Budizm: Buddha’nın Öğretisi, Terbiye ve Uyanış Düşüncesi
Budizm, insanoğlunun acı, arzu, değişiklik ve özgürleşme deneyimini merkeze alan büyük dinî ve felsefi geleneklerden biridir. Eski Hindistan’da ortaya çıkan bu öğreti, yalnızca bir inanç sistemi değil; hem de insanoğlunun kendini, dünyayı ve yaşamın geçiciliğini anlamasına yönelik kuvvetli bir fikir yoludur.
Budizm’i mühim kılan nokta, insan hayatındaki temel sorulara direkt yaklaşmasıdır: Acı niçin vardır? İnsan arzularının tutsağı olmaktan kurtulabilir mi? Bilgelik, terbiye ve dikkatli yaşam insanı iyi mi dönüştürür?
Bu yazıda Budizm’in ne işe yaradığını, Buddha’nın kimliğini, Dört Yüce Hakikat’i, Sekiz Dilimli Yol’u, nirvana, karma, tekrardan doğuş ve Budist okulları benzer biçimde temel mevzuları açık ve bilimsel nitelikli bir çerçevede ele alacağız.
Budizm, Siddhartha Gautama’nın öğretileri çevresinde şekillenen dinî, etik ve felsefi bir gelenektir. Siddhartha Gautama, aydınlanmaya ulaştıktan sonrasında Buddha şu demek oluyor ki “uyanmış şahıs” olarak anılmıştır. Stanford Encyclopedia of Philosophy, Buddha’yı öğretileri Budist geleneğin temelini oluşturan tarihî şahıs olarak tanımlar ve onun öğretisinin merkezinde acıdan özgürleşme arayışının bulunduğunu belirtir.
Budizm’in temel özellikleri şöyleki özetlenebilir:
Bundan dolayı Budizm’i yalnızca “bir din” diye tanımlamak tamamlanmamış kalabilir. Budizm, hem de bir terbiye öğretisi, zihin disiplini ve varoluş yorumudur.
Buddha’nın aslolan adı Siddhartha Gautama’dır. Geleneksel anlatıya bakılırsa o, bugünkü Nepal-Hindistan sınırına yakın bir bölgede dünyaya gelmiş, genç yaşta saray yaşamını terk ederek insanoğlunun acı, yaşlılık, hastalık ve ölüm karşısındaki çaresizliğini anlamaya yönelmiştir.
Buddha’nın hayatında aslolan dönüm noktası, insanoğlunun dış dünyayı değiştirmekten ilkin kendi zihnini ve arzularını anlaması icap ettiğini fark etmesidir. Bu yönüyle Buddha, yalnızca din kurucusu değil; hem de insan psikolojisini ve etik davranışı derinden kavrayan bir öğretici olarak da değerlendirilir.
Buddha, uzun bir arayıştan sonrasında aşırı haz ile aşırı çileciliğin doğru yol olmadığını görmüştür. Bu denge anlayışı, Budizm’de Orta Yol adıyla bilinir.
Orta Yol, iki uçtan kaçınmayı önerir:
Bu yaklaşım mütevazı görünür; fakat derindir. Bu sebeple Budizm’e bakılırsa insanı özgürleştiren şey, kör arzu ya da sert baskı değil, bilgili farkındalıktır.
Budizm’in temel amacı, insanı dukkhadan şu demek oluyor ki acı, tatminsizlik ve huzursuzluk hâlinden kurtarmaktır. Buradaki “acı” terimi yalnızca bedensel acı anlamına gelmez. İnsan hayatındaki geçicilik, yitik, doyumsuzluk, korku ve bağlanma da bu kavramın içine girer.
Budizm’e bakılırsa insan, bir çok süre geçici olan şeylere kalıcıymış benzer biçimde bağlanır. Gençlik, güzellik, başarı, servet, saygınlık ve ilişkiler değişkendir. Bunlara mutlak itimat bağlamak, sonunda huzursuzluk doğurur.
Bu aşamada Budizm karamsar değildir. Aksine, ilkin problemi teşhis eder. Sonrasında da çözüm yolu gösterir.
Budizm’in temel öğretisi Dört Yüce Hakikattir. Harvard Üniversitesi Pluralism Project’e bakılırsa Buddha, aydınlanmasından sonraki ilk vaazında Dört Yüce Hakikat’i açıklamıştır. Bu hakikatler; acının varlığı, acının sebebi, acının sona ermesi ve acının sona ermesine götürmüş olan yol şeklinde özetlenir.
Hayatta acı, tatminsizlik ve huzursuzluk vardır. İnsan hastalanır, yaşlanır, kaybeder, korkar ve sevdiklerinden ayrılır. İstediği her şeye ulaşamaz; ulaşmış olduğu şeyleri de sonsuza kadar elinde tutamaz.
Bu hakikat, yaşamı küçümsemek değildir. Yaşamı olduğu benzer biçimde görmeye davettir.
Budizm’e bakılırsa acının temelinde tanha şu demek oluyor ki arzu, susuzluk ve bağlanma bulunur. İnsan yalnızca bir şeyi istemez; bir çok süre onun kendisini tamamlayacağını sanır.
Mesela bir talebe başarıya ulaşmış olmak isteyebilir. Bu organik bir istektir. Fakat başarıyı kendi değerinin tek ölçüsü yaparsa, her imtihan sonucu onun iç huzurunu sarsar. Budizm’in dikkat çekmiş olduğu nokta tam da budur: Bağlanma, zihni kırılgan hâle getirir.
Acı ve tatminsizlik kaçınılmaz bir alınyazısı değildir. Arzu, bilgisizlik ve bağlanma çözüldükçe insan daha özgür bir şuur hâline yaklaşır. Bu özgürleşme hâli nirvana kavramıyla anlatılır.
Nirvana, basitçe “yok olmak” değildir. Daha doğru bir ifadeyle arzu, hiddet ve bilgisizlik ateşinin sönmesidir.
Dukkha’nın sona ermesine götürmüş olan yol, Sekiz Dilimli Yoldur. Erken Budist metinlerde bu yol; doğru görüş, doğru niyet, doğru söz, doğru davranış, doğru geçim, doğru çaba, doğru farkındalık ve doğru yoğunlaşma olarak sıralanır.
Bu yol, yalnızca keşişler için değildir. Günlük yaşamın içine uygulanabilecek bir terbiye ve şuur disiplinidir.
Sekiz Dilimli Yol, Budizm’in ergonomik omurgasıdır. Bu yol, üç ana başlık altında düşünülebilir: bilgelik, terbiye ve zihinsel disiplin.
Bilgelik, insanoğlunun yaşamı ve kendisini doğru görmesiyle ilgilidir.
Budizm’de bilgelik, oldukca data sahibi olmakla aynı şey değildir. Aslolan bilgelik, insanoğlunun kendini aldatmamasıdır.
Budizm’de terbiye, zihni arındırmanın temel yoludur.
Burada dikkat çekici olan nokta şudur: Budizm’de terbiye, dıştan dayatılan bir emirler sıralaması benzer biçimde durmaz. Terbiye, zihnin huzura yetişmesi için lüzumlu bir eğitimdir.
Zihinsel disiplin, insanoğlunun dikkatini ve iç dünyasını eğitmesiyle ilgilidir.
Bu yönüyle Budizm, yalnızca inanmayı değil, devamlı ergonomik yapmayı öne çıkarır.
Nirvana, Budizm’in en mühim kavramlarından biridir. Kelime anlamı bakımından “sönme” yada “yatışma” fikriyle ilişkilendirilir. Fakat burada sönen şey insanoğlunun varlığı değil; arzu, hiddet ve cehaletin yakıcı etkisidir.
Nirvana şu biçimlerde açıklanabilir:
Nirvana’yı rahat bir aden tasavvuru benzer biçimde düşünmek doğru değildir. Budizm’de nirvana, insanoğlunun şuur düzeyinde gerçekleşen köklü bir özgürleşme hâlidir.
Budizm’de karma, bilgili eylemlerin etik sonucunu ifade eder. Karma, rahat bir “ödül-ceza” sistemi değildir. Daha oldukca neden-sonuç ilişkisi olarak anlaşılmalıdır.
Bir insanoğlunun düşünceleri, sözleri ve davranışları onun zihnini biçimlendirir. Öfkeyle yaşayan bir şahıs, zaman içinde öfkeyi çoğaltır. Merhametle davranan şahıs ise zihninde başka bir yön geliştirir.
Tekrardan doğuş ise bu etik sürekliliğin varoluş düzeyinde devam etmesiyle ilgilidir. Budizm’de bu mevzu, ruhun değişmeden bir bedenden başka bedene geçmesi şeklinde açıklanmaz. Bu sebeple Budizm’in “kişilik” anlayışı, klasik ruh anlayışından farklıdır.
Budizm’in en zor fakat en mühim kavramlarından biri anattadır. Anatta, “kalıcı ve değişmez bir kişilik yoktur” anlamına gelir. Stanford Encyclopedia of Philosophy, Budist zihin kuramlarının merkezinde “benliksizlik” öğretisinin bulunduğunu ve insanı kalıcı bir özden oldukca bileşenler üstünden açıkladığını belirtir.
Bu öğreti, “insan yoktur” demek değildir. Daha incelikli bir şey söyler: İnsan dediğimiz varlık; gövde, duyumlar, algılar, zihinsel eğilimler ve şuur benzer biçimde değişken unsurlardan oluşur. Bunların hiçbiri tek başına “değişmeyen ben” değildir.
Günlük bir örnek düşünelim. Çocukluk hâlimizle bugünkü hâlimiz aynı değildir. Gövde değişmiştir, düşünceler değişmiştir, korkular ve arzular değişmiştir. Gene de arada bir süreklilik vardır. Budizm, işte bu sürekliliği kabul eder; fakat onu değişmez bir öz olarak görmez.
Budizm’de varoluşu idrak etmek için üç temel özellikten söz edilir:
Her şey değişmiş olur. İnsan bedeni, duygular, ilişkiler, toplumlar ve düşünceler devamlı dönüşüm içindedir. Geçici olanı kalıcı sanmak, zihinsel huzursuzluğun temel kaynaklarından biridir.
Geçici olan şeylere mutlak anlam yüklemek, kaçınılmaz olarak tatminsizlik doğurur. Budizm’in dukkha terimi bu kırılganlığı anlatır.
İnsan, değişmeyen bir özden ibaret değildir. Gövde, duygu, idrak ve şuur süreçlerinin birleşimiyle oluşan dinamik bir varlıktır.
Bu üç özellik, Budist düşüncenin felsefi temelini oluşturur.
Budizm’in mukaddes metin geleneği oldukça geniştir. Tek bir kitap çevresinde toplanmış kapalı bir metin sistemi yoktur. Değişik Budist geleneklerde değişik metin koleksiyonları öne çıkmıştır.
En malum metin bütünlerinden biri Tripitaka yada Pali Kanonudur. Bu koleksiyon bilhassa Theravada Budizmi için temel kabul edilir. Tripitaka “üç sepet” anlamına gelir ve Vinaya Pitaka, Sutta Pitaka, Abhidhamma Pitaka olmak suretiyle üç ana bölümden oluşur.
Bu bölümler genel olarak şöyleki açıklanabilir:
Mahayana geleneğinde ise Lotus Sutra, Kalp Sutrası ve Elmas Sutra benzer biçimde metinler mühim yer meblağ. Tibet Budizmi’nde ek olarak geniş bir tercüme ve yorum literatürü gelişmiştir.
Budizm’de terbiye, yalnızca toplumsal seviye için lüzumlu görülmez. Terbiye, zihinsel arınmanın da şartıdır. Bu sebeple insanoğlunun davranışları, zihninin yapısını direkt etkisinde bırakır.
Budist ahlakta öne çıkan ilkeler şunlardır:
Bu ilkeler, bilhassa bayağı inananlar için “beş ilke” çerçevesinde öne çıkar. Fakat amaç yalnızca yasak koymak değildir. Amaç, insanoğlunun daha berrak, daha görevli ve daha şefkatli yaşamasıdır.
Meditasyon, Budizm’in en tanınan pratiklerinden biridir. Fakat meditasyon yalnızca rahatlama tekniği değildir. Aslolan amacı, zihnin işleyişini görmek ve bilgili farkındalık geliştirmektir.
Budist meditasyon uygulamalarında iki yön öne çıkar:
Samatha, zihni yatıştırma ve odaklanma pratiğidir. Nefese dikkat etmek, zihnin dağınıklığını azaltır. Bu uygulama, zihinsel berraklık için temel hazırlar.
Vipassana, vakaları olduğu benzer biçimde görmeye yönelen içgörü pratiğidir. Duyguların, düşüncelerin ve bedensel duyumların devamlı değiştiğini fark ettirir. Bu farkındalık, bağlanmayı zayıflatır.
Bundan dolayı Budizm’de meditasyon, kaçış değil, yüzleşmedir. İnsan, zihninin iyi mi çalıştığını gördükçe özgürleşme imkânı bulur.
Budizm tarih süresince değişik coğrafyalarda değişik yorumlara kavuşmuştur. Harvard Pluralism Project, Budizm’in üç büyük akımını Theravada, Mahayana ve Vajrayana olarak sıralar; bu akımların ortak noktasının zihinsel dikkat, etik gelişim ve acıma kanalıyla acıdan özgürleşme inancı bulunduğunu belirtir.
Theravada, “Yaşlıların Öğretisi” anlamına gelir. Sri Lanka, Tayland, Myanmar, Laos ve Kamboçya benzer biçimde bölgelerde yaygındır. Erken Budist metinlere ve manastır disiplinine verdiği önemle tanınır.
Theravada geleneğinde ideal şahıs, arhat şu demek oluyor ki aydınlanmaya ulaşmış kişidir.
Mahayana, “Büyük Vasıta” anlamına gelir. Çin, Kore, Japonya ve Vietnam benzer biçimde ülkelerde etkili olmuştur. Bu gelenekte bodhisattva ideali öne çıkar.
Bodhisattva, yalnız kendi kurtuluşunu değil, tüm canlıların kurtuluşunu gözeten kişidir. Bu yüzden Mahayana’da acıma ve evrensel kurtuluş vurgusu güçlüdür.
Vajrayana, bilhassa Tibet, Moğolistan ve Himalaya çevresinde etkili olan bir gelenektir. Harvard Pluralism Project, Vajrayana’nın 7. yüzyılda Mahayana içinden geliştiğini ve mantra, mandala benzer biçimde hususi dinsel tören unsurlara ehemmiyet verdiğini aktarır.
Vajrayana, semboller, ritüeller ve öğretmen-öğrenci ilişkisi bakımından öteki Budist geleneklerden ayrılır.
Budizm hakkında en oldukca sorulan konulardan biri budur. Budizm, klasik anlamda yaratıcı ve mutlak bir Tanrı inancı üstüne kurulmaz. Fakat bu durum Budizm’in basitçe “tanrısızlık” olarak tanımlanabileceği anlamına da gelmez.
Budizm’in merkezinde Tanrı’nın varlığı tartışması değil, insanoğlunun acıdan kurtuluşu vardır. Buddha, daha oldukca şu sorulara odaklanır: İnsan niçin acı çeker? Zihin iyi mi eğitilir? Arzu ve bilgisizlik iyi mi aşılır?
Bundan dolayı Budizm, teolojik olmaktan oldukca ergonomik ve deneyimsel bir gelenektir. İnanç kadar uygulama, uygulama kadar da farkındalık önemlidir.
Budizm, yalnızca dinler zamanı için değil, edebiyat ve kültür zamanı açısından da önemlidir. Bu sebeple Budist fikir, semboller ve anlatılar bakımından oldukca zengindir.
Budist edebiyatta sık karşılaşılan temalar şunlardır:
Bilhassa Doğu Asya edebiyatında Budist düşüncenin derin tesiri görülür. Haiku geleneğinde anlık farkındalık, Zen anlatılarında paradoks, klasik hikâyelerde ise acıma ve uyanış temaları öne çıkar.
Türk edebiyatı açısından bakıldığında Budizm, bilhassa Uygur dönemi metinleriyle ilişkilidir. Eski Uygur Türkçesine çevrilen Budist metinler, Türk dilinin tarihî gelişimi açısından son aşama değerlidir. Bu yönüyle Budizm, yalnızca bir din zamanı mevzusu değil, hem de Türk dili ve edebiyatı tarihinin de mühim başlıklarından biridir.
Bugün Budizm, Asya başta olmak suretiyle dünyanın birçok bölgesinde yaşayan bir gelenektir. Bunun yanında çağıl dünyada meditasyon, farkındalık, acıma etiği ve şiddetsizlik benzer biçimde kavramlar üstünden geniş bir ilgi görmektedir.
Sadece burada dikkatli olmak gerekir. Budizm’i yalnızca “stres azaltma yöntemi” benzer biçimde görmek, onun tarihî ve felsefi derinliğini daraltır. Budizm, insanoğlunun tüm varoluşunu mevzu edinir. Acı, arzu, ölüm, terbiye, zihin ve özgürleşme benzer biçimde büyük sorularla ilgilenir.
Bu yüzden Budizm’i idrak etmek, yalnız bir din hakkında data edinmek değildir. Bununla birlikte insanoğlunun kendisiyle kurduğu ilişkiyi tekrardan düşünmektir.
Budizm, insanoğlunun en eski ve en güncel problemlerinden birine yanıt arar: Huzursuzluk iyi mi aşılır? Bu sual, yalnızca eski Hindistan’ın değil, çağıl dünyanın da sorusudur.
Buddha’nın öğretisi, yaşamın geçici bulunduğunu, arzuların insanı sık sık bağımlı kıldığını ve özgürleşmenin bilgili bir yol gerektirdiğini söyler. Bu yol; terbiye, dikkat, acıma ve bilgelikle yürünür.
Budizm’in kalıcı tesiri burdadır. Büyük iddialardan oldukca, ufak fakat köklü dönüşümlere odaklanır. Bir sözün daha dikkatli söylenmesi, bir arzunun fark edilmesi, bir öfkenin büyümeden görülmesi… Budist öğretiye bakılırsa özgürleşme, bir çok süre bu şekilde mütevazı anlarda adım atar.
Bundan dolayı Budizm, yalnızca geçmişin bir inancı değildir. İnsan zihnini, etik sorumluluğu ve yaşamın geçiciliğini idrak etmek isteyen hepimiz için hâlâ kuvvetli bir fikir mirasıdır.
Budizm, Siddhartha Gautama’nın şu demek oluyor ki Buddha’nın öğretileri çevresinde şekillenen dinî ve felsefi bir gelenektir. Acıdan kurtuluş, terbiye, meditasyon, bilgelik ve farkındalık bu öğretinin temel konularıdır.
Buddha, aslolan adı Siddhartha Gautama olan tarihî öğreticidir. Aydınlanmaya ulaştıktan sonrasında “uyanmış şahıs” anlamına gelen Buddha adıyla anılmıştır. Onun öğretisi, Budist geleneğin temelini oluşturur.
Budizm’in temel öğretisi Dört Yüce Hakikat ve Sekiz Dilimli Yol’dur. Bu öğreti, acının varlığını, nedenini, sona erme imkânını ve bu sona eriş için izlenmesi ihtiyaç duyulan yolu açıklar.
Nirvana, arzu, hiddet ve cehaletin sona ermesiyle erişilen özgürleşme hâlidir. Budizm’de nirvana rahat bir aden tasavvuru değil, zihinsel ve varoluşsal kurtuluş anlamına gelir.
Budizm, yaratıcı bir Tanrı inancı üstüne kurulu değildir. Sadece temel meselesi Tanrı’nın varlığını tartışmak değil, insanoğlunun acıdan ve cehaletten iyi mi kurtulacağını göstermektir.
Karma, bilgili eylemlerin etik neticelerini ifade eder. Budizm’de karma, mekanik bir alınyazısı anlayışı değil; fikir, söz ve davranışların insan yaşamını ve zihnini biçimlendirmesi anlamına gelir.
Theravada daha oldukca erken Budist metinlere ve manastır disiplinine vurgu yapar. Mahayana ise bodhisattva idealini ve tüm canlıların kurtuluşu düşüncesini öne çıkarır. Her iki anane de Buddha’nın temel öğretisini değişik yorumlarla sürdürür.
Budizm, bilhassa Eski Uygur Türkçesine çevrilen Budist metinler sebebiyle Türk dili ve edebiyatı tarihinde önemlidir. Bu metinler, Türkçenin tarihî söz varlığı ve yazılı kültürünün gelişimi açısından kıymetli kaynaklardır.
Doğum Zamanı:24 Temmuz 1802Ölüm Zamanı:5 Aralık 1870Meslek:YazarAlexandre Dumas Kimdir?Türkçede ara sıra Alexander Dumas diye yazılsa…
Felsefeye Giriş – Nigel WarburtonTür:FelsefeYazar:Nigel WarburtonYayınlanma Zamanı:2021Yayınevi:Alfa YayıncılıkISBN:9786051712413MevzusuFelsefeye Giriş, felsefenin temel sorunlarını mütevazi ve anlaşılır…
II. Dünya Savaşı, Naziler ve Hitler: Filmler, Kitaplar, Belgeseller II. Dünya Savaşı, Naziler ve Hitler:…
Hayatımızı Değiştiren Filmler Atillâ Dorsay’ın Hayatımızı Değiştiren Filmler 2020-2025 adlı kitabı, dünya sinemasının son beş…
Atillâ Dorsay Atillâ Dorsay, Türkiye’de sinema eleştirmenliğinin bağımsız ve saygı duyulan bir uzmanlık alanı hâline…
Haytalarla Çolpalar – Jack LondonKarakterlerJack London: Romanın anlatıcısı ve başkahramanı. Genç yaşta ağır emek verme koşullarından…