Şiir, yalnızca sözcüklerin belirli kurallarla yan yana getirilmesinden oluşmaz. Ses, ritim, görüntü, hareket, renk, şekil ve çağrışım benzer biçimde değişik sanat dallarında karşılaştığımız pek oldukça unsur, şiirin yapısında da bulunur. Bundan dolayı şiir; müzikten resme, tiyatrodan beyazperdeye, danstan mimariye kadar birçok sanat dalıyla ilişki kurar.
Şiir nedir? sorusuna yalnızca “duygu ve düşüncelerin ölçülü ya da özgür dizelerle anlatılmasıdır” biçiminde yanıt vermek kafi değildir. Şiir, dili güzel duyu bir malzemeye dönüştüren; okurun hem kulağına hem zihnine hem de hayal gücüne seslenen oldukça yönlü bir sanattır.
Şiirin öteki sanatlarla ilişkisi; şiirin müzik, fotoğraf, tiyatro, beyazperde, dans, mimari ve görsel tasarım benzer biçimde alanların ifade imkânlarından yararlanmasıdır. Bu ilişki kimi süre ortak bir tema çevresinde, kimi süre benzer ifade teknikleriyle, kimi süre da bir şiirin başka bir sanat dalına uyarlanmasıyla ortaya çıkar.
Şiir ile öteki sanatlar arasındaki etkileşim başlıca dört halde görülür:
Burada mühim bir fark vardır: Şiir müziğin ritminden yararlanabilir; sadece müzik değildir. Sözcüklerle bir görünüm oluşturabilir; fakat fotoğraf değildir. Sahneye özgü konuşma ve çatışmaları kullanabilir; gene de tiyatro eserine dönüşmek zorunda değildir.
Her sanat dalı kendi malzemesini kullanır:
| Sanat dalı | Temel malzemesi | Şiirdeki karşılığı |
|---|---|---|
| Şiir | Dil ve sözcük | Anlam, ses, çağrışım |
| Müzik | Ses ve ezgi | Ritim, ölçü, yeniden, uyum |
| Fotoğraf | Renk, çizgi ve yüzey | İmge, betimleme, renk çağrışımları |
| Heykel | Madde ve hacim | Somutlaştırma, şekil, yoğunluk |
| Mimari | Mekân ve yapı | Nazım birimi, seviye, denge |
| Tiyatro | Söz, oyuncu ve sahne | Söyleyici, diyalog, çatışma |
| Beyazperde | Hareketli görüntü ve kurgu | Sahne, kesme, odaklanma, süre |
| Dans | Gövde, hareket ve ritim | Ses akışı, gidişat, yeniden |
Geleneksel sanat sınıflandırmasında edebiyat ve müzik fonetik, doğrusu işitsel sanatlar içinde gösterilir. Fotoğraf, heykel ve mimari görsel; tiyatro, beyazperde, opera, bale ve dans ise trajik ya da karma sanatlar içinde değerlendirilir. Bununla beraber sanat dalları içinde kati ve aşılmaz sınırlar yoktur.
Şiirin en kuvvetli bağ kurduğu sanat dalı müziktir; bu sebeple hem şiir hem müzik sese ve zamana dayanır. Bir şiir okunurken sözcükler belirli bir süre içinde duyulur; vurgular, duraklar, tekrarlar ve ses benzerlikleri bir ritim oluşturur.
Şiirde müzikal tesir elde eden başlıca unsurlar şunlardır:
Bu unsurların tümü şiirde ahenk başlığı altında incelenir. Şiir serbest ölçüyle yazılmış olsa bile kendine özgü bir iç ritme haiz olabilir. Dolayısıyla özgür şiir, uyumsuz yada düzensiz şiir demek değildir.
Türk şiirinin ilk örneklerinden itibaren şiir, müzikle beraber var olmuştur. İslamiyet öncesi dönemlerde ozanlar, koşukları kopuz eşliğinde söylemiştir. Halk şiiri geleneğinde saz, âşığın sesiyle şiiri birbirine bağlayan temel araçlardan biri olmuştur.
Türkü, ninni, ağıt, tanrısal, nefes, semai ve varsağı benzer biçimde nazım biçimleri belirli ezgilerle açıklanmıştır. Bu eserlerde şiir yalnızca okunmak için değil, dinlenmek ve topluluk içinde paylaşılmak için de oluşturulmuştur.
Divan edebiyatındaki şarkı nazım biçimi de çoğunlukla bestelenmeye uygun şekilde yazılmıştır. Nakarat, ölçü ve ses düzeni bu şiirlerin müzikle birleşmesini kolaylaştırmıştır.
Çağdaş Türk şiirinde de oldukça sayıda şiir bestelenmiştir. Yahya Kemal Beyatlı’nın şiirleri, bilhassa Münir Nurettin Selçuk’un besteleriyle geniş dinleyici kitlelerine ulaşmıştır. Orhan Veli, Nâzım Hikmet, Cahit Sıtkı Tarancı, Attilâ İlhan ve Abdurrahim Karakoç benzer biçimde birçok şairin eserleri de değişik müzik türlerinde yorumlanmıştır.
Ceviz Ağacı – Nâzım Hikmet – Yorumlayan: Cem Karaca
“Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda,
Budak budak, şerham şerham yaşlanmış bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis bilincinde.”
Karasevda – Cahit Sıtkı Tarancı – Yorumlayan: Fatih Kısaparmak
Bir kere sevdaya tutulmaya gör;
Ateşlerde yandığının resmidir.
Âşık söylediğin, Mecnun misali kör;
Ne bilsin âlemde ne mevsimidir.(…)
An Gelir – Attilâ İlhan – Yorumlayan: Ahmet Kaya
an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski coşku ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölürşarabın gazabından kork
bu sebeple kötü kırmızıdır
kan meblağ / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölüran gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle politika meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada pir sultan ölürson ümit kırılmıştır
kaf dağı’nın ardındaki
ne merhaba artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel süre içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
çeşmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölürgörünmez bir mezarlıktır süre
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
attilâ ilhan ölür
Mihriban – Abdürrahim Karakoç – Yorumlayan: Musa Eroğlu
Sarı saçlarına deli gönlümü
Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban!
Ayrılıktan zor belleme ölümü
Görmeyince sezilmiyor Mihriban!Yâr diyince kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
Lâmbamda titreyen alev üşüyor
Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban!***
Şiir ile şarkı sözü birbirine yakın görünse de aynı değildir. Şiir, tek başına güzel duyu bir tüm oluşturabilir. Şarkı sözü ise çoğunlukla ezgi, gidişat ve icra düşünülerek hazırlanmış olur.
Bununla beraber bazı şiirler bestelenmeye son aşama uygundur. Bazı şarkı sözleri de müzikten bağımsız okunduğunda kuvvetli bir şiir kıymeti taşıyabilir. Fark, eserin yalnızca biçimine değil; dil yoğunluğuna, imge yaşamına ve oluşturduğu güzel duyu etkiye bakılarak yapılmalıdır.
Şiir sözcüklerle, fotoğraf ise renk ve çizgilerle anlatır. Sadece her ikisi de dış dünyayı sanatçının bakış açısından tekrardan kurar. Ressam bir manzarayı tuvale aktarırken ozan aynı manzarayı sözcükler, imgeler ve çağrışımlarla oluşturabilir.
Bundan dolayı şiir için ara sıra “sözcüklerle meydana getirilen fotoğraf” benzetmesi kullanılır.
Şiirin resimle ilişkisini kuran en mühim unsur imgedir. Ozan; renklerden, biçimlerden, ışık ve gölge karşıtlıklarından yararlanarak okurun zihninde bir görüntü oluşturur.
Şiirde görsel tesir şu yollarla sağlanabilir:
Ahmet Haşim’in “Merdiven” şiiri, şiir ve fotoğraf ilişkisini açıklamak için verilebilecek belirgin örneklerden biridir. Şiirde sarı, kızıl, tunç ve alevi hatırlatan renkler kullanılır. Akşam manzarası, sözcüklerle kurulmuş bir tabloya dönüşür. Bununla beraber bu görüntüler yalnızca doğayı betimlemez; yaşlanma, hüzün ve yaşamın sona yaklaşması benzer biçimde anlamları da taşır.
Bir fotoğraf, heykel yada başka bir görsel sanat eserinin şiir yöntemiyle anlatılmasına ya da yorumlanmasına “ekfrasis” denir. Ekfrastik şiirde ozan, görsel eseri yalnızca tanım etmez. Eserin kendisinde uyandırdığı duygu ve düşünceleri de şiire aktarır.
Mesela bir ozan, tarihî bir tabloya bakarak:
Böylece durağan(durgun) bir görüntü, şiir içinde zamana, sese ve harekete kavuşur.
Bazı sanatçılar fotoğraf ile şiiri kendi sanat kişiliklerinde birleştirmiştir. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Türk sanatında bu birlikteliğin en tanınmış örneklerindendir. Ressam ve ozan kimliği, onun renkleri, halk motiflerini ve Anadolu kültürünü şiirlerinde kuvvetli bir görsellikle işlemesini elde etmiştir.
Bedri Rahmi’nin eserlerinde fotoğraf şiire, şiir de resme yaklaşır. Sadece iki sanat dalı birbirinin tekrarı hâline gelmez. Aynı duyarlılık, değişik malzemelerle tekrardan anlatılır.
SİTEM
Önde zeytin ağaçları arkasında yâr
Yıl 1946
Mevsim
Güz
Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
Dalları neyleyim.
Yâr yollarına dökülmedik dilleri neyleyim.Yâr yâr!.. Seni kara saplı bir bıçak benzer biçimde sineme sapladılar
Değirmen misali döner başım
Sevda değil bu bir hışım
Gel gör beni darmadağın
Tel tel çözülüp kalmışım.
Yâr yâr
Canımın çekirdeğinde diken
Gözümün bebeğinde sitem varBedri Rahmi Eyüboğlu
Mimari; plan, oran, denge ve bütünlük üstüne kurulur. Şiir de dizeler, beyitler, dörtlükler ve bentler benzer biçimde yapı birimlerinden meydana gelir. Bu bakımdan bir şiirin kuruluşu ile mimari bir yapının kuruluşu içinde benzerlik kurulabilir.
Şiirde yapı incelenirken şu unsurlar dikkate alınır:
Bir mimar yapının hiçbir parçasını rastgele yerleştirmediği benzer biçimde ozan de sözcüklerin yerini, dizelerin uzunluğunu ve şiirin bölümlere ayrılışını bilgili olarak düzenler.
Şiirin heykelle ilişkisi ise şekil verme düşüncesinde ortaya çıkar. Heykeltıraş taş, mermer, ahşap yada metal üstünde çalışır; şair ise dili işler. Gereksiz bölümlerin çıkarılması, anlatımın yoğunlaştırılması ve soyut bir duygunun somutlaştırılması, şiiri âdeta sözcüklerden yapılmış bir heykele dönüştürür.
Bu benzerlikler birer izahat aracıdır. Şiir gerçek anlamda bir bina ya da heykel değildir; fakat yapı, denge, oran ve şekil ilkelerinden yararlanabilir.
Şiir ile tiyatronun ortak noktaları söz, ses, duygu ve insan eylemidir. Şiirdeki söyleyici, bir tiyatro karakteri benzer biçimde belirli bir durumun içinden konuşabilir. Şiirde hitap, çatışma, konuşma ve vaka unsurları bulunduğunda tiyatral tesir daha da güçlenir.
Bir olayın, çatışmanın yada insanlık durumunun canlandırılarak anlatıldığı şiirlere trajik şiir denir. Dramatik şiir okurun zihninde sahnelenebilecek bir durum oluşturur.
Acıklı şiirlerde şu özellikler görülebilir:
Şiirle yazılmış tiyatro eserlerine “manzum tiyatro” adı verilir. Abdülhak Hâmit Tarhan’ın Eşber, Nesteren ve Nazife benzer biçimde bazı eserleri manzum tiyatro örnekleri arasındadır.
Bir şiir tiyatro sahnesinde yalnızca okunmayabilir. Oyuncunun sesi, bedeni, yüz ifadeleri, sahne ışığı, dekor ve müzik şiire yeni anlam katmanları kazandırabilir.
Sadece sahnelenen şiir artık yalnızca yazılı metinden oluşmaz. Şiir; oyunculuk, yönetmenlik, ışık, dekor ve ses tasarımıyla birleşerek yeni bir sanat eserine dönüşür. Bundan dolayı sahne yorumu ile şiirin yazılı biçimi birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.
Beyazperde; görüntü, ses, hareket, oyunculuk, kurgu ve müziği bir araya getiren karma bir sanattır. Edebiyat ve sinema ilişkisi çoğunlukla roman ve hikâye uyarlamaları üstünden ele alınsa da şiir de beyaz perdenin ifade biçimlerinden etkilenebilir.
Bazı şiirlerde görüntüler bir film sahnesi benzer biçimde art arda gelir. Ozan ilkin geniş bir çevreyi izah edebilir, peşinden ufak bir ayrıntıya odaklanabilir. Zamanı yavaşlatabilir, geçmiş ile bugün içinde ani geçişler yapabilir.
Şiirde beyazperdeye yaklaşan başlıca ifade teknikleri şunlardır:
Bu teknikler sinemadaki çekim, yakın plan, kurgu ve kesme işlemlerini hatırlatır. Şiir bu tarz şeyleri kamera vesilesiyle değil, sözcüklerin sıralanışı ve çağrışım gücüyle gerçekleştirir.
Şiirsel sinema, kesinlikle bir şiirin filme aktarılması anlamına gelmez. Görüntü, ritim, simge, sessizlik ve çağrışımın vaka anlatmaktan daha mühim hâle geldiği filmler için bu ifade kullanılabilir.
Şiirsel filmlerde:
Bu özellikler, şiirin yoğun ve çağrışıma açık anlatımıyla benzerlik gösterir.
Bir şiirin seslendirme, görüntü, müzik, yazı ve kurgu kullanılarak sunulmasına video şiir denir. Video şiirde yalnızca metnin okunması değil, şiirin anlam yaşamına uygun örneksiz bir görsel yorum oluşturulması gerekir.
Başarıya ulaşmış bir video şiirde görüntü, şiirin her sözünü direkt göstermemelidir. Aksi hâlde şiirin çağrışım alanı daralabilir. Görüntü ve müzik, şiiri açıklamak yerine onun duygu ve fikir dünyasını derinleştirmelidir.
Fotoğraf belirli bir anı görüntü vesilesiyle sabitler. Şiir de kısa bir ânı, bakışı, duyguyu yada ayrıntıyı yoğun bir anlatımla kalıcı hâle getirebilir.
Şiir ile fotoğrafın ortak yönleri şunlardır:
Bir fotoğrafa bakılarak şiir yazılabileceği benzer biçimde bir şiirden hareketle fotoğraf emek harcaması da hazırlanabilir. Bununla beraber fotoğrafın görünür kıldığı şeyi şiir tekrardan tanım etmekle yetinmemelidir. Şiir, fotoğrafta görülmeyen geçmişi, sesi, duyguyu yada insan hikâyesini ortaya çıkarabilmelidir.
Dansın temel malzemesi gövde ve harekettir. Şiirin ritmi ise seslerin, sözcüklerin ve dizelerin hareketinden oluşur. Her iki sanatta da gidişat, yeniden, duraklama ve akış önemlidir.
Türk şiirinin ilk dönemlerinde şiir, müzik ve ritmik hareket bir arada bulunmuştur. Törenlerde söylenen şiirlerde kopuz eşliğinin yanı sıra dansı hatırlatan hareketlerin de yer almış olduğu bilinmektedir.
Günümüzde bir şiir:
Dansçı, şiirdeki ritmi ve duyguyu bedensel harekete dönüştürür. Böylece sözcüklerle anlatılan gerilim, hasret, luk yada yalnızlık gövde diliyle görünür hâle gelir.
Şiirin sayfa üstündeki görünümü de anlamın bir parçası olabilir. Geleneksel el yazması eserlerde şiir; hat, tezhip ve minyatürle beraber sunulmuştur. Böylece şiir hem okunan hem seyredilen bir sanat eserine dönüşmüştür.
Çağdaş şiirde ise harflerin, sözcüklerin ve dizelerin sayfadaki yerleşimi anlam oluşturabilir. Buna görsel şiir yada somut şiir adı verilir.
Görsel şiirde:
Bir şiirin yalnızca süslü bir yazı karakteriyle yazılması onu görsel şiir yapmaz. Sayfa düzeninin, şiirin anlamına direkt katkıda bulunması gerekir.
Dijital teknolojiler şiirin başka sanatlarla kurduğu ilişkiyi genişletmiştir. Şiir artık yalnızca kitap sayfasında değil; ses kaydı, animasyon, kısa film, dijital kolaj ve etkileşimli ekran benzer biçimde değişik ortamlarda sunulabilmektedir.
Dijital şiir çalışmalarında şu unsurlar bir araya gelebilir:
Bununla beraber teknolojik gösteriş, şiirin önüne geçmemelidir. Kullanılan ses, görüntü ve hareket şiirin anlamını desteklemiyorsa emek verme görsel açıdan etkisi altına alan olsa bile şiirsel bütünlük zayıflayabilir.
Şiir ile öteki sanatlar arasındaki ilişki, sanat akımlarında da açık halde görülür. Romantizm, sembolizm, parnasizm, fütürizm, dadaizm ve sürrealizm benzer biçimde akımlar yalnızca edebiyatı değil; fotoğraf, müzik, tiyatro ve sinemayı da etkilemiştir.
Mesela:
Bundan dolayı edebiyat ve sanat akımları incelenirken fotoğraf, müzik ve sinemadaki gelişimleri de dikkate almak gerekir.
Bir şiirin başka sanat dallarıyla ilişkisini belirlemek için aşağıdaki araştırma basamakları uygulanabilir.
Ölçü, uyak, redif, yeniden, aliterasyon, asonans ve durakları inceleyin. Bunların şiirde iyi mi bir ritim oluşturduğunu açıklayın.
Şiirde kullanılan renkleri, ışık ve gölge unsurlarını, mekânları ve betimlemeleri belirleyin. Okurun zihninde iyi mi bir görüntü oluştuğunu değerlendirin.
Şiirde bir söyleyici, muhatap, diyalog, çatışma yada canlandırılabilir vaka bulunup bulunmadığına bakın.
Bakış açısının değişip değişmediğini, görüntülerin iyi mi sıralandığını ve süre geçişlerinin iyi mi yapıldığını belirleyin.
Dizelerin, bentlerin ve boşlukların şiirin anlamına katkısını araştırın. Şiirin mimari bir bütünlüğe haiz olup olmadığını tartışın.
Şiir bestelenmiş, sahnelenmiş yada filme alınmışsa uyarlamada nelerin değiştiğini belirleyin. Müzik, oyunculuk yada görüntünün şiire hangi yeni anlamları kattığını açıklayın.
Bu emek verme yapılırken genel bir şiir inceleme yöntemi seyretmek, şekil ile anlam arasındaki birlikteliğin daha doğru kurulmasını sağlar.
Şiirin öteki sanatlarla ilişkisi yalnızca kuramsal bilgilerle anlatılmamalıdır. Öğrencilerin sanat dalları arasındaki etkileşimi yaşayarak görmeleri sağlanmalıdır.
Öğrencilerden bir şiirin uyandırdığı duygu ve görüntüleri resme aktarmaları istenir. Meydana getirilen resimler şiirle karşılaştırılarak değişik yorumların sebepleri tartışılır.
Bir tablo seçilir ve öğrencilerden resimde görünmeyen bir vaka, şahıs yada duygudan hareketle şiir yazmaları istenir. Böylece ekfrastik şiir uygulaması yapılır.
Öğrenciler şiirde yeniden edilen sesleri, sözcükleri ve dizeleri belirler. Bu unsurların şiirin ritmine ve duygusuna tesirini açıklar.
Bir şiir kısa sahnelere ayrılır ve her sahne için çekim planı hazırlanmış olur. Öğrenciler görüntü, ışık, mekân, müzik ve anlatıcı sesi mevzusunda karar verir.
Şiirdeki söyleyici ve muhataplar belirlenir. Şiir, ses tonu, vurgu, jest ve mimiklerden yararlanılarak sahnelenir.
Bestelenmiş bir şiir ilkin sessiz, peşinden müzik eşliğinde dinlenir. Müziğin şiirin anlamını iyi mi değiştirdiği yada kuvvetlendirdiği tartışılır.
Şiirin değişik sanatlarla kurduğu ilişki hem şiirin ifade olanaklarını hem de okurun yorum alanını genişletir. Okur yalnızca sözcüklerin anlamına değil; şiirin sesine, görüntüsüne, hareketine ve yapısına da dikkat etmeye adım atar.
Bu birlikteliğin başlıca katkıları şunlardır:
Şiir başka bir sanat dalıyla birleştiğinde örneksiz kimliğini bütünüyle kaybetmez. Fakat ortaya çıkan beste, film, fotoğraf yada sahne gösterisi şiirin aynısı da değildir. Her uyarlama, kaynak şiirin yeni bir sanat diliyle tekrardan yorumlanmasıdır.
Şiir, merkezinde dil bulunan; sadece ses, görüntü, hareket, şekil ve mekânla devamlı ilişki kuran oldukça yönlü bir sanattır. Müzikten ritmi, resimden görselliği, tiyatrodan sesi ve canlandırmayı, beyaz perdeden kurgu ile görüntü geçişlerini, danstan hareketi, mimariden ise yapı ve denge düşüncesini alabilir.
Bu etkileşim şiiri başka sanatların gölgesinde bırakmaz. Tam tersine şiirin ifade enerjisini ve çağrışım alanını genişletir. İyi bir şiir okuru, yalnızca şiirin ne söylediğine değil; iyi mi ses verdiğine, hangi görüntüleri oluşturduğuna, iyi mi hareket ettiğine ve iyi mi yapılandığına da bakar.
Kısacası şiir, dili kullanır; fakat insanoğlunun tüm duyularına seslenir.
Şiir, temel malzemesi dil ve ses olduğundan geleneksel sınıflandırmada fonetik, doğrusu işitsel sanatlar içinde değerlendirilir. Bununla beraber görsel ve trajik sanatlardan da yararlanabilir.
Şiir ve müzik; ses, ritim, ölçü, yeniden ve uyum bakımından birbirine yakındır. Şiirin bestelenmesi bu ilişkiyi daha görünür hâle getirir.
Teknik olarak her şiir için bir beste hazırlanabilir. Sadece şiirin ritmi, mısra uzunluğu, vurgu düzeni ve anlam yapısı bestelenmeye uygunluğunu etkisinde bırakır. Bazı şiirler müzikle kolayca bütünleşirken bazıları sözlü okuma biçiminde daha güçlüdür.
Her ikisi de görüntü ve çağrışım oluşturur. Fotoğraf bunu renk ve çizgiyle, şiir ise sözcükler, imgeler ve betimlemelerle gerçekleştirir.
Bir fotoğraf, heykel yada başka bir görsel sanat kitabından hareketle yazılan şiire ekfrastik şiir denir. Ozan, eseri yalnızca betimlemez; onu kendi duygu ve düşünceleriyle yorumlar.
Şiirsel beyazperde; görüntü, ritim, simge, atmosfer ve çağrışımın öne çıkmış olduğu beyazperde anlayışıdır. Bir filmin şiirsel sayılması için kesinlikle bir şiirden uyarlanmış olması gerekmez.
Görsel şiirde sözcüklerin sayfadaki yerleşimi, yazı biçimi ve boşluklar anlamın kurulmasına direkt katılır. Geleneksel şiirde ise sayfa düzeni çoğunlukla ikincil durumdadır.
Beste; gidişat, makam, melodi ve yorum vesilesiyle şiirin bazı duygularını öne çıkarabilir. Bundan dolayı bestelenmiş şekil, şiirin tek doğru anlamı değil, müzikal bir yorumu olarak değerlendirilmelidir.
Prof. Dr. Yalçın Ufak Kimdir? Yaşamı, Eserleri Yalçın Ufak Prof. Dr. Yalçın Ufak; ekonomi, siyasal…
Narsistik Bir Dünyada Hayatta Kalma Rehberi – Sandy Hotchkiss Sandy Hotchkiss’in Narsistik Bir Dünyada Hayatta…
Gereklilik Kipi Gereklilik kipi; fiilde bildirilen işin, oluşun yada hareketin yapılması icap ettiğini, lüzumlu yada…
Endüstri Devrimi Nedir? Endüstri Devrimi, insanlık tarihinin üretim, emek harcama ve yaşama biçimlerini kökten değiştiren…
Buyruk Kipi Buyruk kipi; fiilde bildirilen işin, oluşun yada hareketin yapılmasını ya da yapılmamasını buyurma,…
Türkiye’de İnternetin Zamanı Bugün eğitimden bankacılığa, iletişimden alışverişe kadar yaşamın derhal her alanında kullanılan web,…