Onarım Edilemez Hata – Guy de Maupassant
İki genç hanım, gölgesi bulvara düşen minik bir parkın yanında karşılaştılar. Karşı karşıya erişince ilkin hafifçe bir tereddüt geçirdiler, sonrasında birbirlerini tanıdıklarıma güvenilir olarak kollarını açtılar:
—Raymond!
—Matilt!..
Aynı mahallenin çocuklarıydılar. Birlikte oynamışlar, aynı okula gitmişler, bir çatı altında senelerce birlikte kalmışlardı. Sonrasında tüm okul arkadaşları benzer biçimde bu müşterek yaşamın tatlı anılarıyla dolu olarak kaderin çizdiği ayrı ayrı yollara yürüyüp gitmişlerdi.
İkisi de otuz yaşlarında idi; fakat Raymond, göz kapaklarının uçlarından burun delikleri hizasında yanaklarına doğru uzanan kırışıklarıyla, gerdanını gölgeleyen belirgin çukurla ve saçlarındaki tek tük gümüş tellerle kırk yaşından fazla gösteriyordu. Kılık giysisi de sorun ve güçlüğün yıprattığı insanların çetin mücadelelerini yansıtan bir solgunluk ve perişanlık içindeydi. Elinde havı dökülmüş demode astragan bir çanta ve bunu tutan elinin başparmağında küçük bir eldiven deliği göze çarpıyordu.
Matilt, pırıl pırıl giysisiyle onun tamamen zıddıydı. Boynunda ince altın bir kordon, elinde son model bir çanta ve saçları üstünde tülbentle örülmüş, minik şık bir şapka vardı. Parmaklarını yüksek kıratta yüzükler süslüyordu.
Matilt, asla çekinmeden tatlı bir içtenlikle,
— Ne oldu sana, dedi, hasta mısın? Yıkım mi geçirdin? Oysa okulda iken ne parlak hayaller kurardın, ne mutlu gelecekler düşünürdün.
Raymond içini çekti:
— Öyleydi, evet, öyleki tatlı hayaller kurardım. Fakat yaşam, tatlı hayallerle değil, acı gerçeklerle dolu… Bir astsubayla evlendim. Güzel bir yuva kurduk, bir de çocuğumuz oldu. Fakat vefasız çıktı, beni yüzüstü bıraktı. Arkasından çocuğum öldü. Kısacası şansım fena gitti, tek başıma bir şey başaramadım. Fakat görüyorum ki sen mutlu olmuşsun; kıyafetin, bakışların bunu söylüyor. Senin hesabına sevindim.
— Evet, ben hayaller kurmadım, kendimi yaşamın düzgüsel akışına bıraktım. Karşıma bir adam çıktı, onunla evleniverdim. Kazancı iyi, bana ve çocuklarıma bakıyor, hiçbir şikâyetim yok. Canım, neye ayakta çene çalıyoruz bu şekilde, gidip bir yere otursak ya…
—Karşıki eczaneye bir reçete vermiştim, ilaçlarımın hazırlanmasını bekliyordum, parka girip beklemeye niyetlenmiştim, karşıma sen çıktın.
—İlaçların hazırlanadursun, bir pastacıda oturup dertleşelim birazcık, hadi gel.
Eczanenin tam karşısında bir pastacıya girdiler, vitrinin yanında boş bir masaya oturdular. Derhâl eski günlerin anılarına dalıp tatlı tatlı konuşmaya başladılar. Raymond; yoksulluğunu, hastalığını, ilaçlarını unutmuştu. Varlıklı arkadaşının mutluluğunu paylaşıyor, onunla birlikte gülüp söylüyordu.
Bu sırada caddeden, tam vitrinin önünden kibar giyimli bir adam geçiyordu. Matilt’i görünce durdu, şapkasını çıkararak genç bayanı selamladı. Matilt,
—Erkeğimin bir arkadaşı bu, dedi, bana bir dakika müsaade eder misin?
—Hay hay.
Dışarıya çıktı, ayaküstü konuşmaya daldılar. Bir dakika, beş dakika, on dakika… Konuşmaları bitmek bilmiyordu bir türlü. İçeriye girince arkadaşından özür diledi:
—Kocama ilişik bir sorundu, dedi. Kendisi avukattır. Seni yalnız bıraktığım için affet beni.
Raymond, saatine baktı:
—Ben de, dedi, senden beş dakika izin istesem. İlaçlarım hazır olmuştur herhâlde. Parasını vermiştim, bir solukta gider gelirim.
—Doğal olarak, doğal olarak, beklerim güzelim.
Matilt yalnız kalınca, yiyip içtikleri şeylerin parasını vermeyi düşündü. Çantasını açtı, hayretle durdu. Evden çıkarken kocasından bin frank istediğim, bu parayı çantasına koyduğunu anımsıyordu. Çantanın içini alt üst etti. Mendil, pudriyer, ayna, küçük para cüzdanı, anahtarlık, hepsi yerli yerindeydi; fakat bin franklık banknot yoktu. Istırap ve düşünceyle kalakalmıştı… Hatırına gelen fena şeyi kovmak ister benzer biçimde elini terleyen alnında gezdirdi. Demin kocasının arkadaşıyla dışarıda konuşurken acaba Raymond?… Hayır, hayır, Raymond bu tarz bir olay yapamazdı! Onu okuldan tanıyordu, ailesini tanıyordu, karakterini biliyordu. Raymond bu kadar alçalamazdı, bir hırsız olamazdı, hayır, hayır!.. Fakat içine kurt düşmüştü bir kez… Raymond’un çantası orada, kendi çantasının yanında duruyordu. Titreyen elini uzattı, çantayı alıp açtı, dudaklarından bir dehşet çığlığı fırladı. Bin franklık banknot oradaydı.
O an için duyduğu acıyı, çarpıldığı derin hayal kırıldığını ömrü süresince unutmayacaktı.
Bu hanıma karşı beslediği sevgi, sonsuz itimat ansızın yıkılmıştı. Onun tarafından bu kadar haince, bu kadar küstahça dolandırılmış olmak pek ağrına gitti. Raymond’un bu denli adiliğe düştüğünü başkasından duysa kesinlikle inanmazdı.
Parayı aldı, hesap pusulasını ödedi. Garsona,
—Dostum karşı eczaneye gitti, dedi. Çantası şu, dönünce kendisine verirsiniz. Beni sorarsa acil bir işim çıktığını ve gitmek zorunda kaldığımı söylersiniz.
—Başüstüne hanımefendi.
Artık Raymond’un yüzüne bakacak hâli kalmamıştı, acil acil çıkıp gitti. Eve geldiği vakit, kocasını kendinden ilkin gelmiş buldu. Adam, gazetesini okuyordu. Karısına baktı:
—Hayrola, dedi, yüzün solmuş, ellerin titriyor, canını sıkan bir vaka mı geçti? Hanım şapkasını çıkarırken,
—Sorma, dedi, oldukca fena bir vaka, asabım oldukca bozuk, sonrasında anlatırım… Adam gülümsedi:
—Ben bilmiyorum. Bugün sende bir anormallik var. Evden çıkarken de sinirliydin. Benden bin frank istedin, parayı masanın üstünde unutup gitmişsin…
Matilt ürperdi, bir adım geriledi, rengi daha çok soldu:
—Neee? dedi, ne diyorsun?
—Bir şey söylediğim yok. İşte bin frank orada duruyor.
—Ah, Tanrı’ım, ne yaptım ben? Ne yaptım? Ne yaptım?…
Süre Bisikleti – Alim AdalıTür:ÇocukYazar:Alim AdalıYayınlanma Zamanı:2004Yayınevi:Can Çocuk YayınlarıISBN: 9789750703502KarakterlerAlim Bey: Damla ve Yağmur’un babasıdır. Evlatlarının merakını ve öğrenme isteğini destekleyen, onlarla beraber geçmişe seyahat icra eden, araştırmayı ve keşfetmeyi seven bir babadır.Damla: Alim Bey’in kızlarından biridir. Kardeşi Yağmur ile beraber vakit bisikletini hazırlayan, geçmişte yaşanmış olan vakaları merakla gözlemleyen ve yeni bilgiler öğrenmekten hoşlanan bir çocuktur.Yağmur: Damla’nın kardeşidir. Ablasıyla beraber vakit bisikletinin yapımında vazife alır. Babasıyla çıkmış olduğu yolculuklarda tarih öncesi insanların yaşamlarını ve buluşlarını keşfeder.Çuka: Ortalama yüz bin yıl ilkin Karain’de yaşayan, zekâsı ve üretkenliğiyle dikkat çeken bir çocuktur. İnsanların yaşamını kolaylaştıracak araçlar geliştirmeye çalışır. Balta yapmayı başararak kabile başkanının itimatını kazanır.Anin: Çuka’nın kardeşidir. Meraklı ve yaratıcı kişiliğiyle yeni buluşlara katkıda bulunur. Meyve toplamak için geliştirdiği vasıta, mızrağın ortaya çıkmasına öncülük eder.Ara: Çuka ve Anin’in babasıdır. Çocuklarıyla beraber başka topluluklara ateş yakmayı ve av araçlarını kullanmayı öğretir.Taşçı Amca: Taşları işleyerek çeşitli araçlar hazırlayan kişidir. Çuka ve Anin’in geliştirdiği mızrağın yapımına destek olur.Kabile Başkanı: Çuka’nın zekâsını ve başarısını takdir ederek ona başkanlık kolyesini veren, Anin’i ise yeni buluşundan dolayı mızrakçıbaşı duyuru eden kişidir.Damla ve Yağmur’un Anası: Ailesinin vakit yolculuklarında yaşadıklarını dinleyen ve ilerleyen bölümlerde bu yolculuklardan birine katılan karakterdir.MevzusuSüre Bisikleti, iki kardeş olan Damla ve Yağmur’un, babaları Alim Bey’in yardımıyla geliştirdikleri bir vakit bisikleti yardımıyla tarih öncesi dönemlere yaptıkları yolculukları mevzu alır. Ortalama yüz bin yıl öncesine giden aile, Karain’de yaşayan Çuka ve Anin adlı kardeşlerin günlük yaşamlarını, geliştirdikleri araçları ve insanlık tarihindeki mühim buluşları gözlemler. Kitap; merak, yaratıcılık, yardımlaşma ve sorun çözme benzer biçimde kavramları keyifli bir serüven vesilesiyle ele alırken insanlığın ilk dönemlerindeki yaşam koşullarını da okurlara tanıtır.Süre Bisikleti ÖzetiHikâye, Alim Bey’in eski bisikletini kızları Damla ve Yağmur’a vermesiyle adım atar. Alim Bey, kızlarından bu bisikleti bir vakit makinesine dönüştürmelerini ister. Kardeşler büyük bir heyecanla çalışmaya koyulur ve tüm ayrıntılarını düşünerek bir vakit bisikleti hazırlar. Babaları uyandığında ortaya çıkan vasıta karşısında şaşkınlığını gizleyemez. Üçü beraber bisiklete binerek geçmişe doğru ilk yolculuklarına çıkar.Seyahat esnasında bazı tehlikelerle karşılaşsalar da ortalama yüz bin yıl öncesine, Karain’e ulaşmayı başarırlar. Burada tarih öncesi bir toplulukta yaşayan Çuka ve Anin adlı iki kardeşle karşılaşırlar. Onları uzaktan izleyerek insanların yaşamlarını iyi…
Dublin, İrlanda · 18. yüzyıl • 1732 Trinity College Kütüphanesi — Long Room Trinity College…
Altıncı sual 30 puandır. Aşağıdaki ölçütler birbirinden bağımsız değerlendirilir. Boş yada tümüyle ilgisiz yanıt 0…
10. Derslik Türk Dili ve Edebiyatı 1. Dönem 2. Yazılı Soruları ve Cevapları — Senaryo…
Zehri Kim Verdi – Agatha ChristieKarakterlerLuke Fitzwilliam: Romanın başkahramanıdır. Uzun seneler İngiltere haricinde polislik yapmış,…
Türk Şiirinde Güz Bir yaprağın dalından kopup ayrılması, şiirde kimi zaman tüm bir ömrü düşündürür.…