“Tuz koktu” deyimi, normalde bozulmaması, çürümemesi beklenen şahıs ya da kurumların yozlaştığını, bozulduğunu; düzenin, ahlâkın ya da adaletin temelinden sarsıldığını anlatır. Tuz bozulmaz; eğer “tuz kokmuşsa” artık en sağlam şey bile çürümüştür—doğrusu ipin ucu firar etmiştir.
Bu deyimin kökeni, halk içinde “tuz benzer biçimde dayanıklı bir şeyin bile kokması” benzetmesine dayanır; şu sebeple tuz, doğası gereği kolay kolay bozulmayan, hatta yiyecekleri korumuş olan bir maddedir. Eğer tuz bile kokuyorsa, artık çürüme en üst düzeye ulaşmış anlamına gelir.
TDK Güncel Türkçe Sözlükte: Tuz koktu, bir olaydaki olumsuzluğu gidermesi ihtiyaç duyulan unsurun da o olumsuzluğa karıştığını anlatmak için kullanılan bir söz.
Tuz koktu deyimi ne vakit, nerede kullanılır?
Kısa örnekler
Yakın anlamlı sözler / çağrışımlar
Yozlaşma Nedir?
Yozlaşma, bireylerin ya da toplumların zaman içinde etik, kültürel ya da toplumsal değerlerinden uzaklaşarak bozulması, çürümesi anlamına gelir. Çoğu zaman negatif bir değişimi ve kıymet kaybını ifade eder.
Yozlaşma şu alanlarda görülebilir:
Kısacası yozlaşma, toplumun yada ferdin özünden, temel değerlerinden saparak çürümeye başlamasıdır.
Tuz koktu deyimi, kınama ve umarsızlık tonu taşır; bir çok vakit toplumsal/kurumsal çürüme için kullanılır, bireysel ufak hatalar için pek kullanılmaz.
Su Çürüdü – Ahmet Telli
1
Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim. Yalnızca anahtar deliğinden hava giriyor ve ölü bir ışık sızıyor içeri. Yalnızlık {hiç de} tanrısal değil, görkemli değil. O yalnızca geçmişle gelecek, ölümle yaşam içinde devasa bir karanlık nokta. Geçmişi ve geleceği olmayan, ölümle yaşam içinde irinli bir kir yalnızlık denilen. Şimdi ne var ise, anahtar deliğinden sızan havayla ışıkta… (Farkına varsalar, kapatırlar mıydı onu da?) Tüm belleğimdekileri yok ettim. Elektrikli bir aygıyla yaktım, jiletle kazıdım. Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini, kül edip savurdum. Adımdan gayrısını bilmiyorum.
2
Zamanı yiyip tamamladı karanlık. Gece yoktu. Güneş çoktan kömürleşmiş ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü. Yabanıl sesler geliyordu derinlerden ve karanlığı ince bir bıçak benzer biçimde yırtıyordu. Şaklayan kırbaç benzer biçimde… Acı duvarını aşan bu sesler, madeni bir gürültüye dönüyor ve yerkabuğunu zorluyordu artık. Sesim yoktu. Karanlığın karnında yitirdim sesimi. Kör bir kuyuda unutulan Yusuf’tum bir ihtimal. Fakat durmadan soruyorlardı. Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyleri, peygamberler büsbütün hain çıkmıştı. Fakat gene de soruyorlar, soruyorlar, soruyorlar… Adımdan gayrısını bilmiyorum.
3
İki şeyi bilmek isterim. (Bir ihtimal aynı şeyi iki kere bilmek istiyordum.) Duvarların rengi neydi? Derimin rengi neydi? Dokunuyorum duvarlara; parmak uçlarımla, avuçlarımla, dilimle dokunuyorum. Duvarların bir rengi olmalı. Fakat hiçbir duvarcının, hiçbir ressamın bu rengi bildiğini sanmam. Adı yoktu bu rengin, kimyası yoktu. Bir ihtimal renksizliğin rengiydi bu. Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi… Adımdan gayrısını bilmiyorum.
4
Bir böcek benzer biçimde antenlerimi gezdiriyorum bedenimde. Anahtar deliğinden sızan ölü ışıkta ellerime bakıyorum. Ellerim… Sanki bir kadının memelerini asla okşamamış, sıcaklığını duymamış. Ellerim… Her dizesi feryat olan şiirleri asla yaratmamış sanki. Ne beyaz tenliyim artık, ne esmer, ne de kara… Cüzzamlının, vebalının bir rengi vardır. İrinin bir rengi… Ölünün bile bir rengi vardır; fakat derimin rengi yoktu. Bir ihtimal çürüyen bir kentin rengiydi bu. Çürüyen bir dünyanın… Adımdan gayrısını bilmiyorum.
5
Kıllı, ayakları üstünde duramayan bir yaratıktım artık. Soyumun neye benzediğini unuttum. “İnsana benziyorlardı” diye duymuştum bir vakitler. Demek ki şimdi maymun halkasında insanlık… Adımdan gayrısını bilmiyorum.
6
Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum. Böcek sokması benzer biçimde bir yanma duyuyorum boğazımda. Oysa kuru bir yaprağı bile dalından düşürecek benzer biçimde değil bu esinti. Bir ihtimal çöle dönmüş toprağa tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca. Balçık benzer biçimde bir yağmur damlası… Fakat toprak, bu damlayla çatlatacak bağrındaki tohumu. Çöl, tüm vahalarını bu damlayla yeşertecek… Genzim yanıyor. İnce bir kan şeridi sızıyor dudaklarımdan. Kirli, sıcak ve simsiyah… Adımdan gayrısını bilmiyorum.
7
Suyum, bir litrelik karton süt kutusu içinde. Yetmiş iki gündür sakındığım ve her gün sadece bir kere dudaklarımı değdirdiğim… Dilimi bir köpek benzer biçimde değdirdiğim. (Dilin suya dokunuşu… Bir süngerin denizi yutuşu doğrusu. Bir çölün seraba kesilmesi bir an için.) Her gün sadece bir kere değdiriyorum dudaklarımı suya. Dilimi kaçırıyorum artık. Sünger, tüm vantuzlarını birden uzatmasın diye… Bataklıktaki suyun da bir su yanı vardır. Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir kokusuna. Kutuda kalan son bir yudum su, bu bile değildi artık. Küstü, öldürdü kendini su…
Su çürüdü…
Adımdan gayrısını bilmiyorum.
Ahmet Telli: Kalbim Unut Bu Şiiri
Türk Edebiyatında ve Dünya Edebiyatında Bilimkurgu Bilimkurgu Edebiyatı Bilimkurgu, bilimsel gelişmeler ve teknolojiyle beslenen, hayal…
Fars (İran) Edebiyatı Fars edebiyatı (Pers edebiyatı), dünya kültür tarihinin en varlıklı ve etkili edebiyat…
Çevirmen Âsım Çevirmen Âsım (D: Gaziantep, 1755 – Ö: İstanbul, 1819) Dilci, ozan ve tarihçi.…
Medya, bireylerin gündelik yaşam pratiklerinden siyasal tercihlerine kadar uzanan çeşitli alanları biçimlendirmede tehlikeli sonuç rol…
Şeyh Bedreddin Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin (D: Simavna, 1359 – Ö: Serez, 1420) Mutasavvıf,…
Şeyh Bedreddin Destanı – Nazım Hikmet Nazım Hikmet’in Şeyh Bedreddin Destanı, yalnızca bir şiir kitabı…