İsmail Dümbüllü, orta oyunu ile tulûat geleneğini 20. yüzyıla taşıyan en mühim Türk tiyatro sanatçılarından biridir. Kendine özgü sesi, kuvvetli doğaçlama kabiliyeti, yüz ifadeleri ve halkın gündelik dilinden beslenen mizahıyla geniş bir izleyici kitlesine ulaşmıştır.
Onu yalnızca “komedi oyuncusu” olarak tanımlamak noksan kalır. Dümbüllü; Osmanlı’nın son dönemindeki sözlü tiyatro birikimini Cumhuriyet döneminin sahnesine, radyosuna ve sinemasına aktaran kültürel bir köprüdür. Bundan dolayı hakkında sıkça kullanılan “geleneksel Türk tiyatrosunun son temsilcisi” sözü, kronolojik bir sondan fazlaca, usta-çırak zinciri içinde yetişmiş son büyük ustalardan biri bulunduğunu anlatır.
İsmail Hakkı Dümbüllü; orta oyunu, tulûat, operet, radyo ve sinema alanlarında çalışan Türk oyuncu ve halk sanatçısıdır. 1897’de İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya gelen, 5 Kasım 1973’te İstanbul’da yaşamını yitirmiştir.
Özetlemek gerekirse İsmail Dümbüllü:
İsmail Hakkı, II. Abdülhamid’in silahşorlarından Zeynel Abidin Efendi ile Fatma Azize Hanım’ın evladı olarak Üsküdar’ın Süleymanağa Mahallesi’nde dünyaya geldi.
Üsküdar İttihat-ı Terakki Mektebini bitirdikten sonrasında Toptaş-ı Rüştiye-i Askeriyyesinde tahsil görmeye başladı. Sadece tiyatroya duyduğu ilgi, askerî ortaokuldaki eğitimini üçüncü sınıfta bırakmasına yol açtı.
Dümbüllü’nün yetiştiği aile çevresi, sahne sanatlarına mesafeli duruyordu. Buna karşın genç yaşta izlediği Kel Hasan Efendi, onda kuvvetli bir tiyatro tutkusu uyandırdı. Ailesinin itirazlarına rağmen oyunculuğa yönelmesi, sanat yaşamının ilk mühim dönüm noktası oldu.
İsmail Dümbüllü, oyunculuğa ilkin Karagöz Hüseyin’in yanında amatör olarak başladı. Ustalaşmış sahne hayatına ise 1917’de Kel Hasan Efendi’nin tiyatrosunda adım attı.
1926’ya kadar Kel Hasan’ın yanında çalışan sanatçı, tulûatın yalnızca güldürmekten ibaret olmadığını burada öğrendi. Seyircinin tepkisini seyretme, beklenmedik bir duruma anında karşılık verme, sözü doğru zamanda kullanma ve rol arkadaşına “oyun alanı” açma benzer biçimde becerileri usta-çırak ilişkisi içinde kazanmıştır.
Kel Hasan’ın yanında yetişmesi, Dümbüllü’nün sanat anlayışını belirledi. Bununla beraber o, ustasının oyunlarını olduğu benzer biçimde tekrarlamadı. Gelenekten öğrendiklerini kendi sesi, bedeni, mimikleri ve gülmece anlayışıyla birleştirerek örneksiz bir oyunculuk biçimi oluşturdu.
Sanatçının aslolan adı İsmail Hakkı’dır. “Dümbüllü” adı, sahnede söylediği aynı adlı bir kantodan kalmıştır.
Bu olayın ayrıntıları kaynaklarda ufak farklılıklar gösterir. Dümbüllü’nün kendi anlatımında kanto, devrin tanınmış kantocusu Peruz Hanım’la ilişkilidir. Başka bir aktarımda ise İsmail Hakkı’nın kantoyu Büyük Muhtar’dan dinlediği ve sonrasında kendisinin sahnede söylediği belirtilir. Anlatıların ortak noktası şudur: İsmail Hakkı, “Dümbüllü” kantosunu kendi yorumuyla seslendirmiş ve bu ad zaman içinde onun sahne kimliğine dönüşmüştür.
İsmail Dümbüllü, 1928’de Tevfik İnce ile beraber kendi tiyatro topluluğunu kurdu. Topluluk, Direklerarası’ndaki Hilal Tiyatrosunda sahne almaya başladı.
İkilinin sahne düzeni, geleneksel orta oyunu tiplerinin devrin seyircisine uyarlanmasına dayanıyordu. Dümbüllü, Kavuklu’nun güncellenmiş biçimi sayılabilecek “Uşak” tipini; Tevfik İnce ise Pişekâr’a karşılık gelen “Jön” ya da evin beyi tipini canlandırıyordu.
1933’ten sonrasında Anadolu turnelerine çıkan topluluk, orta oyunu ve tulûatı İstanbul’un belirli eğlence çevrelerinden çıkararak daha geniş bir coğrafyaya taşıdı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında etkinlikleri azalsa da sonraki dönemde turneler tekrardan hız kazanmıştır.
Dümbüllü’nün oynadığı tanınmış sahne eserlerinden bazıları şunlardır:
Sanatçı ek olarak Ayşem, Cebe Gitti ve Bülbül benzer biçimde operetlerde de rol aldı.
Orta oyunu, çevresi seyircilerle kuşatılmış bir alanda, yazılı metne bağlı kalmadan oynanan geleneksel bir tiyatro türüdür. Oyunun temel kişileri Kavuklu ile Pişekâr’dır. Bu iki tip arasındaki yanlış anlamalar, söz oyunları ve karşıtlıklar güldürünün temelini oluşturur.
Tulûat ise olayın genel çizgisi bilinmiş olduğu hâlde konuşmaların büyük seviyede doğaçlama üretildiği sahne tiyatrosudur. Geleneksel orta oyununun Batı seçimi sahne düzeniyle karşılaşması sonucunda belirginleşmiştir.
Dümbüllü’nün önemi, bu iki geleneği yalnızca korumasından kaynaklanmaz. O, meydanda gelişen sözlü oyunculuk anlayışını tiyatro sahnesine, turnelere, radyoya ve beyaz perdeye uyarlamıştır. Böylece geleneksel Türk tiyatrosu, değişen eğlence alışkanlıkları karşısında yeni izleyici kitlelerine ulaşmıştır.
İsmail Dümbüllü’nün oyunculuğu zaman içinde “Dümbüllü seçimi” adıyla anılmaya adım atmıştır. Bu tarzın başlıca özellikleri şöyleki sıralanabilir:
Haldun Taner’in değerlendirmelerinde de Dümbüllü’nün bilhassa kaşları, konuşma biçimi ve öykünmek edilmesi güç sesi üstünde durulur. Bu fizyolojik özellikler, oyuncunun doğaçlama kabiliyetiyle birleşerek tanımlanabilir bir sahne kimliği yaratmıştır.
Dümbüllü’nün güldürüsü yalnızca hareket komiğine dayanmaz. Onun oyunlarında gündelik yaşamın aksaklıkları, insanoğlu arasındaki iletişimsizlik, makam tutkusu ve toplumsal farklılıklar da görünür hâle gelir. Bu yönüyle sanatçı, Karagöz ile Hacivat arasındaki geleneksel çatışmayı canlı oyunculuğun imkânlarıyla sürdürmüştür.
Dümbüllü, geleneksel oyunculuğu yalnızca tiyatro sahnesinde bırakmadı. TRT İstanbul Radyosunda Tevfik İnce ile beraber orta oyunu ve tulûat dağarcığından bölümler canlandırdı. Radyo, sanatçının kendine özgü sesini ve konuşma ritmini Türkiye’nin değişik bölgelerindeki dinleyicilere ulaştırdı.
Kaynakların bir çok Dümbüllü’nün tertipli beyazperde kariyerini 1947 tarihindeki Memiş filmiyle başlatır. SinemaTürk filmografisinde ise sanatçının rol almış olduğu Kızılırmak-Karakoyun ile Harman Sonu / Anadolu Köy Düğünü filmleri 1946 tarihini taşır. Bundan dolayı Dümbüllü’nün beyazperde serüveninin 1946-1947 yıllarında başladığını söylemek daha isabetlidir.
Dümbüllü’nün filmleri, sinema ile halk tiyatrosu içinde dikkate kıymet bir geçiş alanı oluşturur. Keloğlan, Nasreddin Hoca ve İncili Çavuş benzer biçimde sözlü kültür tipleri onun oyunculuğuyla beyaz perdeye taşınmıştır.
Bu filmlerde görülen abartılı mimikler ve belirgin sahne hareketleri, günümüzün gerçekçi beyazperde oyunculuğundan farklıdır. Sadece bu tarz şeyleri yalnızca “eski oyunculuk” olarak değerlendirmek doğru olmaz. Dümbüllü, orta oyununun açık ve gösterimci üslubunu beyaz perdeye uyarlamıştır. Bundan dolayı filmleri bununla birlikte geleneksel mizahın görsel arşivi niteliğindedir.
Dümbüllü’nün adıyla özdeşleşen kavuk, Türk tiyatrosundaki usta-çırak ilişkisinin ve komedi geleneğinin simgesidir. Bir oyuncuya kavuk verilmesi, yalnızca onun başarıya ulaşmış bulunduğunu göstermez. Bu devir, geleneksel tiyatro bilgisini koruma, geliştirme ve sonraki kuşağa aktarma sorumluluğu anlamına gelir.
Kavuğun malum ilk sahibi Kel Hasan Efendi’dir. Kel Hasan, sanatını sürdürmeye layık görmüş olduğu İsmail Dümbüllü’yü içsel varisi olarak belirlemiştir. Dümbüllü de Nisan 1968’deki bir Kanlı Nigâr temsilinin peşinden kavuğu Münir Özkul’a devretmiştir.
Simgesel kavuk geleneğinin izlediği yol şöyledir:
2026 itibarıyla bu simgesel geleneğin emanetçisi Şevket Çoruh’tur.
Bu mevzuda popüler anlatımlarda gözden kaçan mühim bir detay vardır. Bilimsel niteliği olan araştırmalara gore Kel Hasan’dan Dümbüllü’ye kalan örneksiz kavuk, fes ve bazı sahne giysileri sonrasında ailede kalmıştır. Münir Özkul’a giydirilen başlık ise sanatın devamlılığını temsil eden simgesel bir kavuktur.
Dolayısıyla “Dümbüllü’nün kavuğu” ifadesi, aynı fizyolojik başlığın kesintisiz şekilde el değiştirmesinden fazlaca, bir yetkinin ve sanat içerikli sorumluluğun aktarılmasını anlatır. Kavuğun kültürel kıymeti de esas olarak bu simgesel işlevinden doğar.
İsmail Dümbüllü, geçirdiği trafik kazasından ortalama bir ay sonrasında, 5 Kasım 1973’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Cenazesi Üsküdar’daki Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.
Ölümü, yalnızca sevilen bir oyuncunun kaybı olarak görülmedi. Onunla beraber, geleneksel tiyatroyu direkt eski ustalardan öğrenmiş mühim bir kuşağın da son büyük temsilcilerinden biri sahneden çekilmiş oldu.
İsmail Dümbüllü’nün Türk tiyatrosuna katkıları birkaç başlık altında değerlendirilebilir:
1980’de adına verilmeye başlanan İsmail Dümbüllü Ödülü de sanatçının tiyatro tarihindeki yerini canlı tutmuştur. Ödülün ilk sahibi Münir Özkul olmuştur.
İsmail Dümbüllü, yalnızca insanları güldüren sempatik bir güldürmen değildir. O, değişen cemiyet ve sanat ortamı karşısında geleneği dondurmadan koruyabilmiş bir kültür aktarıcısıdır.
Kel Hasan’dan öğrendiği orta oyunu ve tulûat bilgisini kendi üslubuyla geliştirmiş; meydandan sahneye, sahneden radyoya ve beyaz perdeye taşımıştır. Böylece Osmanlı kent kültüründen gelen sözlü tiyatro birikiminin Cumhuriyet döneminde yaşamaya devam etmesini elde etmiştir.
Bugün Dümbüllü’nün adı anıldığında akla ilk olarak kavuk gelse de onun aslolan mirası fizyolojik bir başlık değildir. Aslolan mirası; hazırcevaplık, sahne zekâsı, seyirciyle canlı ilişki kurma ve geçmişten alınan bir sanat biçimini yeni zamanlara uyarlama kabiliyetidir.
İsmail Dümbüllü; orta oyunu, tulûat, operet, radyo ve beyazperde alanlarında çalışan, geleneksel Türk tiyatrosunun son büyük ustalarından biridir.
1897’de İstanbul’un Üsküdar ilçesine bağlı Süleymanağa Mahallesi’nde hayata merhaba dedi. Kaynaklarda kati doğum günü ve ayı mevzusunda güvenilir bir ortak data bulunmamaktadır.
Sanatçının aslolan adı İsmail Hakkı’dır. “Dümbüllü” adı, sahnede söylediği aynı adlı kantodan kalan lakabıdır.
Ustası, orta oyunu ve tulûat sanatçısı Kel Hasan Efendi’dir. Dümbüllü, ustalaşmış oyunculuğu ve doğaçlama sanatını onun yanında öğrenmiştir.
İsmail Dümbüllü, kavuğu 1968’deki bir Kanlı Nigâr temsilinin peşinden Münir Özkul’a devretmiştir.
Simgesel kavuk geleneği Münir Özkul, Ferhan Şensoy ve Rasim Öztekin üstünden devam etmiştir. Kavuk, 2020’de Şevket Çoruh’a devredilmiştir.
Sanatçının tanınmış filmleri içinde Memiş, Keloğlan, Dümbüllü Serüven Ardında, İncili Çavuş, Dümbüllü Sporcu, Kırk Gün Kırk Gece, Nasreddin Hoca ve Timurlenk ile Dümbüllü Tarzan bulunur.
Geçirdiği trafik kazasından ortalama bir ay sonrasında, 5 Kasım 1973’te İstanbul’da yaşamını yitirmiştir.
İsmail Dümbüllü’nün mezarı İstanbul’un Üsküdar ilçesindeki Karacaahmet Mezarlığı’ndadır.
Sessiz Hasta – Alex MichaelidesTür:PolisiyeYazar:Alex MichaelidesYayınlanma Zamanı:2021Yayınevi:Domingo YayıneviISBN:9786051981482KarakterlerAlicia Berenson: Başarı göstermiş bir ressamdır. Kocası Gabriel’i…
Özet Bu yazıda, kamu yönetimi alanındaki temel kitaplar üstüne meydana getirilen tarama sonucunda erişilen sekiz…
KarakterlerHercule Poirot: Oldukca dikkatli, sabırlı, mantıklı ve insan psikolojisini iyi çözümleme eden bir dedektiftir. Ek…
Tatlı Bela – Jamie McGuireTür:RomanYazar:Jamie McGuireYayınlanma Zamanı:2013Yayınevi:Yabancı YayınlarıISBN:9786056370823KarakterlerAbby Abernathy: Geçmişindeki kumar ve aile problemlerinden uzaklaşarak yeni…
Dar Kapı – Andre GideTür:RomanYazar:Andre GideYayınevi:Sel YayıncılıkYayınlanma Zamanı:2022ISBN:9789752639249KarakterlerJerome: Romanın anlatıcısı ve başlıca adam karakteridir. Alissa’ya…
1 Orhon YazıtlarıHazırlayan/çeviren: Talât Tekin Yazıt · İleri Türkçenin tarihî enerjisini, devlet-millet ilişkisini ve ortak…