Erich Fromm’un Sevme Sanatı: Sevgi Bir Duygu mu, Öğrenilmesi Ihtiyaç duyulan Bir Sanat mı?
Erich Fromm’un Sevme Sanatı (The Art of Loving) adlı eseri, aşkı duygusal heyecanlardan ibaret gören anlayışa yöneltilmiş kuvvetli bir eleştiridir. Fromm’a bakılırsa sevgi, insanoğlunun başına kendiliğinden gelen esrarengiz bir duygu değil; data, emek, disiplin, sabır ve olgunluk gerektiren bir yaşam pratiğidir.
Kitabın temel sorusu ilk bakışta oldukça yalındır: Sevmek bir sanat mıdır?
Fromm’un cevabı açıktır: Evet. Fotoğraf yapmak, müzikle uğraşmak ya da bir zanaatta ustalaşmak iyi mi kuramsal data ve tertipli uygulama gerektiriyorsa sevmek de benzer bir öğrenme süreci ister. Ne var ki insanoğlu hayatlarının büyük bölümünü başarı, para ve toplumsal statü kazanmak için harcarken sevme kabiliyetlerini geliştirmeye aynı seviyede ehemmiyet vermezler.
Bundan dolayı Sevme Sanatı, bir ilişkiyi kurtarmanın ergonomik yollarını sıralayan basit bir kişisel gelişim kitabı değildir. İnsan yalnızlığını, özgürlüğü, çağdaş toplumun tüketim alışkanlıklarını ve sevginin ahlakî temellerini sorgulayan ruhsal, felsefi ve toplumsal bir incelemedir.
Alman toplumsal psikolog, psikanalist ve düşünür Erich Fromm tarafınca kaleme alınan The Art of Loving, ilk kez 1956 senesinde yayımlandı. Kitap, kısa hacmine karşın Fromm’un insan anlayışını yoğun halde yansıtır.
Yaratı dört temel bölümden oluşur:
Fromm bu yapıyla ilkin sevginin öğrenilebilir bir beceri bulunduğunu savunur, arkasından insanoğlunun niçin sevgiye gerekseme duyduğunu açıklar. Ondan sonra sevgi türlerini inceler ve paracı cemiyet düzeninin sevme kabiliyetini iyi mi zayıflattığını tartışır. Son bölümde ise sevme sanatının gerektirdiği kişisel nitelikler üstünde durur.
Sevginin doğuştan gelen yada talih eseri rastlanılan edilgen bir duygu değil, öğrenilmesi, emek verilmesi ve üstünde ustalaşılması ihtiyaç duyulan bir ‘sanat’tır.
Bu sanatın temel unsurları şunlardır:
Fromm’a bakılırsa çağdaş insanoğlunun sevgi mevzusundaki ilk yanılgısı, dikkatini sevmeye değil, sevilmeye yöneltmesidir. İnsanlar “Iyi mi sevebilirim?” sorusundan ilkin “Iyi mi daha oldukça beğenilirim?” sorusunu sormaktadır.
Bu yaklaşım kişiyi kendi sevme kapasitesini geliştirmekten uzaklaştırır. Onun yerine dış görünüş, toplumsal saygınlık, ekonomik güç, popülerlik ve cinsel çekicilik şeklinde ölçütler ehemmiyet kazanır. İnsan, seven bir özne olmak yerine başkalarının gözünde arzu edilir bir nesne hâline gelmeye çalışır.
Günümüzde bu düşüncenin en görünür alanlarından biri toplumsal medyadır. Beğeni sayıları, takipçi miktarı, filtrelenmiş fotoğraflar ve özenle düzenlenmiş ilişki paylaşımları, kişiye sevindirilmiş olduğu ve kıymet görmüş olduğu hissini verebilir. Fakat görünür olmakla hakikaten tanınmak, beğenilmekle sevilmek aynı şey değildir.
Çağdaş insanoğlunun ikinci yanılgısı, sevginin kolay, fakat sevilecek doğru kişiyi bulmanın zor bulunduğunu düşünmesidir.
Bu düşünceye bakılırsa insanoğlunun kendi kişiliğini değiştirmesine yada sevme kabiliyetini geliştirmesine gerek kalmamıştır. Tüm problem, hemen hemen “doğru şahıs”yle karşılaşmamış olmasıdır. İlişki başarısız olduğunda da şahıs çoğunlukla kendi sevme biçimini sorgulamak yerine yanlış insanı seçtiğine inanır.
Fromm ise problemi tersine çevirir. Aslolan sorun uygun bir sevgi nesnesi bulmak değil, seven bir insan olabilmektir.
Sevme kabiliyeti gelişmemiş bir şahıs, karşısına ne kadar uygun biri çıkarsa çıksın sıhhatli bir ilişki kurmakta zorlanır. Şu sebeple ilişkiye yalnızlığını gidermek, onaylanmak, yönetmek, haiz olmak yada kendi eksikliklerini kapatmak amacıyla yaklaşabilir.
Burada sevgi ile bağımlılık arasındaki sınır ehemmiyet kazanır. “Sensiz yaşayamam” sözü duygusal görünse de Fromm’un olgun sevgi anlayışı açısından daima pozitif değildir. Bu söz, kimi zaman sevgiden oldukça korkuyu, güvensizliği ve bağımlılığı ifade edebilir.
Fromm’un sevgi kuramının merkezinde ayrılık ve yalnızlık bilinci yer alır.
İnsan, kendisinin ve ölümlülüğünün bilincinde olan bir varlıktır. Doğadan ve öteki insanlardan ayrı bulunduğunu bilir. Geçmişi anımsar, geleceği düşünür ve bigün öleceğinin bilincini taşır. Bu şuur insanda kaygı, güçsüzlük ve yalnızlık duygusu doğurur.
İnsan, varoluşsal yalnızlığını aşabilmek için değişik yollara başvurabilir:
Fromm’a bakılırsa bunların yalnızca sonuncusu, insanoğlunun bireyselliğini yok etmeden gerçek bir birlik kurmasını sağlayabilir. Olgun sevgide iki insan birbirine yaklaşır; fakat birbirinin içinde kaybolmaz. Beraberlik, kişiliklerin silinmesi değil, özgür bireylerin anlamlı halde buluşmasıdır.
Fromm, gerekseme duyduğu için seven kişiyle sevilmiş olduğu için gerekseme duyan kişiyi birbirinden ayırır. Bu fark, kitabın düşünsel merkezlerinden biridir.
Olgunlaşmamış sevgide şahıs karşısındakini kendi eksikliğini giderecek bir vasıta olarak görür. İlişki güvence, statü, yalnızlıktan kaçış yada devamlı onaylanma ihtiyacı üstüne kurulabilir.
Olgun sevgide ise insan karşısındakinin varlığını tüketmez. Onun gelişmesini, özgürleşmesini ve kendisi olabilmesini ister.
| Olgunlaşmamış sevgi | Olgun sevgi |
| Haiz olmaya yönelir. | Beraber gelişmeye yönelir. |
| Terk edilme korkusuyla hareket eder. | Güvene dayanır. |
| Karşısındakini değişiklik yapmak ister. | Onu kendi gerçekliği içinde tanımaya çalışır. |
| Bağımlılık üretir. | Yakınlıkla bağımsızlığı beraber korur. |
| Devamlı karşılık bekler. | Vermeyi canlılığın ifadesi sayar. |
| Denetim etmeye çalışır. | Özgürlüğe ve kişiliğe saygı gösterir. |
Bu açıdan bakıldığında sevgi, insanoğlunun benliğini ortadan kaldıran bir teslimiyet değildir. Tam tersine, kuvvetli ve bütünlüklü bir kişilik gerektirir. Kendi başına duramayan şahıs, birlikteliği kolaylıkla bağımlılığa dönüştürebilir.
Fromm, olgun sevgiyi dört temel unsur üstünden açıklar:
Sevgi, sevilen kişinin yaşamına ve gelişimine yönelik etkin ilgidir. Yalnızca “Seni seviyorum.” demek kafi değildir. Sevgi, davranışlarla görünür hâle gelmelidir.
Bir anne çocuğunu sevdiğini söylediği hâlde onun temel gereksinimleriyle ilgilenmiyorsa söz ile davranış içinde ciddi bir çelişki vardır. Aynı durum arkadaşlıklar, aile ilişkileri ve duygusal birliktelikler için de geçerlidir.
Sevgi emek ister. İnsan kıymet verdiği şeye vakit ayırır, onu anlamaya çalışır ve gelişimini önemser.
Fromm’un sözünü etmiş olduğu mesuliyet, dışarıdan yüklenen bir vazife değildir. Sevilen kişinin ifade etmiş olduğu yada edemediği ihtiyaçlara gönüllü halde karşılık verebilme kabiliyetidir.
Sadece mesuliyet, “Onun adına her şeyi ben bilirim.” anlayışına dönüşürse sevginin dışına çıkar. Bu aşamada sorumluluğun saygıyla dengelenmesi gerekir.
Saygı, karşıdaki insanı korkuyla yüceltmek yada ona mesafeli hareket etmek değildir. Onu kendi kişiliği, tercihleri ve gelişme yönü içinde görebilmektir.
Gerçek sevgi, sevilen kişiyi sevenin gereksinimlerine bakılırsa biçimlendirmeye çalışmaz. “Seni seviyorum, bu yüzden benim istediğim şeklinde olmalısın.” anlayışı sevgi değil, haiz olma ve yönetme arzusudur.
Bu mevzu, manipülasyon ile sevgi arasındaki sınırı idrak etmek bakımından bilhassa önemlidir. Sevgi, karşısındakinin iradesini gizlice yönlendirme hakkı vermez.
Bir insanı sevebilmek, onu hakikaten tanımaya emek vermeyi gerektirir. Sadece Fromm’un sözünü etmiş olduğu data, kişinin yüzeysel özelliklerini yada günlük alışkanlıklarını bilmekten ibaret değildir.
Onu korkuları, gereksinimleri, çelişkileri, geçmişi ve kendi olma mücadelesi içinde anlamaktır. Data olmadan gösterilen ilgi körleşebilir; mesuliyet ise baskıya dönüşebilir.
Itina, mesuliyet, saygı ve data birbirinden koparılamaz. Bu dört unsur bir araya ulaştığında sevgi edilgin bir duygudan çıkarak etik ve üretici bir etkinlik hâline gelir.
Fromm’a bakılırsa sevmenin etkin niteliği her şeyden ilkin “vermek”te ortaya çıkar. Sadece vermek, kişinin kendisini tüketmesi yada karşılığında ödül bekleyerek fedakârlık yapması değildir.
Üretken insan için vermek, gücünün ve canlılığının ifadesidir. Bilgisini, ilgisini, sevincini, anlayışını ve alın terini paylaşan şahıs eksilmez; aksine, kendi varlığının etkinliğini deneyimler.
Buna karşılık alışveriş mantığıyla verilen şey, gerçek anlamda armağan değildir:
Bu ifadelerde sevgi, kolaylıkla bir borç ilişkisine dönüşür. Oysa Fromm’un savunduğu vermek, kişinin karşısındakini yükümlülük altına sokması değil, kendi üretkenliğini paylaşmasıdır.
Fromm, sevgiyi yalnızca hanımla adam arasındaki duygusal ilişkiyle sınırlandırmaz. Sevme kabiliyetinin değişik yönelimleri bulunduğunu belirtir.
Kardeşlik Sevgisi
Kardeşlik sevgisi, tüm insanlara yönelen dayanışma ve eşitlik duygusudur. Fromm’a bakılırsa sevme sanatının temelinde bu sevgi bulunur.
Yalnızca bizlere yararlı, yakın yada benzer olan kişileri sevmek kafi değildir. Aslolan etik imtihan, kuvvetsiz, yabancı ve bizlerden değişik olan insanlara karşı tutumumuzda ortaya çıkar.
Anne Sevgisi
Anne sevgisi, çocuğun yaşamını sakınan ve gelişimini destekleyen koşulsuz ilgiyi temsil eder. Fakat Fromm’a bakılırsa gerçek anne sevgisinin en zor yönü, çocuğun büyümesine ve anneden ayrılarak bağımsızlaşmasına izin vermektir.
Evladı kendisine bağımlı tutan, onun seçimlerini devamlı yöneten bir anne yoğun bir bağlılık izah edebilir; sadece bu bağlılık daima olgun sevgi değildir. Çocuğa yönelik sıhhatli sevgi, öz saygının gelişmesine de katkıda bulunur. Bu mevzuda çocuklarda öz saygı üstüne hazırlanan içerik tamamlayıcı niteliktedir.
Cinsel yada Duygusal Sevgi
Duygusal sevgi, başka bir kişiyle bütünüyle birleşme arzusudur. Bu yönüyle hususi ve seçicidir. Sadece yalnızca cinsel çekim yada başlangıçtaki yoğun coşku, olgun sevginin kanıtı değildir.
Birine âşık olmakla sevgiyi sürdürebilmek aynı şey değildir. İlk yakınlaşmanın heyecanı zaman içinde azalır. Bundan sonrasında ilişkiyi yaşatan unsur, ilk duygunun sertliği değil; insanların birbirini tanımaya, önemsemeye ve beraber gelişmeye devam etmesidir.
Duygusal sevgi ve öteki sevgi biçimleri arasındaki farklar, sevgi, aşk, şefkat ve merhamet kavramlarıyla beraber düşünüldüğünde daha iyi anlaşılabilir.
Kendini Sevme
Fromm’un en dikkat çekici görüşlerinden biri, kendini sevmenin bencillik olmadığı düşüncesidir.
Ona bakılırsa kendisini hakikaten sevmeyen şahıs başkalarını da olgun halde sevmesi imkansız. Şu sebeple insanoğlunun kendisine yönelttiği itina, saygı, mesuliyet ve data; başkalarına gösterdiği sevginin karşıtı değildir.
Egoist insanoğlunun problemi, kendisini gereğinden fazla sevmesi değil; gerçekte kendisiyle sıhhatli bir ilişki kuramamasıdır. İçindeki boşluğu dışarıdan elde etmiş olduğu başarı, ilgi ve sahipliklerle doldurmaya çalışır.
Sıhhatli öz sevgi:
Tanrı Sevgisi
Fromm, Tanrı sevgisini toplumların ve bireylerin ruhsal gelişim biçimleriyle ilişkilendirir. İnsanların Tanrı tasavvurları, sevgi anlayışlarını da yansıtır.
Otoriter bir inançta Tanrı, itaat bekleyen kuvvetli bir baba olarak algılanabilir. Olgun dinî yönelimde ise Tanrı sevgisi hakkaniyet, birlik, hakikat ve insanoğlunun kendi benmerkezciliğini aşmasıyla ilişkilendirilir. Bu yaklaşım, Doğu’nun mistik gelenekleri ve tasavvuf felsefesi ile beraber değerlendirilmeye elverişlidir.
Sevme Sanatı yalnızca bireysel psikolojiye odaklanmaz. Fromm, toplumsal ve ekonomik düzenin insan ilişkilerini iyi mi etkilediğini de sorgular.
Paracı toplumda insan emeği, kabiliyetler ve nesneler bir değişiklik değerine haizdir. Fromm’a bakılırsa aynı piyasa mantığı zaman içinde hususi ilişkilere de sızar. İnsanlar kendilerini bir “kişilik paketi” şeklinde sunmaya, başkalarını da haiz oldukları özellikler üstünden değerlendirmeye başlayabilir.
Eş seçimi böylece görünmez bir pazarlığa dönüşür:
Şahıs, kendi toplumsal değerine uygun görmüş olduğu en iyi “seçeneği” bulmaya çalışır. İlişkilerde kullanılan “daha iyisini hak etmek”, “seviyesine uygun birini bulmak” ve “kıymetini düşürmemek” şeklinde ifadeler kimi zaman bu piyasa anlayışının izlerini taşır.
Kitabın yayımlandığı 1956 senesinde toplumsal medya, arkadaşlık uygulamaları ve kişisel marka terimi yoktu. Buna karşın Fromm’un eleştirisi bugün daha görünür hâle gelmiştir. İnsanlar birkaç saniye içinde birbirlerini fotoğraf, meslek, yaşam seçimi ve profil bilgilerine bakılırsa değerlendirebilmektedir.
Bu bakımdan kitap, yazıldığı süreci aşan kuvvetli bir öngörüye haizdir. 1956’da piyasaya sürülen bir değerlendirmede de Fromm’un paracı toplumdaki “sevgi piyasası” anlayışını eleştirdiği belirtilmiştir.
Görünürlük, Sevginin Yerini Alabilir
Çiftler beraber geçirdikleri anı yaşamaktan oldukça onun iyi mi görüneceğiyle ilgilenebilir. İlişkinin mutluluğu, paylaşılan fotoğrafların almış olduğu tepkilerle ölçülmeye başlanır.
Oysa sevgi bir çok vakit heybetli değildir. Dinlemekte, beklemekte, emek vermekte ve kimsenin görmediği anlarda mesuliyet almakta ortaya çıkar.
Şahıs, İlişkisinin Seyircisine Dönüşebilir
İnsan, kendi yaşamını direkt yaşamak yerine dışarıdan izlenen bir gosteri şeklinde düzenleyebilir. “Biz hakikaten mutlu muyuz?” sorusunun yerini “Başkaları bizi mutlu görüyor mu?” sorusu alır.
Böylece ilişki iki şahıs arasındaki bağ olmaktan çıkarak takipçilere sunulan bir kimlik performansına dönüşür.
Seçenek Bolluğu, Bağlılığı Zayıflatabilir
Dijital ortam, insana daima daha güzel, daha başarı göstermiş yada daha uyumlu birinin bulunabileceği duygusunu verir. Bu olasılık, mevcut ilişkiye emek vermeyi zorlaştırabilir.
İnsan karşısındakini tanımaya çalışmak yerine yeni bir seçeneğe yönelebilir. Bu şekilde bir ortamda sevgi, derinleşen bir bağ değil, süratli tüketilen bir edinim hâline gelir.
Bununla beraber toplumsal medyanın kullanıldığı her birlikteliğin düzmece bulunduğunu söylemek doğru değildir. Fromm’un düşüncesinden çıkarılabilecek aslolan netice şudur: Bir birlikteliğin görünür olması, onun gerçekliğini kanıtlamaz; görünür olmaması da değersiz olduğu anlamına gelmez.
Fromm, kitabın sonunda kolay uygulanabilir duygusal reçeteler sunmaz. Şu sebeple sevmenin birkaç davranış tekniğine indirgenemeyeceğini düşünür.
Bunun yerine tüm sanatlarda lüzumlu olan bazı temel nitelikleri öne çıkarır:
Disiplin
Sevgi yalnızca insanoğlunun hazzı yerindeyken gösterdiği bir yakınlık değildir. İlişkinin zor zamanlarında da tutarlı olmayı gerektirir.
Yoğunlaşma
Sevebilmek, karşıdaki insanı hakikaten dinleyebilmek ve bulunmuş olduğu anda kalabilmektir. Devamlı telefonuna bakan yada zihnen başka yerde bulunan şahıs fizyolojik olarak yakın olsa bile gerçek bir karşı karşıya gelme yaşayamayabilir.
Sabır
İnsan kişiliği ve ilişkiler aniden olgunlaşmaz. Sevginin gelişmesi vakit, yeniden ve emek ister.
Duyarlılık
Şahıs ilkin kendisini tanımalıdır. Kaygılarının, beklentilerinin ve tepkilerinin bilincinde olmayan biri, kendi iç çatışmalarını karşısındaki insana yükleyebilir.
Benmerkezcilikten Uzaklaşma
Olgun sevgi, karşıdaki kişiyi kendi ihtiyaçlarımızın uzantısı olarak görmemeyi gerektirir. Bunun için insanoğlunun narsistik bakışını aşması ve başkasının gerçekliğini kabul etmesi gerekir.
Akılcı İnanç
Fromm’un sözünü etmiş olduğu inanç körü körüne bağlanmak değildir. Kişinin kendisine, sevilmiş olduğu insana ve insanoğlunun gelişme imkânına güvenebilmesidir.
Sevme Sanatı’nın en kuvvetli tarafı, sevgiyi edilgin bir duygu olmaktan çıkarıp insanoğlunun karakteriyle ilişkilendirmesidir.
Eserin öne çıkan yönleri şunlardır:
Fromm’un dili yer yer kuramsal olsa da temel düşüncesi anlaşılırdır: İnsan sevgiyi yalnızca hissetmez; onu kişiliği ve davranışlarıyla gerçekleştirir.
Eserin bazı görüşleri günümüz okuru için münakaşaya açıktır.
Bilhassa anne ve baba sevgisine ilişkin açıklamalarında geleneksel cinsiyet rollerinin tesiri hissedilir. Anneyi koşulsuz tabiat sevgisiyle, babayı ise kaide, fikir ve toplumsal dünya ile ilişkilendirmesi bugünkü aile çeşitliliğini bütünüyle kapsamaz.
Bunun yanında Fromm, ideal ve olgun sevginin niteliklerini kuvvetli halde açıklar; fakat travma, bağlanma sorunları, ruhsal hastalıklar ve ilişkilerdeki güç eşitsizlikleri şeklinde mevzular üstünde detaylı halde durmaz.
Kitabın bazı sınırlılıkları şöyleki sıralanabilir:
Sadece bu eleştiriler kitabın temel kıymetini ortadan kaldırmaz. Sevme Sanatı, bilimsel bir ilişki terapisi kılavuzundan oldukça, insanoğlunun sevgi karşısındaki etik sorumluluğunu tartışan düşünsel bir eserdir.
Kitabın fikir dünyası şu yargılarda özetlenebilir:
Erich Fromm’un Sevme Sanatı adlı eseri, okura mutlu bir birlikteliğin hazır formülünü vermez. Bundan daha zor ve daha kıymetli bir şey yapar: İnsanı kendi sevme biçimiyle yüzleştirir.
Kitabı okuduktan sonrasında “Beni hakikaten seven biri var mı?” sorusu önemini tamamen kaybetmez; fakat yanına daha görevli sorular eklenmiş olur:
Fromm’un aslolan çağrısı budur. Sevgi, beklenen bir mucize değil; insanoğlunun tüm kişiliğiyle katılmış olduğu üretici bir etkinliktir. Onu yaşatmak için yalnızca duygusal coşku değil, karakter, dikkat, cesaret ve devamlı emek gerekir.
Bundan dolayı Sevme Sanatı, aşk üstüne yazılmış eski bir kitap değil; tüketim kültürünün, toplumsal medya vitrinlerinin ve hızla değişen ilişkilerin ortasında daha da güncelleşen bir insanlık eleştirisidir.
Sevme Sanatı kitabının ana fikri nedir?
Kitabın ana fikri, sevginin kendiliğinden ortaya çıkan kolay bir duygu değil; data, disiplin, sabır ve uygulama gerektiren bir sanat olduğudur.
Erich Fromm’a bakılırsa gerçek sevgi nedir?
Gerçek sevgi, insanoğlunun kendisinin ve karşısındaki kişinin bütünlüğünü koruyarak birlik kurabilmesidir. Itina, mesuliyet, saygı ve data olgun sevginin temel unsurlarıdır.
Sevme Sanatı bir kişisel gelişim kitabı mıdır?
Kitap kişisel gelişime katkı sağlamakla beraber klasik bir kişisel gelişim eseri değildir. Psikoloji, felsefe, din, sosyoloji ve cemiyet eleştirisini bir araya getiren düşünsel bir çalışmadır.
Fromm’a bakılırsa kendini sevmek bencillik midir?
Hayır. Fromm, sıhhatli öz sevgi ile bencilliğin karşıt bulunduğunu savunur. Kendini hakikaten seven şahıs kendi gelişimine itina gösterirken başkalarının haklarına ve özgürlüğüne de saygı duyar.
Sevme Sanatı duygusal aşkı mı anlatır?
Kitap duygusal sevgiyi ele alır; sadece bununla sınırı olan değildir. Kardeşlik sevgisi, anne sevgisi, öz sevgi ve Tanrı sevgisi de incelenir.
Fromm’a bakılırsa insanoğlu aşkta niçin başarısız olur?
İnsanlar çoğunlukla sevmeyi öğrenmek yerine sevilecek doğru kişiyi aradıkları, sevgiyi iyelik ve alışveriş ilişkisine dönüştürdükleri için başarısız olur.
Sevme Sanatı günümüzde hâlâ okunmalı mı?
Evet. Toplumsal medya, kişisel marka kültürü, arkadaşlık uygulamaları ve tüketim alışkanlıkları düşünüldüğünde Fromm’un sevginin metalaşmasına yönelik eleştirileri bugün daha da anlamlıdır.
Erich Fromm’a bakılırsa sevgi öğrenilebilir mi?
Evet. Fromm’a bakılırsa sevgi, kuramsal bilgiyle süregelen; disiplin, yoğunlaşma, sabır, duyarlılık ve uygulamayla gelişen bir kabiliyettir.
Erich Fromm; özgürlük, sevgi, yabancılaşma, tüketim kültürü ve insanoğlunun kendini gerçekleştirme çabası üstüne çalışan Alman asıllı Amerikalı toplumsal psikolog, psikanalist, sosyolog ve düşünürdür. Ruh çözümü ile sosyolojiyi buluşturan hümanist yaklaşımıyla 20. yüzyıl fikir dünyasının etkili isimlerinden biri olmuştur.
Erich Fromm’un Yaşamı ve Eğitimi
Erich Fromm, 23 Mart 1900’de Almanya’nın Frankfurt kentinde Yahudi bir ailenin evladı olarak dünyaya geldi. Frankfurt, Münih ve Heidelberg üniversitelerinde sosyoloji, psikoloji ve felsefe eğitimi aldı. Heidelberg Üniversitesinde Alfred Weber’in danışmanlığında hazırladığı çalışmayla 1922 senesinde doktorasını tamamladı. Ondan sonra Berlin Ruh çözümü Enstitüsünde ruh çözümü eğitimi görmüş oldu.
Fromm, 1920’lerin sonlarında Frankfurt Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü çevresine katılarak Frankfurt Okulu düşünürleriyle beraber çalıştı. Sigmund Freud’un ruh çözümü kuramından etkilenmekle beraber insan davranışlarının yalnızca biyolojik dürtülerle açıklanmasına karşı çıktı. Ona bakılırsa insan kişiliği; aile ilişkilerinin yanı sıra cemiyet, kültür, iktisat ve tarih tarafınca da biçimlendirilmekteydi.
ABD ve Meksika Yılları
Nazilerin Almanya’da iktidara gelmesinin arkasından Fromm, 1934 senesinde ABD Birleşik Devletleri’ne yerleşti. Çeşitli üniversitelerde ders verdi ve 1940’ta Amerikan vatandaşlığına geçti. 1949’dan itibaren yaşamının mühim bir bölümünü Meksika’da geçirdi. Meksika Ulusal Özerk Üniversitesinde vazife yaparak ülkedeki ruh çözümü çalışmalarının gelişmesine katkı sağlamış oldu.
Yaşamının son yıllarında İsviçre’ye yerleşen Erich Fromm, 18 Mart 1980’de Muralto’da yaşamını yitirdi.
Erich Fromm’un Fikir Dünyası
Fromm’un düşüncesinin merkezinde özgürlük, sevgi, yalnızlık, yabancılaşma, otorite, tüketim kültürü ve insanoğlunun kendini gerçekleştirme çabası bulunur. Çağdaş toplumun insanı giderek edilgin bir tüketiciye dönüştürdüğünü korumak için çaba sarfeden Fromm, sıhhatli bir yaşamın üretkenlik, mesuliyet, dayanışma ve özgür fikir üstüne kurulabileceğini ileri sürdü.
Onun hümanist yaklaşımında insan, yalnızca dürtülerinin yönettiği bir varlık değildir. İnsan; sevme, üretme, özgürce karar verme ve kendi yaşamına anlam kazandırma gücüne haiz bir öznedir. Bu yönüyle Fromm, klasik psikanalizin sınırlarını aşarak ruhsal sorunları toplumsal koşullarla beraber değerlendirmiştir.
Erich Fromm’un Eserleri
Erich Fromm’un en tanınmış eserleri içinde şunlar yer alır:
Yaşam Yaşadığına Değsin – Emre KongarTür:DenemeYazar:Emre KongarYayınlanma Zamanı:2025Yayınevi:Remzi KitabeviISBN:9789751422514MevzusuÖzetlemek gerekirse kitap, yaşam, aşk, başarı ve…
Şıpsevdi Roman İncelemesi: Özet, Kişiler, Tema ve Yapı Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Şıpsevdi romanı, yanlış Batılılaşmayı…
Şiirin Öteki Sanatlarla İlişkisi Şiir, yalnızca sözcüklerin belirli kurallarla yan yana getirilmesinden oluşmaz. Ses, ritim,…
Prof. Dr. Yalçın Ufak Kimdir? Yaşamı, Eserleri Yalçın Ufak Prof. Dr. Yalçın Ufak; ekonomi, siyasal…
Narsistik Bir Dünyada Hayatta Kalma Rehberi – Sandy Hotchkiss Sandy Hotchkiss’in Narsistik Bir Dünyada Hayatta…
Gereklilik Kipi Gereklilik kipi; fiilde bildirilen işin, oluşun yada hareketin yapılması icap ettiğini, lüzumlu yada…