BİR TEREDDÜTÜN ROMANI
Kitabı tekrar eline aldı.“Adam yarı baygın bir halde yatağında yatmaktaydı. Göz kapaklarındaki ağırlık adamın nerede olduğu bilincine ulaşmasına engel olmaktaydı. Çok hastaydı. Ayağa kalkıp da birisinin doktor çağırmasını isteyemeyecek kadar bitkin bir halde yatağa mahkum olmuştu. Çevresindeki insanlar ikide bir çay iç, açılırsın ,çay diyorlardı. Adam, buz gibi olmuş, dibinde sanki kertenkele parçaları yüzüşen kankırmızı çayı gördüğünde kendisini daha kötü hissetmeye başlamıştı. ”Mualla kitabı kapattı. Kendisini iyi hissetmiyordu. Yemek esnasında bile iştahı kaçmış,hep kitaptaki o adamın halini düşünüyordu. Yemekteki bu halini gören ablası “Yine o kitabı mı okudun?” diye sordu Muallaya. Evet dedi. “Raif’in getirdiği kitap değil mi? diye sordu. “Evet” dedi Mualla. Hala oteldeki o adamın niçin kıvrandığını anlayamamıştı;çok merak ediyordu. Tekrar odasına çıktı. Kitabın sayfalarını çevirmeye başladı.”Adam yattığı yerin çok ıslak olduğunun farkına vardı. Terlemişti , elbiseleri bedeni hep ter içindeydi. Hiçbir tarafını hissetmiyordu,kolları boynu,bacakları hiçbir yerinin kullanamayacağını ya da çok zor bir şekilde haraket ettirebileceğini biliyordu. Vücudu gibi düşünceleri de felç olmuş bir haldeydi. Nerede olduğunu hatırlamaya çalışıyor, fakat bir türlü başaramıyordu.” Mualla kitabın sayfalarını takrar kapadı, kitabın üzerinde bıraktığı olumsuz tesiri atabilmek için vazoları düzeltti,masanın örtüsünü biraz sola doğru kaydırdı.
Mualla eğer ki bir kitabı sevdiyse onu defalarca okur, yok beğenmediyse bırakırdı. Daha çok eski, meşhur alim insanların kitapları ile altı defalarca çizilmiş kitaplardan hoşlanırdı. Hastalıktan bahseden bir kitabı okuyorsa ,o da hasta olur, fakat kitabı beğenerek okuyorsa okumaya devam ederdi. O gün hep kitaptan bahsedildi. Mualla bu sohbetler arasında sessizliğini korumaya devam ediyordu. Aklında kitaptaki adam için otele hala bir doktor geldimi diye merak ediyordu. Kitabı tekrar eline aldı” Adam duvarlara tutuna tutuna zorlukla otelin salon bölümüne ulaştı,sesini duyurmak için bağırmaya çalışıyor fakat bir kısık sesten ibaret olan sesini kimseye duyuramıyordu . Baygın bir halde kanepeye yığıldı. Çevresine şaşkın bakışlardan oluşan bir insan topluluğu üşüştü. Duyabildiği tek ses kafasındaki anlamsız uğultular ve bir adamın “Doktor birazdan gelecek” sözleriydi. Adam artık kendisine kimsenin yardım etmeyeceği umutsuzluğuna kapılarak havanın o soğuk atmosferinde kendisini otelin dışına attı.” Mualla dehşete kapılmıştı. Kitabı kapattı ve aşağıya salona indi. Raif, Mualla’nın yine o kitabı okuduğunu bildiği için ona kitabı nasıl bulduğu sordu. Muaalla “Fevkalade” cevabını verdi. Mualla, Raif’e, kitabı okuduktan sonra onu hasta ettiğini ve iştahsız bıraktığını söyledi. Raif kitabın muharririnin kendisinin iyi bir arkadaşı olduğunu ve eğer kabul ederse tanıştırmak için bir sonraki cuma günü buraya getirebileceğini söyledi. Kitabın muharriri o hafta geldi, ve bir sohbet ortamı oluşturuldu. Muharrire, Mualla ile evlenme teklifinde yapıldığında , muharrir daha önce bu sorulara verdiği cevaplarına benzer bir cevabın aynısı olan izdivaç taraflısı olduğu yanıtını verdi. Muharrir aklından geçenler tanımadığı birisi ile yapacağı evlilikle mutlu olamayacağıdır. Misafirlik süresince yazar Mualla’nın davranışlarına, konuşmalarına göz süzer ve Mualla’nın içinde gizli tuttuğu yoğun bir enerjisinin olduğunu anlar. Muharrir gelecekteki zevcesini kim olacağını, nasıl bir kişiliğe sahip olacağanı her zaman kendisine merak konusu yapmıştır.
Raif misafirlikte muharrire Mualla’nın onun kitabını okuduğunu söyledi. Bunu öğrenen muharrir Mualla’ya kitabı beğenip beğenmediğini sordu. Mualla gerçekleri saklayan bir hayır cevabını muharrire verdi. Mualla’nın kitaptaki olayların yazarın hayatından bir alıntı olup olmadığı sordu. Muharrir “Evet” cevabını verdi. Olayların ayrıntısına kadar olan tüm gerçeklikler, muharrir karşısında Mualla’yı inanılmaz dehşete düşürmüştü. Muharrir başından geçen bir olayı Muallay’a anlatmaya başladı.”Bir gün, bir hayranımdan mektup aldım. 18 yaşlarında bir kızmış. Benle, mektuptaki yazılı adreste, başından geçen bir olaydan dolayı kendisinde oluşan sorunu çözmek üzere konuşmak istemektedir. Buluştuk ve kız başından geçen ve unutmak isteyip de unutamadığı o olayı anlatmaya başladı. Kız, bir gün liseli kız arkadaşları ile yolda yürürken arkasından güçlü bir el kızı yolun kenarına iter. Kız şaşkınlıkla biraz önce ölmesine neden olabilecek olan trenin uzaklaşmasını şaşkınlıkla izler. Hayatını kurtaran üniformalı bir tıbbiyelidir. Kız ile tıbbiyeli altı ay boyunca çam altlarında parklarda tıbbiyelinin evlenme vaatleriyle sevişirler. Daha sonra tıbbiyeli bu kızı bir daha aramamak üzere terkeder. Kız olaydan sonra ruhsal bir çöküntü içine girmiş ve kendisinin doktoru olabileceğimi düşünerek benden bazı yardımlarda bulunmamı istedi. Bazı telkinlerde bulundum ve bunu kızdan bir hafta boyunca uygulamasını istedim. Ertesi hafta buluştuklarında kızın hasta teyzesine bakmak zorunda olmasından dolayı tıbbiyeliyi unutmak için gösterdiği uğraşların boşa çıktığını ve onu unutamadığını öğrendim.” Muharrir bunları anlatırken Mualla’nın kendisini dikkatle dinlediğini görüyordu. Muharrir sonra kızdan bir mektup aldığını ve mektupta kızın tıbbiyeliyi çoktan unuttuğunu hatta evlendiğini ve çocuk sahibi olduğu yazıyordu.
Raif’in kalktığı koltuktaki Mualla’nın yanına muharrir oturdu ve içindeki o tarif edilmez duygularla dolup taştı. Heyacanlanmış, biraz da kızarmıştı ,fakat Mualla bunun farkına varmamıştı. Bir gün Raif, Mualla’ya muharrirle evlenmesi fikrini açtı. Mualla, cevabı olumluydu, fakat muharrir bu konuda hala tereddütlerdeydi. Ancak asil bir ailenin terbiye görmüş kızı ile evleneceğini düşünen muharrir bu habere çok sevindi. Muharrir bir gün Mualla’yı Raif’in evine davet eder. Muallaya içinde ikisinin de isimleri yazılı olan bir paket verir. Mualla paketi titreyen elleri ile açtığında içindeki kağıda hareketsiz bir şekilde bakakalır. Muharrir tereddüt geçirir. Mualladan kendisine yapılan bu evlenme teklifinin cevabını hemen vermesini istemez ve düşünmesi için süre tanır. Daha sonra Mualla muharrire kendisinin büyük bir felaketten sonra yalnız kaldığı için evlenmek istediğini söyler. Muharrir olabilir der ve tek nedenin bu olmadığını söyler. Mualla muharrire zengin bir kadınla evlenmesini parayı çok sevmesi ile bağdaştırır. Muharrir zengin olmak istemediğini ,olursa dünyanın sayılı milyarderlerinden olmayı istediğini söyler. Şimdiye kadar evlenmemesinin nedenini tereddütlerin getirdiği korkulara bağlar. İkisi de kendilerinin yerine göre çok kıskanç insanlar olduklarını söylerler. Daha sonra muharrir bu konuşmaların ardından gecenin 3’ünde, kişiliğini kaybetmiş insanlar gibi sokağa çıkar ve gezmeye başlar. Beyoğlu taraflarına gider, otelinin önünden geçer, benliğini yitirmiş bir şahsiyet gibi dolaşmaktayken ,arkadaşlarının içinde olabileceği öncedende de çoğu kez takıldığı bir bara girer. Barda bir arkadaşının hemen yanıbaşında sarhoşluktan kafasını kaldıramayıp arkadaşının omuzuna yaslamış bir kadın görür. Yanlarına yaklaşır. Bu akşam arkadaşlarından birisi gibi olamayacağını düşünerek masadaki dostundan başımızdan defol gibi davranışlara maruz kalır. Diğer arkadaşları da kendisinin gezinen bir cesetten farksız olduğu yakıştırmasında bulunurlar. Onların arasında daha fazla kalamayacağını düşünerek bardan çıkar ve oteline döner. Sesizliğin getirdiği sukuttan kendisini çağıran garip sesler arasında, yalnızlığıyla tekrar düşüncelere dalar.
Mualla , tekrar kitabın sayfalarını karıştırmaya başladı. “Kendisini bir hamlede soğuk havanın atmosferine bırakan adamı otelin içindekiler tekrar otele soktular. Adam doktor diye bağırmaya çalışıyor fakat başaramıyordu. Oteldeki hizmetçi kadınla beraber bir taksiyle taksimdeki bir hastaneye giderler. Adamı masaya benzer bir yere yatırırlar. Baygın bir halde çevresinde neler olup bittiğini anlamaya çalışmaktadır. Gözlerini araladığında görebildiği tek şey beyaz önlüklü bir adamın muşambaya benzer bir şeyi kesmesiydi. Bir kaç dakika sonra dahiliden bir doktor geldi. Hasta adamı muayene ettikten sonra, hastaya bir isteğinin olup olmadığını sordu. Hasta adam sadece uyumayı istediğini söyledi. Doktor adamın uyumasından sonra bir daha uyanamayacağını düşünerek hastanın bu isteğine olumlu bir cevap vermedi. Daha sonra başka bir doktor hastayı tekrar muayene etti. Doktor uyumaması için hiçbir gerekçe olmadığını söyledi. Hasta adam, acaba doktorun bu söylediğini yaptıktan sonra ölürmüyüm diye tereddüt geçirdi. Adam, arkadaşıyla beraber oteldeki odasına gittiler. Adam şimdiye kadar hiçbir doktora inanmadığı için bu doktorun söylediklerine de doğruluk yönünden bir kanaat getirmemekteydi. Arkadaşı hasta adama uyumasını; uyuduktan sonra kendisini çok iyi hissedeceğini söyledi. Fakat ölüm korkusu adamın içine sökülmez bir kök gibi yerleşmişti. uyumakta hala tereddüt ediyordu. Arkadaşı uyu dedi. Adam gözlerini kapattıktan kısa bir süre sonra yüksek bir uçurumdan dipsiz bir çukura düşer gibi uykunun derinliklerine daldı. Sabah uyandığında arkadaşının söylediği gibi kendini çok iyi hissediyordu ve hala yaşadığına çok seviniyordu. Mualla kitabı karışık bir şekilde okuduğu için adamın hasta olmasına neden olan zehirlenmenin kaynağını hala bilmemektedir. “
Mualla kitabı kapattı. Gelen misafirini karşılamak için aşağı salona indi. Arkadaşı Mualla’nın okuduğu bu kitabın muharririni tanıdığını söyledi. Mualla “ Nasıl, fena birisimi? diye sordu. “Evet, onunla baloda tanışmıştık; hatta dans bile ettik. Çok sarhoştu; ayakta duracak bile hali yoktu. Zaten topu topu on dakika durabildi.” dedi. Mualla arkadaşını gönderdikten sonra tekrar kitabın sayfalarını karıştırmaya başladı. Adam karanlık ve sükuttan meydana gelmiş gibi görünen odanın içinde günlerini aklına gelen bazı düşünceleri kağıtlara aktarmakla geçiriyor, gereksiz ölüm kaygıların getirdiği tereddütler onun günde iki ya da üç saat uyumasına neden olarak bitkin düşürüyordu. Fakat bu yorgunluklar onu hiçbir zaman işlerini yapmasında bir engel teşkil etmiyor nereye gitmesi, kimlerle buluşması gerekiyorsa herşeyi yerli yerinde ve tam zamanında yapmaya çalışıyordu. Adam birşeyler yazmakta olduğu çalışma masasından kalktı ve uyumak üzere yatağına gitti. Fakat sokaktan gelen gürültülerle, beynindeki bitmeyecekmiş gibi devam eden uğultular uyumasına bir türlü müsaade etmiyordu.” Mualla kitabı kapattı ve aşağı salona indi.
Muharrir olacağını düşündüğü evliliği adına arkadaşları ile bir barda eğlence düzenler. O gün sabahlara kadar eğlenilir. Muharrir oteline döner. Saatler gecenin üçünü yada dördünü göstermektedir. Odasının kapısı çalınır. Otelin bayan hizmetçisi, muharriri görmek isteyen bir beyefendinin olduğunu söyler. Muharrir kim olduğunu çok merak eder, ve otelin salon bölümüne iner. Kendisini bekleyen adamı gördüğünde ne istediğini sorar. Adam, muharriri dışarıda, arabanın içinde bir bayanın beklediğini söyler. Muharrir, Mualla olduğunu düşünür. Otel hizmetçisine paltosunu getirmesini söyleyerek adamdan önce arabanın içine girer. İçerisi karanlıktır. Kadının kim olduğunu anlayamaz. Daha sonra kadın arabanın lambasını yaktırarak kendisini muharrire tanıtır. Kadının ismi Vildan’dır. Avrupa’dan İstanbul’a muharrirle görüşmek için gelmiştir Kadın muharririn hayranlarınadan birisidir ve muharrire yirmiye yakın mektup göndermiştir. Kadının psikolojik sorunları vardır. Muharrirle uzun bir süre birlikte yaşar. Aralarında arkadaşlık sınırlarını aşmayacak bir ilişki geçer. Kadın psikolojik sorunlarının bir kısmını muharririn şefkatli söz ve davranışları ile halleder. Daha sonra muharrir Vildan’ın oturduğu eve gider, fakat kendisini orada bulamaz. Kimse nereye gittiğini bilmemektedir. Bu son olaydan sonra Vildan ve Mualla sayfası kapanır ve yeni fikir sakızlarını dişleri arasında çiğneyerek yeni dünyalara yol alır…
Edebî Akımlar Atlası TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI · ETKİLEŞİMLİ KAYNAK Edebî Akımlar Atlası Akımları ve…
Andre Gide – Hanımefendiler OkuluTür:RomanYazar:Andre GideYayınlanma Zamanı:2003Yayınevi:Sel YayıncılıkISBN:9786256462052KarakterlerEveline: Başlangıçta kocası Robert’ı idealize eden, duygusal ve…
Süre Bisikleti – Alim AdalıTür:ÇocukYazar:Alim AdalıYayınlanma Zamanı:2004Yayınevi:Can Çocuk YayınlarıISBN: 9789750703502KarakterlerAlim Bey: Damla ve Yağmur’un babasıdır. Evlatlarının merakını ve öğrenme isteğini destekleyen, onlarla beraber geçmişe seyahat icra eden, araştırmayı ve keşfetmeyi seven bir babadır.Damla: Alim Bey’in kızlarından biridir. Kardeşi Yağmur ile beraber vakit bisikletini hazırlayan, geçmişte yaşanmış olan vakaları merakla gözlemleyen ve yeni bilgiler öğrenmekten hoşlanan bir çocuktur.Yağmur: Damla’nın kardeşidir. Ablasıyla beraber vakit bisikletinin yapımında vazife alır. Babasıyla çıkmış olduğu yolculuklarda tarih öncesi insanların yaşamlarını ve buluşlarını keşfeder.Çuka: Ortalama yüz bin yıl ilkin Karain’de yaşayan, zekâsı ve üretkenliğiyle dikkat çeken bir çocuktur. İnsanların yaşamını kolaylaştıracak araçlar geliştirmeye çalışır. Balta yapmayı başararak kabile başkanının itimatını kazanır.Anin: Çuka’nın kardeşidir. Meraklı ve yaratıcı kişiliğiyle yeni buluşlara katkıda bulunur. Meyve toplamak için geliştirdiği vasıta, mızrağın ortaya çıkmasına öncülük eder.Ara: Çuka ve Anin’in babasıdır. Çocuklarıyla beraber başka topluluklara ateş yakmayı ve av araçlarını kullanmayı öğretir.Taşçı Amca: Taşları işleyerek çeşitli araçlar hazırlayan kişidir. Çuka ve Anin’in geliştirdiği mızrağın yapımına destek olur.Kabile Başkanı: Çuka’nın zekâsını ve başarısını takdir ederek ona başkanlık kolyesini veren, Anin’i ise yeni buluşundan dolayı mızrakçıbaşı duyuru eden kişidir.Damla ve Yağmur’un Anası: Ailesinin vakit yolculuklarında yaşadıklarını dinleyen ve ilerleyen bölümlerde bu yolculuklardan birine katılan karakterdir.MevzusuSüre Bisikleti, iki kardeş olan Damla ve Yağmur’un, babaları Alim Bey’in yardımıyla geliştirdikleri bir vakit bisikleti yardımıyla tarih öncesi dönemlere yaptıkları yolculukları mevzu alır. Ortalama yüz bin yıl öncesine giden aile, Karain’de yaşayan Çuka ve Anin adlı kardeşlerin günlük yaşamlarını, geliştirdikleri araçları ve insanlık tarihindeki mühim buluşları gözlemler. Kitap; merak, yaratıcılık, yardımlaşma ve sorun çözme benzer biçimde kavramları keyifli bir serüven vesilesiyle ele alırken insanlığın ilk dönemlerindeki yaşam koşullarını da okurlara tanıtır.Süre Bisikleti ÖzetiHikâye, Alim Bey’in eski bisikletini kızları Damla ve Yağmur’a vermesiyle adım atar. Alim Bey, kızlarından bu bisikleti bir vakit makinesine dönüştürmelerini ister. Kardeşler büyük bir heyecanla çalışmaya koyulur ve tüm ayrıntılarını düşünerek bir vakit bisikleti hazırlar. Babaları uyandığında ortaya çıkan vasıta karşısında şaşkınlığını gizleyemez. Üçü beraber bisiklete binerek geçmişe doğru ilk yolculuklarına çıkar.Seyahat esnasında bazı tehlikelerle karşılaşsalar da ortalama yüz bin yıl öncesine, Karain’e ulaşmayı başarırlar. Burada tarih öncesi bir toplulukta yaşayan Çuka ve Anin adlı iki kardeşle karşılaşırlar. Onları uzaktan izleyerek insanların yaşamlarını iyi…
Dublin, İrlanda · 18. yüzyıl • 1732 Trinity College Kütüphanesi — Long Room Trinity College…
Altıncı sual 30 puandır. Aşağıdaki ölçütler birbirinden bağımsız değerlendirilir. Boş yada tümüyle ilgisiz yanıt 0…
10. Derslik Türk Dili ve Edebiyatı 1. Dönem 2. Yazılı Soruları ve Cevapları — Senaryo…