal Fark: Entelektüel vs. Organizasyon
b) Her İttihatçı Jön Türk’tür Fakat Her Jön Türk İttihatçı Değildir
Bu fark, birlikteliğin en eleştiri noktasıdır. Jön Türk hareketi içinde ciddi düşünce ayrılıkları vardı ve İttihat ve Terakki bu ayrılıkların bir tek bir kanadını temsil ediyordu.
c) İlişkinin Dönüşüm Evreleri
İkili arasındaki ilgi zaman içinde bir “evrim” geçirdi:
Özetle İlişki Şöyledir:
Jön Türkler teoriyi yazdı, İttihat ve Terakki pratiği uyguladı. Jön Türkler bir “karşıcılık ruhu” idi, İttihat ve Terakki bu ruhun “iktidar hırsı ve yumruğu” oldu.
Eğer Jön Türklerin o fazlaca sesli tartışmaları olmasaydı İTC’nin bir ideolojisi olmazdı; eğer İTC’nin o sert organizasyon yapısı olmasaydı Jön Türkler tarihin tozlu sayfalarında bir tek “sürgündeki yazarlar” olarak kalırdı.
Enver Paşa ve Talat Paşa, Türk tarihinin kim bilir hakkında en fazlaca kutuplaşılmış, üstünde en sert tartışmaların yürütülmüş olduğu iki ismidir. Bu adlar için “hain” suçlaması, hem kendi dönemlerinde hem de Cumhuriyet’in ilanından sonraki süreçte ara sıra dile getirilmiş bir iddiadır. Sadece bu mevzuyu bir “ihanet” meselesinden ziyade, tarihsel bir trajedi, siyasal bir başarısızlık yada bir vizyon çatışması olarak okumak bilimsel nitelikli açıdan daha isabetlidir.
İşte bu tartışmaların ana eksenleri ve tarihsel dayanakları:
Enver ve Talat paşalar hakkında “hukuki” anlamdaki en büyük suçlama, Mondros Mütarekesi’nden sonrasında kurulan mahkemelerde gerçekleşmiştir.
Bilimsel niteliği olan çevrelerde ve halk içinde bu isimlere yöneltilen en ciddi eleştiri, onların birer “hain” olmalarından ziyade, “maceracı” (adventurist) olmalarıdır.
Cumhuriyet’in kurucu kadroları (Mustafa Kemal Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları), İttihatçıların vatanperverliğinden kuşku etmeseler de, onların yöntemlerini ve siyasal basiretsizliklerini sert bir üslupla eleştirmişlerdir.
Eğer bu adlar tarih önünde “hain” olarak tescillenseydi, bugün naaşlarının bulunmuş olduğu bölgeler fazlaca değişik olurdu.
Özetle
Tarihçilerin büyük çoğunluğu (Prof. Dr. İlber Ortaylı, Murat Bardakçı vb.) şu noktada birleşir: Enver ve Talat paşalar kişisel çıkarları için devleti satmamış, aksine devleti kurtarmak için hayatlarını feda edecek kadar ileri gitmişlerdir. Sadece seçtikleri yöntemler, girdikleri ittifaklar ve yaptıkları stratejik hatalar koca bir imparatorluğun yıkılmasıyla neticelenmiştir.
Doğrusu halk arasındaki “hain” suçlaması çoğu zaman “yıkıma sebep olan hataların büyüklüğünden” meydana gelen duygusal bir tepkidir. Bilimsel niteliği olan literatürde ise bu durum “ihanet” değil, “yanlış hesaplanmış bir vatanperverlik ve büyük bir siyasal başarısızlık” olarak tanımlanır.
Bilimsel niteliği olan literatürde Jön Türkler ve İttihatçı liderler üstüne fazlaca daha derinlikli ve “hain” nitelemesini reddeden devasa bir külliyat bulunmaktadır.
Bu adların vatanperverliğini sorgulamayan sadece siyasal/askeri hatalarını bilimsel bir süzgeçten geçiren öteki mühim tarihçiler şunlardır:
Jön Türkler ve İttihat ve Terakki dendiğinde dünya genelinde akla gelen ilk ve en yetkin isimdir. Princeton Üniversitesi’nde vazife meydana getiren Hanioğlu, Jön Türklerin zihniyet dünyasını, pozitivist köklerini ve örgütlenme yapılarını belgelerle ortaya koymuştur.
Cumhuriyet kuşağının en mühim yaşam öyküsü yazarlarından biridir. Üç ciltlik dev eseri “Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa”, bu mevzuda yazılmış en yansız ve yazınsal yönü kuvvetli çalışmadır.
Türk siyasal partiler tarihinin babası sayılır. İttihat ve Terakki’yi bir “politika okulu” olarak inceler.
“Türk İnkılâbı Zamanı” adlı anıtsal eserin yazarıdır. Kendisi bizzat o dönemleri yaşamış ailelerden gelir ve devrin belgelerine son aşama hakimdir.
Çağıl Türkiye’nin oluşumu üstüne çalışmalarıyla tanınan dünyaca meşhur bir tarihçidir.
Bilgenin Sarsılmazlığı – SenecaTür:FelsefeYazar:SenecaYayınlanma Zamanı:2017Yayınevi:Doğu Batı YayınlarıISBN:9789752410794MevzusuKitap, gerçek bilge insanoğlunun hakaretler, haksızlıklar ve fena şans…
Koca Mehmet Ragıp Paşa Koca Mehmet Ragıp Paşa (D: 1698, İstanbul – Ö: 8 Nisan…
Determinizm İnsanlık zamanı süresince yönelttiğimiz en köklü sorulardan biri şudur: “Kararlarımızı hakikaten biz mi veriyoruz,…
Adem’le Havva’nın Güncesi – Mark TwainTür:RomanYazar:Mark TwainYayınlanma Zamanı:2006Yayınevi:Yapı Kredi YayınlarıISBN:9789750811524KarakterlerHavva: Meraklı, duygusal, güzel duyu duygusu…
Nevruz Nedir? İnsanoğlu, var olduğu günden bu yana doğayla kurduğu bağları mukaddes bir düzleme oturtmuştur.…
Çalınan Taç – Mark TwainTür:ÇocukYazar:Mark TwainYayınlanma Zamanı:2019Yayınevi:Fark ÇocukISBN:9786052240960Karakterler Prens Edward Tudor: Romanın en mühim karakterlerinden…