Sandy Hotchkiss’in Narsistik Bir Dünyada Hayatta Kalma Rehberi, narsisizmi yalnızca kendini beğenme yada bencillik olarak ele almaz. Kitabın temelinde utanç, gerçekliği çarpıtma, empati eksikliği, istismar ve kişisel sınırların ihlali vardır. Yazar, bir taraftan narsistik davranışların iyi mi geliştiğini açıklarken öteki taraftan bu davranışlara maruz kalan okurun kendisini iyi mi koruyabileceğine odaklanır.
Bu yazı yalnızca kitabın Türkçe baskısı esas alınarak hazırlanmıştır. Kitapta bulunmayan klinik bilgiler metne eklenmemiş; özet ile değerlendirme bölümleri birbirinden ayrılmıştır. Sayfa numaraları Kuraldışı Yayıncılık tarafınca Şubat 2014’te piyasaya çıkan Türkçe baskıya göredir.
| Informasyon | Izahat |
|---|---|
| Kitabın adı | Narsistik Bir Dünyada Hayatta Kalma Rehberi |
| Emsalsiz adı | Why Is It Always About You? |
| Yazar | Sandy Hotchkiss |
| Çeviren | Ahmet Bora Pekiner |
| Yayınevi | Kuraldışı Yayıncılık |
| Türkçe baskı | Şubat 2014, İstanbul |
| ISBN | 978-975-275-260-3 |
| Emsalsiz telif zamanı | 2002, 2003 |
| Yapı | Beş ana bölüm, yirmi bölüm |
Kitaptaki yazar bilgisine gore Sandy Hotchkiss, LCSW unvanıyla bireyler, çiftler ve ailelerle çalışan bir terapisttir. Yazarın klinik gözlemleri, kitabın derhal her bölümünde kullanılan örnek olayların temelini oluşturur.
Kitap, narsisizm konusunu üç ana probleminin çevresinde inceler:
Hotchkiss’in aslolan amacı, okura çevresindeki her insana tanı koydurmak değildir. Yazar, gündelik hayatta karşılaşılan narsistik özelliklerle Narsistik Kişilik Bozukluğunun aynı şey olmadığını bilhassa belirtir. Bir kişide bazı narsistik davranışların görülmesi, tek başına klinik bir bozukluk bulunduğunu göstermez. Kitabın dikkati tanıdan oldukça ilişki içinde oluşan zarara ve bu zarardan korunma yollarına yönelir.
Kitabın temel savı şudur: Sağlıksız narsisizmin merkezinde, kişinin taşıyamadığı ve çeşitli savunmalarla kendisinden uzaklaştırdığı derin bir utanç bulunur. Büyüklük duygusu, üstünlük taslama, hiddet, küçümseme ve başkalarını kullanma benzer biçimde davranışlar, bu utancı hissetmemek için kurulmuş bir müdafa düzeninin parçalarıdır (s. 13-20, 23-52).
Hotchkiss, narsisizmin her biçimini zararı dokunan saymaz. Kitabın girişinde sıhhatli narsisizmin kişinin üretkenliğine, yaratıcılığına, gerçekçi özgüvenine ve yaşamın güçlükleri karşısında ayakta kalmasına katkıda bulunduğunu söyler.
Sıhhatli narsisizme haiz şahıs:
Sağlıksız narsisizmde ise gerçekçi bir kişilik algısının yerini büyüklük hayalleri alır. Başkaları ayrı bireyler olarak değil, kişinin gereksinimlerini karşılayacak uzantılar benzer biçimde görülür. Özfarkındalık zayıflar; utanç, kıskançlık ve yetersizlik duyguları inkâr, hiddet, küçümseme yada suçlama yöntemiyle dışarıya yöneltilir (s. 17-20).
Kitabın birinci ana kısmı, narsistik kişiliğin yedi temel özelliğini açıklar. Yazar bu tarz şeyleri “Narsisizmin Yedi Ölümcül Günahı” başlığı altında toplar (s. 23-52).
NARSİSTİK KİŞİLİĞİN YEDİ TEMEL ÖZELLİĞİ
Hotchkiss’e gore narsistik yapının altında utanç yokluğu değil, taşınamayan yoğun bir utanç vardır. Sıhhatli şahıs bir hatayla yüzleşip yoluna devam edebilirken narsistik şahıs utancı inkâr, uzaklaşma, suçlama yada öfkeyle kendisinden uzaklaştırır. Yazar bu durumu “baypas edilmiş utanç” kavramıyla açıklar. Dışarıdan görülen utanmazlık, içerideki utanca karşı kurulmuş bir duvardır (s. 23-27).
“…Narsistler için utanç o denli tahammül edilemezdir ki, onu asla hissetmemenin yollarını geliştirirler. Psikologların “bypass edilmiş utanç” söylediği bu durum, daha oldukça utanmazlık yada vicdansızlık şeklinde, inkar, mesafe koyma, suçlama yada öfkeden oluşan koruyucu bir bariyer olarak ortaya çıkar. Bu acı verici hissi hazmedecek hiçbir içsel mekanizma olmadığı için, utanç dışarıya doğru, benlikten uzağa yönlendirilir. Bu kişiler için asla “benim hatam” diyecekleri bir şey olmaz…”
Büyüsel düşünme; kusursuzluk hayalleri, idealleştirme, çarpıtma ve kişinin kendisine uygun bir gerçeklik kurması biçiminde görülür. Narsistik şahıs, utanç verici yanlarını başkasına yansıtabilir ve kendi içindeki kabul edemediği özellikleri karşısındakine aitmiş benzer biçimde değerlendirebilir. Yazarın “utancı başkasına yığma” diye açıklamış olduğu bu süreç, maruz kalan kişinin zaman içinde kendi algısından kuşku etmesine yol açabilir (s. 28-31).
“Her halükârda utançtan kaçınma isteği narsisti devamlı çıkmaza götürür; bundan dolayı yaşam, atlatılması devamlı mümkün olmayan aşağılayıcı deneyimleri üzerimize yollar; bundan dolayı devamlı sizden daha iyi, daha akıllı, daha güzel ve daha başarı göstermiş birileri vardır. Aslen kimsenin kusursuz olmadığı gerçeği narsistleri fazla rahatlatmaz; bundan dolayı onlar tabiat ananın bu kuralına dahil olmadıklarını düşünürler. Onların mücadelesi bu acı gerçekleri kendilerinden uzak tutacak olan kendilerini pohpohlayabilecek bir şeyler bulabilmek içindir. Bunu başarmak için genel anlamda illüzyonlara ve çarpıtmalara başvururlar. Psikologlar bu duruma “büyüsel düşünme” der…”
Kitaba gore kibir, sağlam özgüvenin değil, kırılgan bir kişilik duygusunun işaretidir. Narsistik şahıs için kıymet bir çok vakit mutlak değil, karşılaştırmalıdır: Başkasının yükselmesi kendi değerinin düşmesi benzer biçimde algılanır. Bu yüzden eleştirme, küçümseme, mükemmeliyetçilik ve güç arayışı devreye girebilir (s. 32-35).
“Birçok narsistin kendilerini sunuş şekli öteki insanoğlu tarafınca “üstünlük kompleksi” olarak değerlendirilir. Sadece bu küstahlık maskesinin ardında, asla iyi, hatta oldukça iyi olmakla doyum olmayan duyarlı bir özsaygı kandırmacası vardır. Eğer başkasından da iyi değillerse, hiçbir şey değillerdir. Değerler asla mutlak değil, görecelidir. Onlara gore başkaları kıymet kazanılmış olduğu vakit, kendi kıymetleri otomatikman düşüşe geçer. Eğer kendilerini değersiz hissediyorlarsa, başkalarını ufak düşürerek, aşağılayarak yada hor görerek, kendilerini yeniden iyi hissetmeye çalışabilirler. Narsistler bu yüzden patronluk taslamaya, yargılamaya, mükemmeliyetçiliğe ve kuvvetli olmaya bu kadar meraklıdırlar. Kısacası kişisel kusurların ve utancın peşlerini bırakacağı bir konuma ulaşmak için çabalarlar. Yaşamın çirkin yüzü kurmuş oldukları hayalleri yok etmiş olduğu vakit, başkalarını ufak görerek hayallerini yeniden toparlarlar. Bunu kimi zaman kurnazca yaparlar…”
“NARSİSTİN ÜSTÜNLÜK HİSSİNİ koruma ihtiyacı, kendisinde noksan olan bir şeye haiz olan biriyle karşılaşmış olduğu vakit engele takılır. Bilinçaltındaki üstünlük inancına tehdit oluşturan bu şahıs, narsistin kafasında kurduğu hayalleri yerle bir eder. Kafasında öten alarmlar, “Çekince!” anonsu yapar. “Tehdidi etkisiz hale getirsem iyi olacak! ” Kafasındaki utanç haykırışlarını susturmak için narsistler ne tür silahlara başvurur?…”
Kıskançlık, narsistik üstünlük hayalini tehdit eden kişiye yönelir. Küçümseme, dedikodu, hücum, düzmece övgü yada kuvvetli kişiye dalkavukluk bu duygunun değişik görünümleri olabilir. Yazar, kıskançlığın bir çok vakit kabul edilmediğini; bunun yerine karşıdaki kişinin değersizleştirildiğini vurgular (s. 36-39).
Bu özellik, kişinin kendi gereksinimlerini herkesinkinden mühim sayması ve hususi muameleyi naturel hakkı olarak görmesidir. İstekleri karşılanmadığında yaşanmış olan hayal kırıklığı kolayca öfkeye dönüşür. Karşısındaki insanoğlunun ayrı istekleri ve sınırları bulunduğunu kabul etmekte zorlanır (s. 40-43).
“… Narsistler kendilerini eşi benzeri olmayan biri olarak gördükleri için hususi işlem görmek ve otomatikman boyun eğilmeyi beklemek benzer biçimde mantıksız beklentiler içine girerler. Onlarla konuşmaya başladığınızda, onlar hakkında yada onların ilgi alanları hakkında konuşmanızı beklerler. Şu sebeple mühim olan, bilgili olan ve herkesten oldukça daha ilgi çekici olan kendileridir. Öteki tüm mevzular sıkıcıdır ve ilgilerini çekmez. Ek olarak kendi düşüncelerine gore, başkaları onları eğlendirmelidir. Onlarla kurduğunuz ilişkilerde, siz onların her türlü ihtiyacını gidermek zorundayken, onlar sizinkilere kulak vermek zorunda değildir. Eğer bunu yapmaları için ısrar ederseniz ya güçlük çıkarıyorsunuzdur ya da onların en naturel haklarına karşı çıkıyorsunuzdur. “Iyi mi olur da kendi gereksinimlerini benimkilerden önde tutarsın?” der gibidirler (hatta derler). Eğer üzerinizde hakikaten güç sahibi iseler, bunu kullanmayı hakları olarak görürler ve sorgulamamanızı beklerler. Onların iradelerine meydan okuduğunuz vakit narsistik yaralarının üstüne basmış olmuş olursunuz, bu da onlarda hiddet ve kendini haklı gören bir saldırganlık doğurabilir.
Kendini haklı görme, benmerkezci erken çocukluk döneminden kalma bir fikirdir. Bir ila iki yaş arasındaki çocuklar, gelişimlerinin temel bir parçası olarak kendilerini naturel olarak mühim görürler. Bu bir geçiş dönemleridir. Çocuğun kısa bir süre içinde kibir ve dokunulmazlık hislerini, yaşamın büyük resmiyle birleştirmesi ve başkalarına saygı duymaya başlaması gerekir. Fakat kimi zaman bu kendini hususi hissetme imgesel hiçbir vakit kaybolmaz. Kimi zaman ise çocuklarını devamlı utandıran ya da onların utançlarını atlatmasına destek olmayan ebeveynler yüzünden bu hayal oldukça sert yada ani bir halde ortadan yok olur. İster boyuna kadar utanca saplanmış, ister suni olarak ondan korunmuş olsun, bir çocuğun sanrıları ilerde daha makul hale gelmez, başkalarına saygı duymayı öğrenemezse, evrenin merkezinde kendisinin olduğu fikrinden asla kurtulamaz. Bu şekilde çocuklar kendilerinde her hakkı gören egoist canavarlara dönüşebilirler. Toplumsal açıdan yetersiz hale gelirler, ikili ilişkilerin sıhhatli adım atması için ihtiyaç duyulan esnekliği edebilmenin gereğini asla anlayamazlar. Burnu asla yere sürtmemiş olan bir çocuk küstah bir yetişkine dönüşür ve her insanın onun mükemmelliğini yansıtan birer ayna haline gelmesini bekler. Bu kişiler hayatta kuvvetli bir konuma geldikleri vakit, başkalarının duygularını önemsemeyen benmerkezci zorbalar haline geleceklerdir…”
Empati eksikliği, başkalarını kullanmaya giden yolu açar. İstismar yalnızca açık sertlik yada aldatma biçiminde değildir; maddi sömürü, duygusal baskı, cinsel rahatsız etme, işyerinde aşırı yükleme yada bir yakını devamlı kendi gereksinimleri için kullanma biçiminde de ortaya çıkabilir. Kitap bu davranışları, karşıdaki kişinin duygu ve çıkarlarını dikkate almadan ondan yararlanmak şeklinde bir araya getirir (s. 44-47).
Narsistik şahıs, öteki insanları bağımsız bireyler olarak görmekte zorlanır. Onların hususi hayatına, eşyalarına, kararlarına yada bedenine müdahale etmeyi kendisine verilmiş bir hak benzer biçimde algılayabilir. Mektup yada günlük okumak, izinsiz eşya kullanmak, bir başkası adına karar vermek ve onun iyi mi hissetmesi icap ettiğini söylemek kitapta verilen sınır ihlali örneklerindendir (s. 48-52).
Bu bölümün en mühim yanı, narsisizmi tek bir emareye indirgememesidir. Hotchkiss’in yaklaşımında kendini beğenmişlik yalnızca dışarıdan görülen yüzdür; aslolan yapı utanç, gerçeklikten kopma, empati eksikliği ve sınır sorunlarıyla beraber anlaşılır.
“Doğamız gereği toplumsal yaratıklar olan biz, ailelerimiz, dostlarımız ve toplumla kurduğumuz anlamlı ilişkiler sayesinde gelişiriz. Çoğumuz kendimiz haricinde bir şeylere “ilişik olmak” isteriz. Fakat aynı vakit kişisel fikir ve hisleri olan bir tek kendimize ilişik bedenlere haiz benzeri olmayan bireyleriz de. Hiçbir yere bağlantısı olmayan adalarda kendimize kafi şekilde yaşamak bizlere gore olmasa bile, gene de doğuşumuzdan itibaren özerk varlıklar olmaya programlanmışızdır. Biz ve ötekiler arasındaki sınırların sağlamlığı bir tek kendimizi iyi mi algıladığımızı değil, başka insanları iyi mi gördüğümüzü ve bir ölçüye kadar da onlar tarafınca iyi mi işlem göreceğimizi belirler. Sağlam sınırların varlığı kişilerin birbirinden emsalsiz olmasını sağlayarak, daha sıhhatli ilişkilerin önünü açar.
Narsistlerin kişilik algılarında ciddi bir kişilik kusuru vardır. Bu kusur yüzünden narsist bireyler sınırları olduklarını unutur ve öteki bireylerin kendilerinin bir uzantısı olmadıklarını anlayamazlar. Başka insanoğlu onların gereksinimlerini gideremiyorsa, olmasalar da olurlar. Narsist, kendine haz veren bir kişiyi kendinin uzantısı olarak görecek ve ondan daha azını aslına bakarsanız ummayacaktır. Şu sebeple hepimiz onun beklentilerine karşılık vermelidir. Narsistin zihninde kendisi ve diğeri içinde bir sınır yoktur...”
Kitabın değişik bölümlerinde bu yedi özelliğe birlikte rol alan başka emareler de açıklanır:
Hotchkiss’e gore tüm bu özelliklerin merkezinde yalnızca kendini beğenmişlik değil, narsistin yüzleşemediği derin ve kırılgan bir utanç duygusu bulunur. Kibir, hiddet, küçümseme ve gerçekliği çarpıtma, bir çok vakit bu utançtan kaçınmak için kullanılan savunmalardır.
Kitap ek olarak mühim bir fark yapar: Bu özelliklerden birkaçının bir kişide görülmesi, o kişiye direkt Narsistik Kişilik Bozukluğu tanısı konulabileceği anlamına gelmez. Yazarın “Yedi Ölümcül Günah” olarak adlandırdığı özelliklerin detaylı açıklaması kitabın 23-52. sayfaları arasındadır.
Kitabın ikinci ana kısmı, narsisizmin çocukluk dönemindeki gelişimsel kökenlerini ele alır. Hotchkiss burada Sigmund Freud ile başlamış olan psikanalitik açıklamalardan ve ayrılma-bireyleşme yaklaşımından yararlanır. Yazarın temel düşüncesi şudur: Her çocuk başlangıçta benmerkezci ve narsistik bir dönemden geçer; mühim olan bu evrenin yaşanması değil, çocuğun bu evreden iyi mi çıktığıdır.
Hotchkiss’e gore yeni doğan çocuk ruhsal bakımdan ayrı ve yerleşmiş bir “Ben” duygusuna haiz değildir. Açlık, soğukluk, acı ve rahatlık benzer biçimde duyumları; kendine özgü mizacı ve dürtüleri vardır. Fakat bunların toplamı hemen hemen bağımsız bir kişilik meydana getirmez. Kişilik, çocuğun kendisiyle ilgilenen kişiyle kurduğu ilişki içinde, aşamalı olarak oluşur (s. 55-58).
Kitapta Freud’un “birincil narsisizm” ve “ikincil narsisizm” kavramlarına da yer verilir. Birincil narsisizm, bebeğin yaşam enerjisinin kendi gereksinimleri çevresinde toplandığı ilk periyodu anlatır. Hotchkiss, daha sonraki araştırmaların bebeklerin Freud’un düşündüğünden daha bilincinde ve etkileşime açık doğduklarını gösterdiğini bilhassa belirtir. Buna karşın bu yaklaşımın çocukluk narsisizmini ve benliğin gelişimini anlamada tarihsel bir temel oluşturduğunu söyler.
İkincil narsisizm döneminde çocuk, kendisiyle ilgilenen kuvvetli kişiyi büyütür ve hemen hemen kendisinden tam olarak ayıramaz. Ebeveyninin gücüyle kendisini bir tuttuğu için çevresini korkusuzca keşfedebilir; ufak ve kırılgan olmasına karşın kendisini mühim, kuvvetli ve neredeyse dokunulmaz hisseder. Hotchkiss’e gore yürümeye yeni başlamış olan çocukta görülen bu abartılı itimat, büyüsel düşünme ve benmerkezcilik gelişmenin olağan bir parçasıdır. Sıhhatli gelişen çocuk, gerçek becerileri arttıkça hayalî üstünlük duygusunun yerine daha gerçekçi bir yeterlilik ve itimat duygusu koyacaktır (s. 56-57).
Benliğin doğuşu, evladı seven ve gereksinimlerine karşılık veren kişinin bakışıyla adım atar. Bebek iki ile dört aylıkken kendisini tertipli olarak doyuran, rahatlatan ve teselli eden kişiyi başkalarından ayırmaya adım atar. Fakat bu şahıs hemen hemen bebeğin gözünde bağımsız bir “diğeri” değildir; kendi varlığının bir parçası gibidir. Hotchkiss bu ruhsal birlik durumunu “simbiyoz” kavramıyla açıklar (s. 57-58).
Çocuk zaman içinde çevresindeki başka insanları farkına varır ve kendisiyle bakım veren kişinin ayrı varlıklar bulunduğunu öğrenmeye adım atar. Yedi ile onuncu aylar içinde fizyolojik olarak anneden yada esas bakım veren kişiden uzaklaşabilir; sadece duygusal itimatını hâlâ onun varlığından alır. On ila on sekizinci aylar içinde çevresini büyük bir merakla keşfederken bazen geri dönerek bu itimat kaynağından duygusal olarak “tekrardan beslenmeye” gereksinim duyar. Bakım veren kişinin çocuğun heyecanını, korkusunu ve sıkıntısını anlayıp düzenlemesine destek olması, çocuğun ileride kendi duygularını yönetebilmesinin temelini hazırlar (s. 58-60).
Hotchkiss, çocuğun “Ben” ile “Sen” arasındaki sınırı öğrenmesini ayrılma-bireyleşme süreciyle açıklar. Çocuğun bağımsızlaşması yalnızca anneden fizyolojik olarak uzaklaşması değildir; kendisinin ayrı bir şahıs bulunduğunu, başkalarının da kendilerine ilişik istekleri ve sınırları bulunduğunu anlamasıdır.
Bu süreçte sosyalleşmenin mühim araçlarından biri utançtır. Çocuğun her istediğini yapamayacağını öğrenmesi ve bakım veren kişinin kimi davranışları sınırlandırması, kendisini dünyanın merkezi benzer biçimde gören çocuk için sarsıcıdır. Sadece kitapta utancın evladı aşağılamak yada değersiz hissettirmek anlamına gelmediği vurgulanır. Lüzumlu sınırlandırmanın peşinden gelen şefkat, teselli ve tekrardan yakınlaşma; çocuğa bir kırılmanın onarılabileceğini, duygularının taşınabilir bulunduğunu ve bakım veren kişiye güvenebileceğini öğretir (s. 60-61).
Bu onarım gerçekleşmezse çocuk, yalnızca davranışının değil, ihtiyaçlarının ve hislerinin de kabul edilemez bulunduğunu düşünebilir. Kendini bütünüyle fena yada değersiz algılayabilir. Öte taraftan çocuğun büyüklük ve dokunulmazlık hayalleri devamlı desteklenirse, dünyanın kendi çevresinde dönmediğini öğrenmesi de engellenmiş olur. Kitaba gore sıhhatli ebeveynlik bu iki uç içinde ilerler: Çocuğa sınır koyar, fakat onu ufak düşürmez; yaşamış olduğu gerilimi ortadan kaldırmaya çalışmaz, fakat bu gerilimle tek başına da bırakmaz.
On sekiz ile otuz altıncı aylar arasındaki “uzlaşma” döneminde çocuk artık annesiyle tek bir varlık olmadığını daha açık halde görür. Bu farkındalık, özgürlük isteğiyle tekrardan yakınlaşma ihtiyacının çatışmasına neden olur. Bir an anneden uzaklaşmak isteyen çocuk, başka bir an onu bütünüyle kendi yaşamına çekmeye çalışabilir. Hiddet nöbetleri ve hırçınlıklar, kitabın açıklamasına gore, çocuğun eski dokunulmazlık ve sınırsız güç hayalinden vazgeçmekte zorlanmasının belirtileridir. Süreç sıhhatli ilerlediğinde çocuk dört yaşına yaklaşırken hem daha gerçekçi bir kişilik geliştirir hem de başkalarının özerkliğine saygı duymaya adım atar (s. 62-63).
Hotchkiss, bu gelişim sürecini yirmi yedi aylık Emily ile anası arasındaki bir öğle vakti üstünden somutlaştırır. Uykudan kalkan Emily, annesinin ilgisini bir misafirle paylaşmak istemez; konuşmayı durdurmaya, annesinin bedenini sahiplenmeye ve yemeğiyle oynayarak ortamı denetim etmeye çalışır. Anası ise kızının davranışlarını ne bütünüyle özgür bırakır ne de onu utandırır. Sakin halde sınır koyar, fizyolojik ve duygusal temasını sürdürür, peşinden çocuğun yaşına uygun bir etkinliğe yönelmesine destek sunar.
Yazar bu örnekte annenin üç tutumunu öne çıkarır: Çocuğun gelişim periyodunu idrak etmek, onun duygusal ihtiyacına karşılık vermek ve yeni oluşan özerkliğine saygı gösterirken sosyalleşmesini desteklemek. Böylece ebeveyn ile çocuk içinde bir güç mücadelesi doğmaz; çocuk hem sınırı hem de ilişkide kalmaya devam edebileceğini öğrenir (s. 63-65).
Bu bölümün vardığı netice açıktır: İki-üç yaşlarındaki büyüklük duygusu, büyüsel düşünme, utanca duyarlılık ve sınır belirsizliği tek başına patolojik değildir. Bunlar gelişmenin olağan parçalarıdır. Problem, çocuğun sevgi, anlayış ve gerçekçi sınırlar yardımıyla bu evreden çıkamaması hâlinde ortaya çıkar. Ayrılma-bireyleşme süreci tamamlanamadığında çocukluk narsisizminin özellikleri erişkin kişiliğinde kalıcılaşabilir (s. 65-66).
Hotchkiss’e gore çocuğa ayrılma-bireyleşme sürecinde rehberlik edebilmek; onun benmerkezciliğinin, değişken ruh hâllerinin ve hiddet nöbetlerinin ardındaki gelişim ihtiyacını görebilmeyi gerektirir. Sıhhatli ebeveyn hem sakin ve anlayışlı olmalı hem de kati sınırlar koyabilmelidir. Bunun için kendi gereksinimleriyle çocuğun gereksinimlerini birbirinden ayırması ve evladı kendi duygusal boşluklarını doldurmak amacıyla kullanmaması gerekir. Narsist ebeveynin temel problemi tam da bu ayrımı yapamamasıdır (s. 67).
Kitapta “anne” terimi kullanılsa da Hotchkiss, erken dönemdeki aslolan belirleyici kişinin devamlı biyolojik anne olmayabileceğini açıkça belirtir. Çocuğun simbiyotik ilişki kurduğu şahıs baba, büyükanne, büyükbaba yada bakımını üstüne alan başka biri de olabilir. Dolayısıyla anlatılan mesele, yalnızca anneliğe değil, çocuğun temel bakımını üstüne alan kişinin narsistik yapısına ilişkindir (s. 67-68).
Narsist anne, evladı bağımsız bir insan olarak değil, kendi kıymetini ve kusursuzluğunu gösterecek bir uzantı olarak görebilir. Hamileliği, doğumu yada anneliği başkalarının takdirini toplayacağı ve kendisini hususi hissedeceği bir edinim olarak idealize edebilir. Bu yüzden gerçek çocukla değil, zihninde oluşturduğu “kusursuz çocuk” imgesiyle bağ kurar. Çocuğun görünüşü, cinsiyeti, mizacı yada davranışları bu hayale uymadığında yaşamış olduğu hayal kırıklığını utanç ve hiddet biçiminde çocuğa yöneltebilir; onu kendi tasarladığı biçime sokmaya çalışabilir (s. 68-69).
Çocuk doğduktan sonrasında bitmeyen bakım ihtiyacı narsist anneye ağır gelebilir. Çocuğun gereksinimleri, annenin kendisini mühim duymak için yapmak istediği şeylerin önünde bir engel benzer biçimde algılanabilir. Anne başkalarının görebileceği ortamlarda ilgili görünürken yalnız kaldığında ihmalkâr, sabırsız yada duygusal bakımdan kopuk davranabilir. Kitaptaki mühim ölçüt, annenin çocuğun ne yaşadığına değil, annelik deneyiminin kendisine ne hissettirdiğine odaklanmasıdır.
Simbiyotik dönemde bebeğin annesine yönelen ilgisi narsist annenin kendisini benzersiz ve olmazsa olmaz hissetmesini sağlayabilir. Fakat çocuk çevreyi keşfetmeye ve başka insanlarla ilişki kurmaya başladığında bu yakınlık bozulur. Narsist anne çocuğun bireyleşmesini naturel bir gelişme olarak değil, kendisine karşı nankörlük yada terk edilme benzer biçimde yaşayabilir. Çocuğun bağımsızlık girişimlerini engelleyebilir, onu utançla denetleyebilir ya da yalnızca kendi isteklerini yerine getirdiğinde ödüllendirebilir. Böylece çocuğun gerçek becerilere dayanan bir kişilik geliştirmesi yerine büyüklük ve dokunulmazlık hayalleri beslenmiş olur (s. 69-71).
Hotchkiss’e gore narsist annenin utanca tahammül edememesi, çocuğun karşı çıkışları ve cemiyet içinde yapmış olduğu yaşına uygun hatalar karşısında öfkeye kapılmasına neden olur. Kendi utancını ve öfkesini düzenlemeyi öğrenememiş olan ebeveyn, bu tarz şeyleri yönetebilmesi için çocuğuna da destek olması imkansız. Empati, şefkat ve duygusal onarımın noksan kalmış olduğu bu şekilde bir ortamda çocuk narsistik yapılanmaya karşı savunmasız hâle gelir (s. 71-72).
Kitap, narsist babanın tesirini yalnızca çocukla direkt kurduğu ilişkiyle sınırlandırmaz. Babanın anneye destek vermemesi, içine kapanması yada tüm ilgiyi kendisine istemesi de çocuğun gelişimini etkileyebilir. Eşinden duygusal destek göremeyen anne, gereksinimleri için çocuğa aşırı yakınlaşabilir ve onun bireyleşmesini bilincinde olmadan engelleyebilir. Çocuğun anneden ayrılıp dış dünyaya yönelmesinde mühim bir köprü olması ihtiyaç duyulan baba ulaşılmaz kaldığında, özerklik yolculuğu zarar görebilir (s. 72).
Narsist babanın tavrı değişik biçimler alabilir. Bazısı baba olmayı bir yük ve özgürlüğüne kurulmuş bir tuzak benzer biçimde görür; annenin ve bebeğin gereksinimlerine ilgisiz kalır, ne kadar mesuliyet alacağına yalnızca kendisinin karar verebileceğini düşünür. Bazısı ise babalığı eşini ve çocuğunu denetim etmenin, kendisinin bir benzerini yetiştirmenin yada tesir alanını genişletmenin yolu olarak görür. Bir başka halde baba, annenin ilgisini bebeğe yöneltmesini reddedilme benzer biçimde yaşayarak çocukla rekabete girebilir (s. 72-74).
Çocuğun kendisine gösterdiği ilgiyi narsistik bir doyum deposu meydana getiren baba, onun “en sevilmiş olduğu şahıs” olmak için anneyle yarışabilir. Çocuğun anneye karşı bağımsızlaşma girişimlerini kendi üstünlüğünün kanıtı benzer biçimde görerek lüzumlu sınırları koymayabilir. Fakat çocuğun benmerkezciliği babanın istekleriyle çatıştığında aşırı denetleyici, yargılayıcı ve utandırıcı bir tutuma geçebilir. Hotchkiss, bu davranışların baba tarafınca “ebeveynlik hakkı” benzer biçimde görülebileceğine dikkat çeker (s. 74-75).
Yazar bu bölümde mühim bir fark yapar: Anne babalar bazen yorulabilir, bunalabilir, yanlış davranabilir ve sonradan pişman olacakları şeyler yapabilirler. Bunlar tek başına bir ebeveyni narsist yapmaz; kusursuz ebeveyn yoktur. Narsist ebeveyni ayıran şey, kendi büyüklük ve kusursuzluk hayallerine devamlı bağlı kalması; çocuğun gerçek gereksinimlerini görememesi ve kendi beklentilerini değişmez gerçeklermiş benzer biçimde ona dayatmasıdır. Kitap bunu, özünde “Ben o şekilde diyorsam öyledir” anlayışıyla açıklar (s. 75-76).
Narsist ebeveynliğin ortaya çıkarabildiği çocuk tiplerinden biri, büyüklük hayalleri devamlı desteklenen ve her şeye hakkı bulunduğunu düşünen çocuktur. Diğeriyse çocukluğunu yaşayamadan ebeveyninin gereksinimlerine yanıt vermek zorunda kalan “sözde olgun çocuk”tur. Sözde olgun çocuk erken yaşta kendi kendine yetiyor, uslu ve başarı göstermiş görünebilir; fakat bu görünümün altında utanç, hiddet ve hayal kırıklığıyla başa çıkmayı öğrenememiş kırılgan bir kişilik bulunur (s. 76-78).
Bu çocuklar takdir görmek için başarı göstermiş olmaya, çevrelerini denetlemeye ve hayal kırıklıklarından kaçınmaya çalışabilirler. Yardım almaktan, zayıf görünmekten ve gerçek yakınlıktan korkabilirler. Bir grup ebeveynin narsistik yaşamına katılarak kendisi de narsistik özellikler geliştirirken, öteki grup benliğinden vazgeçmesi ihtiyaç duyulan ilişkilere yönelir ve narsist ebeveyne benzeyen kişilere karşı açıklayamadığı bir çekim duyabilir. Böylece kitabın sonraki bölümünde ele alınan kendini tanıma, gerçekleri kabul etme, sınır koyma ve karşılıklı ilişkiler kurma stratejilerinin niçin lüzumlu olduğu da anlaşılır.
Kitabın en sistemli ve uygulamaya dönük kısmı, narsistik davranışlara karşı tavsiye edilen dört stratejidir (s. 81-102).
NARSİSTLERE KARŞI HAYATTA KALMA REHBERİ
| Strateji | Kitaptaki Temel Anlamı |
| Kendinizi tanıyın | Narsistik kişilere karşı sizi savunmasız bırakan geçmiş deneyimleri, utançları ve duygusal tetikleyicileri fark edin. |
| Gerçekleri kabullenin | Karşınızdaki kişiyi olmasını istediğiniz benzer biçimde değil, davranışlarıyla beraber olduğu benzer biçimde görün; onu değiştireceğiniz hayaline kapılmayın. |
| Sınırlarınızı belirleyin | Neye izin verip vermeyeceğinizi düşünerek belirleyin; sakin, açık ve tutarlı davranın. |
| İlişkileriniz karşılıklı olsun | Verme ve almanın, özerklik ve saygının iki taraf de ilgilendiriyor olduğu ilişkiler kurun. |
Hotchkiss, narsistik kişinin sizde uyandırdığı yoğun hiddet, utanç, yetersizlik yada hayranlık duygularını mühim birer işaret sayar. Bu duyguların geçmişte hangi deneyimlere bağlandığını idrak etmek, kişinin başkasının yansıtmalarını kendi gerçeği sanmasını engelleyebilir. Yazar, narsistik kişiyi değiştirmekten ilkin okurun kendi tepkisini tanımasını ister (s. 81-87).
Narsistik birlikteliğin devamını elde eden unsurlardan biri, karşıdaki kişiyi idealize etmek yada onun yalnızca size karşı değişik davranacağına inanmaktır. Kitap, davranışları mazeretlerle örtmek yerine gözlemlenen gerçeği kabul etmeyi önerir. Kişinin başkalarına devamlı yalan söylemesi, saygısız davranması yada onları kullanımı, aynı davranışların bigün size yönelmeyeceğinin garantisi değildir (s. 88-92).
Sınır koymak yalnızca “hayır” demek değildir. Güç dengesini, alınacak riski, hedefi ve uygulanabilir seçenekleri değerlendirmeyi gerektirir. Hotchkiss, öfkeyle hesaplaşmak yerine sakin, kesin ve tutarlı olmayı; belirlenen sınırdan geri adım atmamayı önerir. Bununla beraber yazar, bazı ilişkilerde kişinin bütünüyle kuvvetli olmadığını ve gerçekçi davranması icap ettiğini de hatırlatır (s. 93-98).
“Narsistin kariyeriniz üstündeki tesirini azaltmak için kendinize kuvvetli ve geniş bir temel kurun. Narsistin tesir alanı içindeki öteki güçlerle bağlaşık olun ve eğer mümkünse aşırı hareketlerini ve istismarlarını bir yere kaydedin. Bunlar ondan sonra yaşayabileceğiniz zor durumlarda işinize yarayabilir. Şirket haricinde da ilişkileriniz olsun; bundan dolayı bigün buradan ayrılmak isteyebilirsiniz.
Narsistik tesir alanında kalmanın bedelini göz önünde bulundurun. Kuvvetli bir narsistle arasındaki mesafeyi korumak isteyen iyi niyetli ve sıhhatli bir kişinin oldukça fazla çabalaması gerekir. Feda ettiklerinize karşılık ne elde ediyorsunuz? Bu sizi iyi mi değiştirdi? Ebeveynliğinizi, eşinizle birlikteliğinizi, aşkınızı ya da arkadaşlarınızla ilişkilerinizi iyi mi etkiledi?
Tüm bunlara değdi mi?”…
Sıhhatli ilişkilerde iki taraf da hem verir hem alır; roller esnektir, özerkliğe saygı duyulur ve devamlı hesap tutulmaz. Narsistik bir çevrede büyüyen şahıs için bu şekilde bir ilişki başlangıçta yabancı gelebilir. Kitap, bu yüzden güvenilir dostlukları, dengeli aşk ilişkilerini ve kişinin benliğine saygı gösteren toplumsal çevreleri koruyucu bir güç olarak görür (s. 99-102).
Hotchkiss, dördüncü ana bölümde narsisizmin ergenlik, bağımlılık, aşk, iş yaşamı ve yaşlılık içindeki görünümlerini inceler (s. 107-198).
Kitap, ergenlikte görülen benmerkezcilik, yenilmezlik duygusu, ruh hâli değişimleri ve büyüklük hayallerinin bir bölümünü gelişimsel olarak düzgüsel kabul eder. Ergen, çocukluğun bağımlılıklarından uzaklaşıp kendi kimliğini kurmaya iş koşturmacasındadır. Problem; bu geçici özelliklerin kalıcı hâle gelmesi, empati eksikliği, sertlik, devamlı haklılık, gerçekçi olmayan üstünlük ve sorumluluktan kaçışla birleşmesidir.
Yazar, ebeveynlere sınır koyarken evladı utandırmamayı, davranışın nedenini anlamayı, özgürlük ile mesuliyet içinde bağ oluşturmayı ve söylediklerini kendi hayatlarında örneklemeyi önerir (s. 107-125).
Bu bölüm, narsisizm ile bağımlılık arasındaki ortak noktayı utanç ve duygu düzenleme güçlüğü üstünden kurar. Uyuşturucu, alkol yada dürtüsel davranışlar; kişinin taşıyamadığı duyguları bastıran bir “destek düzenleyici” benzer biçimde ele alınır. Yazar ek olarak kumar, alışveriş, iş, cinsellik, denetim ve devamlı coşku arayışı benzer biçimde davranışların da bağımlılık yada denetlenemeyen dürtüler biçimini alabileceğini söyler.
Hotchkiss’in önerisi bağımlı kişiyi kurtarmaya çalışmak değildir. Kişinin kendi bağımlı örüntülerini fark etmesi, gerçeği kabul etmesi, bağımlılığın neticelerini üstlenmeyen kişiye yardım adı altında destek olmaması ve gerekirse ustalaşmış yardım aramasıdır (s. 126-141).
Kitabın aşk ilişkileri için kullandığı temel kavram “Birleşme Sanrısı”dır. Sıhhatli aşkta iki ayrı kişi yakınlaşır; narsistik ilişkide ise taraflardan birinin benliği ötekinin kırılgan egosunu ayakta tutmak için geri plana itilir. İdealleştirme, kıskançlık, denetim, küçümseme ve güç dengesizliği bu birlikteliğin temel belirtileridir.
Narsistik ilişki başlangıçta yoğun ilgi ve büyülenme duygusuyla kurulabilir. Fakat partner, narsistik kişinin gereksinimlerini karşılayan bir “hayal ikizi” olmaktan çıktığında değersizleştirme başlayabilir. Kitap, sıhhatli aşkın kusursuzlukta değil; iki kişinin farklılığını, mahremiyetini ve sınırlarını koruyabilmesinde bulunduğunu savunur (s. 142-162).
İş yaşamı kısmı, kitabın en detaylı uygulama alanlarından biridir. Hotchkiss, güç sahibi narsistik yöneticinin sekiz hususi durumunu sıralar:
Bu ortamda çalışan şahıs, yöneticinin manipülasyon biçimlerini tanımalı, başarı ve yetki sınırlarını gerçekçi görmeli, hususi hayatıyla işi arasına sınır koymalı, yaşananları belgelemeli ve kurum haricinde da destek ilişkileri kurmalıdır. Yazar, bazı durumlarda işten ayrılmanın düşünülmesi icap ettiğini de açıkça belirtir (s. 163-183).
Hotchkiss’e gore yaşlanma; güzellik, güç, statü, gövde ve zihinsel yetiler üstünden kendisini kıymetli hisseden narsistik şahıs için ağır bir yaralanma olabilir. İnkâr, genç görünme çabası, kıskançlık, küçümseme, aşırı talepkârlık ve paranoya yaşla beraber belirginleşebilir.
Bu bölüm bilhassa narsistik ebeveynlerin erişkin çocuklarına yöneliktir. Yazar, yaşlı ebeveynin gereksinimlerini anlamakla kişinin kendi benliğinden vazgeçmesi içinde fark bulunduğunu vurgular. Gerçekçi beklenti, duygusal mesafe, sakin kararlılık, sınır koyma ve dış destek bu birlikteliğin temel araçlarıdır (s. 184-198).
Kitabın son kısmı bireysel ilişkilerden toplumsal yapıya geçer. Hotchkiss, Amerikan toplumunda sınırların inkârı, her şeye hak kazanma duygusu, imajın gerçeğin önüne geçmesi, otorite kaybı, sorumluluktan kaçış ve aşağılayıcı rekabet üstünden kültürel narsisizmi tartışır (s. 201-208).
Bu bölümün devamında yazar, narsistik çocuklar yetiştirebileceğini düşündüğü yedi ebeveyn tutumunu eleştirir:
Kitabın ebeveynlik anlayışı sevgi kadar tutarlılık, yapı, empati, sınır ve erişkin sorumluluğu da gerektirir. Çocuk, hem bağımsız bir kişi olarak görülmeli hem de yaşına uygun rehberlikten yoksun bırakılmamalıdır (s. 209-222).
Narsistik Bir Dünyada Hayatta Kalma Rehberinin en mühim mesajı, narsistik kişiyi değiştirmeye çalışmak yerine kişinin kendi benliğini korumasıdır. Narsistik kişiyi değiştiremezsiniz, iyileştiremezsiniz. Kitap süresince değişik örneklerde aynı dört ilkeye dönülür:
Yazarın yaklaşımında kurtuluş, narsistik kişinin onayını kazanmakta değil; kişinin kendi algısına, değerlerine ve bağımsızlığına tekrardan haiz çıkmasındadır.
Kitabın en kuvvetli yanı, dağınık görünen birçok davranışı anlaşılır bir yapı içinde birleştirmesidir. Utanç, büyüsel düşünme, kıskançlık, haklılık duygusu, empati eksikliği ve sınır ihlalleri tek tek açıklanır; peşinden bunların ailede, aşkta, işyerinde ve yaşlılıkta iyi mi görünebileceği örneklenir.
İkinci mühim gücü, aynı dört korunma stratejisini değişik yaşam alanlarında yeniden uygulamasıdır. Bu tekrarlar kitabın yer yer uzamasına niçin olsa da okurun modeli benimsemesini kolaylaştırır. Bilhassa “kendini tanı” ve “gerçeği kabul et” ilkeleri, tüm sorumluluğu karşıdaki kişiye yükleyen yüzeysel kişisel gelişim anlatılarından ayrılır.
Örnek vakalar metni kolay okunması mümkün hâle getirir. Yazar, kuramsal kavramları soyut tanımlar olarak bırakmaz; aile yemeği, iş görüşmesi, evlilik, erişkinlik çatışması yada yaşlı ebeveyn bakımı benzer biçimde gündelik durumların içine yerleştirir. Bu yöntem okurun ilişkilerdeki örüntüleri görmesini kolaylaştırır.
Kitabın bir başka kuvvetli yanı da sıhhatli narsisizm ile sağlıksız narsisizmi ayırmasıdır. Kendine kıymet verme, kabiliyetlerini geliştirme ve başarıdan gurur duyma direkt hastalık sayılmaz. Problem, kişinin kendi kıymetini korumak için başkalarının benliğini küçültmeye yada yok saymaya gereksinim duymasıyla adım atar.
Kitabın emsalsiz telif zamanı 2002-2003’tür. Toplumsal örneklerin, anketlerin ve istatistiklerin mühim kısmı 1970’ler ile 1990’lardan gelir. Bu yüzden bilhassa kültür, erişkinlik, bağımlılık ve yaygınlıkla ilgili sayısal bilgiler güncel veri benzer biçimde kullanılmamalıdır. Bunlar, kitabın yazıldığı devrin tartışmalarını yansıtır.
Eserin kuramsal omurgası belirgin halde psikanalitik ve psikodinamiktir. Psikanalitik yaklaşım bağlamında Freud, Margaret Mahler, James Masterson, Otto Kernberg, Allan Schore ve Erik Erikson benzer biçimde isimlere başvurulur. Erken çocukluk, bakım veren şahıs ve ayrılma-bireyleşme süreci oldukça kuvvetli bir izahat modeli olarak kullanılır. Bu yaklaşım kitabın bütünlüğünü sağlasa da bazı okurlarda tek nedenli yada fazlasıyla belirleyici bir izlenim bırakabilir.
Yazarın bazen kullandığı kati ifadeler de dikkatle değerlendirilmelidir. Narsistik özellikler bir kişilik yelpazesi içinde düşünülmesi gerekirken bazı cümleler tüm narsistik kişileri aynı halde davranan tek bir grup benzer biçimde izah edebilir. Kitabın kendi içinde yapmış olduğu “özellik ile bozukluk aynı değildir” ayrımı unutulursa okur, çevresindeki insanlara kolayca etiket yapıştırabilir.
Aşk ilişkileri bölümündeki hanım ve adam tipleri yer yer keskin ve genelleyicidir. Benzer şekilde anne ve baba rolleri, devrin daha geleneksel aile düzeni üstünden anlatılır. Bugün değişik aile yapıları açısından okunduğunda bu örneklerin evrensel değil, kitabın belirli kuramsal ve kültürel çerçevesine ilişik olduğu akılda tutulmalıdır.
İşyeri bölümündeki bazı tavsiyeler, narsistik yöneticinin kıskançlığını uyandırmamak, görünürlüğü azaltmak yada onu övgüyle yatıştırmak üstüne kuruludur. Bunlar yazarın “hayatta kalma” mantığı içinde anlamlıdır; sadece sağlıksız kurum kültürünü dönüştürmekten oldukça kişinin geçici olarak zarar görmesini önlemeyi amaçlar. Kitap da ortamın bedeli ağırsa ayrılma seçeneğini dışlamaz.
Hayır. Kitap psikoloji alanında yazılmış popüler bir rehberdir; okura kendisine yada çevresindeki kişilere klinik tanı koyma yetkisi vermez. Metindeki örnek vakalar bir davranış örüntüsünü görünür kılar, fakat tek başına bilimsel kanıt yada kişiye hususi değerlendirme yerine geçmez. Bilhassa sertlik, bağımlılık, ağır istismar, yoğun depresyon yada güvenlik riski bulunan durumlarda kitabın genel önerileri ustalaşmış desteğin alternatifi olarak görülmemelidir.
Narsistik Bir Dünyada Hayatta Kalma Rehberi, narsisizmi heybetli özgüvenden ibaret saymayan; onun arkasındaki kırılganlığı, utancı, kıskançlığı ve ilişki sorunlarını görünür kılan kapsamlı bir çalışmadır. En kıymetli yanı, okuru narsistik kişiyi “iyileştirme” görevinden uzaklaştırıp kendi benliğine, gerçeklik algısına ve sınırlarına döndürmesidir.
Kitap bilhassa narsistik bir ebeveyn, eş, sevgili, dost yada yöneticiyle ilişkisini anlamlandırmaya çalışan okurlar için kuvvetli bir kavramsal harita sunar. Bununla beraber yaratı, yazıldığı devrin Amerikan toplumu içinde şekillenmiş, psikodinamik ağırlıklı bir rehberdir. Bu yüzden güncel bir klinik el kitabı benzer biçimde değil; örüntüleri tanımaya ve kişisel sınırlar üstüne düşünmeye destek olan bir kaynak olarak okunması daha sıhhatli olacaktır.
Kısacası kitabın kalıcı cümlesi şudur: Karşınızdaki kişiyi değiştiremeyebilirsiniz; fakat kendi gerçeğinizi, sınırlarınızı ve ilişki seçimlerinizi tekrardan düzenleyebilirsiniz.
Kitap, narsistik davranışların temel özelliklerini, çocukluk ve aile içindeki gelişimsel kökenlerini ve bu davranışlara maruz kalan kişinin kendisini koruma yollarını anlatır. Aşk, iş, erişkinlik, bağımlılık, yaşlılık ve ebeveynlik ayrı bölümlerde ele alınır.
Utanmazlık, büyüsel düşünme, kibir, kıskançlık, kendini haklı görme, istismar ve yanlış çizilen sınırlardır.
Kendini tanımak, gerçekleri kabullenmek, sınırları belirlemek ve karşılıklı ilişkiler oluşturmak kitabın dört temel korunma stratejisidir.
Kitaba gore hayır. Narsistik özelliklerin bazen görülmesi ile Narsistik Kişilik Bozukluğu aynı şey değildir. Klinik bir tanı, tek bir davranıştan yada kişisel gözlemden hareketle konulamaz.
Kitap, ağır narsistik yapılarda değişimin zor bulunduğunu ve kişinin ilkin kendi sorununu kabul etmesi icap ettiğini vurgular. Bu yüzden okura narsistik kişiyi değiştirmeye çalışmak yerine kendi tepkilerini, sınırlarını ve ilişki tercihlerini yönetmesini önerir.
Narsistik ebeveynin evladı bağımsız bir kişi olarak görmekte zorlanabileceğini, onu kendi gereksinimleri yada itibarı için kullanabileceğini savunur. Erişkin küçüklere gerçekçi beklenti, duygusal mesafe, sınır koyma ve destek ilişkileri önerilir.
Hayır. Kitabın emsalsiz telif zamanı 2002-2003’tür ve bazı kaynakları daha eski tarihlere dayanır. Bilhassa istatistikler, kültürel örnekler ve klinik yaygınlık detayları güncel veri olarak değil, kitabın yazıldığı devrin çerçevesi içinde değerlendirilmelidir.
Gereklilik Kipi Gereklilik kipi; fiilde bildirilen işin, oluşun yada hareketin yapılması icap ettiğini, lüzumlu yada…
Endüstri Devrimi Nedir? Endüstri Devrimi, insanlık tarihinin üretim, emek harcama ve yaşama biçimlerini kökten değiştiren…
Buyruk Kipi Buyruk kipi; fiilde bildirilen işin, oluşun yada hareketin yapılmasını ya da yapılmamasını buyurma,…
Türkiye’de İnternetin Zamanı Bugün eğitimden bankacılığa, iletişimden alışverişe kadar yaşamın derhal her alanında kullanılan web,…
Istek-Şart (Istek-Koşul) Kipi Istek-koşul (dilek-şart) kipi; fiilde bildirilen işin, oluşun yada hareketin gerçekleşmesini bir koşula…
Kalpazanlar – Andre GideTür:RomanYazar:Andre GideYayınlanma Zamanı:2000Yayınevi:Can YayınlarıISBN:9789750747946KarakterlerBernard Profitendieu: Romanın merkezindeki gençlerden biridir. Gururlu, parlak zeka,…