Yazar ya da ozan olmak, yalnızca güzel cümleler oluşturmak değildir. Dili tanımayı, insanı anlamayı, dünyayı dikkatle gözlemlemeyi ve ortaya çıkan metni onlarca defa gözden geçirmeyi gerektirir. Bundan dolayı yazarlık, ilhamın gelip geçici coşkusundan oldukca daha geniş bir alandır.
Birçok insanoğlunun zihninde anlatmak istediği hikâyeler, paylaşmak istediği düşünceler yada söze dönüştürmek istediği duygular vardır. Fakat yazma isteği ile nitelikli bir edebî yapıt ortaya koymak içinde uzun bir emek verme süreci bulunur. Yazar olmak isteyen kişinin ilk olarak iyi bir okur hâline gelmesi, peşinden tertipli halde yazması ve eleştiriye açık olması gerekir.
Şairlik de yalnızca yoğun duygular yaşamakla açıklanamaz. Duygu, şiirin başlangıç noktalarından biri olabilir; sadece şiiri şiir meydana getiren aslolan unsur, duygunun dil içinde iyi mi biçimlendirildiğidir. Sözcük seçimi, ritim, ses, imge, çağrışım ve yapı şiirin temel bileşenleridir.
Bundan dolayı “Iyi mi yazar olunur?” yada “Iyi mi ozan olunur?” sorularının tek cümlelik bir cevabı yoktur. Gene de izlenebilecek yollar, geliştirilebilecek alışkanlıklar ve kaçınılması ihtiyaç duyulan mühim hatalar vardır.
Yazar; duygu, fikir, data, gözlem ve hayal dünyasını dil vasıtasıyla anlamlı bir metne dönüştüren kişidir. Roman, hikâye, deneme, tiyatro, eleştiri, biyografi, anı, gezi yazısı ve çocuk edebiyatı şeklinde değişik türlerde yapıt verebilir.
Sadece her metin yazan kişiye aynı anlamda “yazar” denilemez. Yazarlık, yalnızca yazma eylemini değil, bu eylemin belirli bir şuur, süreklilik ve mesuliyet içinde gerçekleştirilmesini de kapsar.
Bir yazarın temel işi şunlardır:
Yazar, gerçekliği olduğu şeklinde aktaran bir kayıt aleti değildir. Gerçekliği seçer, yorumlar ve tekrardan kurar. Aynı sokağı yüzlerce insan görebilir; fakat bir yazar o sokaktaki minik bir ayrıntıdan insan hayatına ilişkin kuvvetli bir hikâye çıkarabilir.
Burada belirleyici olan yalnızca “ne görüldüğü” değil, görülen şeyin iyi mi anlamlandırıldığıdır.
Ozan; duygu, fikir, sezgi ve gözlemlerini yoğunlaştırılmış bir dil vasıtasıyla şiire dönüştüren kişidir. Şairin malzemesi sözcüklerdir; fakat şiirde sözcükler günlük konuşmadakinden değişik ilişkiler kurabilir.
Şiirde bir sözcük yalnızca lügat anlamıyla kullanılmaz. Ses kıymeti, çağrışımı, metindeki konumu ve öteki sözcüklerle kurduğu ilişki de anlamın bir parçası hâline gelir.
Ozan olmak şu becerileri geliştirmeyi gerektirir:
Şiir, düzyazının satırları bölünmüş biçimi değildir. Bir metnin alt alta yazılması onu şiir yapmaz. Şiirde dil daha yoğun, seçilmiş ve katmanlıdır. Kimi zaman tek bir sözcük, uzun bir açıklamanın taşıyamayacağı kadar geniş bir anlam alanı oluşturabilir.
Yazar ve ozan, dili temel vasıta olarak kullanır. Her ikisi de gözlem yapar, düşünür, seçer, düzenler ve tekrardan yazar. Bununla beraber emek verme biçimleri içinde bazı farklılıklar bulunur.
Yazar bir çok vakit vaka, şahıs, fikir, vakit ve mekân şeklinde unsurları daha geniş bir yapı içinde ele alır. Ozan ise dili yoğunlaştırır; ritim, imge, ses ve çağrışım üstünde daha belirgin halde durur.
Genel olarak:
Bu fark kati değildir. Şiirsel bir roman yazılabileceği şeklinde anlatı yönü kuvvetli şiirler de yazılabilir. Edebî türler birbirinden bütünüyle kopuk alanlar değildir.
Yazma eğilimi, kuvvetli bir hayal gücü, dil duyarlılığı yada gözlem kabiliyeti kişiden kişiye değişebilir; sadece yalnızca kabiliyet, nitelikli bir yazar yada ozan olmak için kafi değildir.
Kabiliyet, işlenmemiş bir imkân olarak düşünülebilir. Okuma, emek verme, yeniden, eleştiri ve tecrübe olmadan bu imkânın gelişmesi zor olsa gerek.
Yazarlık ve şairlikte üç temel unsur beraber ilerler:
İyi yazmak isteyen biri, “Yeterince yetenekli miyim?” sorusuna takılıp kalmamalıdır. Daha yararlı sual şudur:
— Bugün yazımı geliştirmek için ne yaptım?
Şu sebeple yazarlık, yalnızca haiz olunan bir özellik değil, vakit içinde oluşturulan bir emek verme biçimidir.
Okumadan yazarlık gelişmez. Şu sebeple yazar, dilin imkânlarını büyük seviyede başka metinlerle karşılaşarak tanır.
Sadece oldukca kitap okumak tek başına kafi değildir. Iyi mi okunduğu da önemlidir. Bir yazar talibi metni yalnızca “Ne konu alıyor?” sorusuyla okumamalıdır. Şu soruları da sormalıdır:
Bu tür bir okuma, “yazar şeklinde okuma” olarak adlandırılabilir. Okuyucu eserin hayatına girerken yazar talibi bununla birlikte o dünyanın iyi mi kurulduğunu inceler.
Yalnız güncel romanlar yada yalnızca sevilen bir yazarın eserlerini okumak, edebî gelişimi sınırlandırabilir. Değişik dönemleri, kültürleri ve türleri tanımak gerekir.
Okuma programında şu alanlara yer verilebilir:
Yazar yalnızca edebiyattan beslenmez. İnsan ve toplumla ilgili her alan, yazara yeni bakış açıları kazandırabilir.
İlham beklemek, yazarlıkta en sık karşılaşılan erteleme biçimlerinden biridir. İlham değerlidir; fakat düzensizdir. Yazma alışkanlığı ise kişinin kontrolündedir.
Her gün saatlerce yazmak mecburi değildir. Başlangıç için her gün yirmi yada otuz dakika ayırmak bile önemlidir. Aslolan amaç, yazmayı yalnızca hususi zamanlarda meydana getirilen bir etkinlik olmaktan çıkarmaktır.
Uygulanabilecek rahat bir seviye şöyledir:
Azca fakat tertipli yazmak, uzun aralıklarla oldukca yazmaya çalışmaktan daha verimli olabilir.
Yazarın en mühim kaynaklarından biri gündelik hayattır. İnsanların konuşma biçimleri, bekleme salonları, sokaklar, aile ilişkileri, minik anlaşmazlıklar ve bayağı görünen ayrıntılar kuvvetli metinlerin başlangıcı olabilir.
Not defterine şunlar kaydedilebilir:
Bu notların derhal esere dönüşmesi gerekmez. Bazı ayrıntılar aylar yada seneler sonrasında başka bir metnin parçası olabilir.
Yazmaya yeni başlamış olan birçok şahıs ilk çalışmasında kapsamlı bir roman yazmak ister. Roman yazmak mümkündür; sadece uzun anlatılar vaka örgüsü, karakter gelişimi, vakit yönetimi ve kurgu bütünlüğü açısından ciddi bir hazırlık gerektirir.
Başlangıçta daha kısa emek harcamalar yararlı olabilir:
Kısa metinler, ifade sorunlarını daha kolay görmeyi sağlar. Bir sporcunun temel hareketleri yeniden etmesi şeklinde yazar da minik anlatı birimleri üstünde çalışmalıdır.
Konu, metinde anlatılan vaka yada durumdur. Tema ise metnin derininde ele alınan temel duygu, fikir yada insanlık hâlidir.
Mesela “gurbette yaşayan insanların problemleri” metnin mevzusu olabilir. Mevzu sınırlandırılmıştır ve somuttur. “Ayrılık, ölüm, yalnızlık, ilinti, hasret, eğitim, sanat, kültür vs. ise temayı oluşturabilir. Tema geneldir ve soyuttur.
Yazar yalnızca “Ne anlatıyorum?” sorusuna değil, “Bu hikâye özünde neyle ilgili?” sorusuna da yanıt vermelidir.
Tema, metnin tüm bölümlerinde açıkça söylenmek zorunda değildir. İyi bir edebî metinde tema bir çok vakit vakalar, karakterler, çatışmalar ve semboller vasıtasıyla hissettirilir.
Bir karakterin yaşı, mesleği ve dış görünüşü önemlidir; sadece gerçek bir karakter oluşturmak için kafi değildir.
Şu sorular karakteri derinleştirebilir:
Edebî karakterler kusursuz olmak zorunda değildir. Aksine, çelişkiler ve zayıflıklar onları inandırıcı hâle getirir.
“Göster, anlatma” ilkesi, yazarlık çalışmalarında sıkça tekrarlanır. Bunun anlamı, her bilgiyi okuyucuya açıklamak yerine bazı duyguları davranış, detay ve sahne kanalıyla hissettirmektir.
Mesela:
“Adam oldukca üzgündü.” cümlesi duyguyu direkt bildirir.
“Telefonu kapattıktan sonrasında bir süre elindeki boş bardağa baktı. Çay koymak için mutfağa gittiğini hatırlaması birkaç dakika sürdü.” biçimindeki ifade ise üzüntüyü davranış üstünden sezdirir.
Bununla beraber her ayrıntıyı sahneleştirmek de metni ağırlaştırabilir. Mühim anlarda göstermek, geçişlerde ve mecburi açıklamalarda anlatmak gerekir. İyi yazarlık, bu iki yöntemin dengesini kurabilmektir.
Edebî diyalog naturel görünmelidir; fakat günlük konuşmanın eksiksiz kaydı değildir. Gerçek dünyadaki konuşmalarda tekrarlar, gereksiz sözler ve mevzudan sapmalar bulunur. Bunların tamamını metne aktarmak diyaloğu yorucu hâle getirebilir.
İyi bir diyalog:
Karakterlerin tümü aynı kelimeleri kullanıyor, aynı uzunlukta konuşuyor ve aynı halde düşünüyor görünüyorsa diyalogların tekrardan ele alınması gerekir.
İlk taslak, bitmiş yapıt değildir. Metnin hammaddesidir.
Yazarın ilk yazışta kusursuz cümlelere ulaşmaya emek harcaması, yazma hızını ve cesaretini azaltabilir. İlk aşamada amaç, metni var etmektir. İkinci aşamada ise onu geliştirmek gerekir.
İlk taslakta şu sorunların bulunması doğaldır:
Mühim olan bu sorunları görmezden gelmek değil, düzeltme aşamasında metne eleştirel halde dönebilmektir.
Nitelikli metinlerin bir çok ciddi bir tekrardan yazma sürecinden geçer. Düzeltme yalnızca yazım yanlışlarını gidermek değildir. Metnin yapısına, anlamına ve ritmine tekrardan bakmaktır.
Düzeltme esnasında şu sorular sorulabilir:
Bir metinden caymak ile metindeki gereksiz bölümlerden caymak aynı şey değildir. Kimi zaman en sevilen cümle bile eserin bütünlüğüne hizmet etmiyorsa çıkarılmalıdır.
Metin tamamlandıktan derhal sonrasında meydana getirilen okumada yazar, bir çok vakit zihnindeki metni görür. Sayfada hakikaten yazılanı değil, yazmak istediğini okur.
Bundan dolayı metni birkaç gün yada mümkünse birkaç hafta bekletmek yararlı olabilir. Aradan vakit geçtiğinde:
Metni yüksek sesle okumak da ritim, yeniden ve ifade bozukluklarını fark etmenin etkili yollarından biridir.
Üslup; bir yazarın sözcük seçimi, cümle yapısı, ritmi, perspektif, mizahı, detay tercihleri ve dünyayı yorumlama biçiminin bütünüdür.
Örneksiz üslup, “Kimsenin kullanmadığı sözcükleri bulmak” anlamına gelmez. Devamlı değişik görünmeye çalışmak, suni bir anlatıma yol açabilir.
Üslup çoğu zaman şu süreç içinde gelişir:
Başlangıçta sevilen yazarlara benzeyen metinler yazmak doğaldır. Problem, bu benzerliğin kalıcı hâle gelmesidir. Yazar zaman içinde etkilerini dönüştürmeli ve kendi sesini oluşturmalıdır.
Yazar, kendi metnindeki her problemi göremeyebilir. Güvenilir okuyucuların görüşleri bundan dolayı değerlidir.
Sadece her eleştiri aynı seviyede yararlı değildir. “Oldukca güzel olmuş” yada “Asla beğenmedim” şeklinde genel değerlendirmeler, metni geliştirmek için kafi data sağlamaz.
Daha işlevsel sorular şunlardır:
Yazar tüm eleştirileri uygulamak zorunda değildir. Sadece benzer eleştiriler değişik okuyucular tarafınca tekrarlanıyorsa o noktayı dikkatle incelemek gerekir.
Yazarlık yalnızca hayal gücüne dayanmaz. Dilin kurallarını bilmek, ifade imkânlarını daha bilgili kullanmayı sağlar.
Yazım ve noktalama hataları:
Dil bilgisi kuralları yazarı sınırlandırmak için değil, anlamı açık ve etkili halde kurmasına yardım etmek için vardır. Edebî sapmalar ve bilgili kaide dışı kullanımlar mümkündür; fakat bir kuralı bilgili halde aşmak için ilkin o kuralı tanımak gerekir.
Şiir, yalnızca duyguların kâğıda aktarılması değildir. Şiirin tarihini, biçimlerini ve dilini tanımadan yazılan metinler bir çok vakit malum sözleri tekrarlar.
Ozan olmak isteyen kişinin değişik dönemlerden şiirler okuması gerekir:
Bu okuma, tüm şairleri sevmek için değil, şiirin değişik imkânlarını görmek için yapılmalıdır.
Duygu şiir için kuvvetli bir kaynak olabilir. Sadece yoğun bir duygu yaşamak, kendiliğinden kuvvetli bir şiir ortaya çıkarmaz.
Üzüntü, hasret yada aşk direkt yazıldığında kişisel bir iç dökme olarak kalabilir. Şairin görevi, kişisel duyguyu başkalarının da ilişki kurabileceği güzel duyu bir yapıya dönüştürmektir.
Şiirde şu iki aşama birbirinden ayrılmalıdır:
İlk aşama hayatla, ikinci aşama sanatla ilgilidir.
Şiirde sözcükler hem anlam hem ses taşır. Meşhur ve ünsüzlerin tekrarı, hece uzunlukları, vurgu ve duraklar şiirin ritmini etkisinde bırakır.
Bir şiir yazıldıktan sonrasında yüksek sesle okunmalıdır. Okurken şu noktalara dikkat edilebilir:
Serbest şiir de ritimsiz şiir değildir. Ölçü kullanılmaması, ses ve yapı kaygısının ortadan kalktığı anlamına gelmez.
MASALLARIN MASALI – Nâzım Hikmet RAN
Su başlangıcında durmuşuz,
çınarla ben.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim.
Suyun şavkı vuruyor bizlere,
çınarla bana.Su başlangıcında durmuşuz,
çınarla ben, bir de kedi.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim, bir de kedinin.
Suyun şavkı vuruyor bizlere,
çınarla bana, bir de kediye.Su başlangıcında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, bir de güneş.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, bir de güneşin.
Suyun şavkı vuruyor bizlere,
çınara, bana, kediye, bir de güneşe.Su başlangıcında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün.
Suyun şavkı vuruyor bizlere,
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.Su başlangıcında durmuşuz.
Ilkin kedi gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonrasında ben gideceğim,
kaybolacak suda suretim.
Sonrasında çınar gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonrasında su gidecek,
güneş duracak;
sonrasında o da gidecek.Su başlangıcında durmuşuz
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Su serin,
çınar yüce.
ben şiir yazıyorum,
kedi uyukluyor,
güneş sıcak.
oldukca şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bizlere.
çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.7 Mart 1958 Varşova – Şvider
Nâzım Hikmet RAN
İmge, bir duygu yada düşüncenin alışılmış anlatımın dışına çıkarılarak zihinde yeni bir görüntü ve çağrışım oluşturacak halde verilmesidir.
Sadece imge, anlaşılmaz sözlerin rastgele bir araya getirilmesi değildir. İyi bir imge hem şaşırtıcı hem de metnin duygu dünyasıyla bağlantılıdır.
Mesela “Gözlerin deniz şeklinde” sözü oldukca kullanıldığı için tesirini büyük seviyede yitirmiştir. Ozan, sevilen kişinin gözünü başka bir nesneye benzetmeden ilkin hakikaten neyi anlatmak istediğini düşünmelidir:
Özgünlük, yalnızca değişik bir benzetme bulmak değil, duygunun kendine özgü yönünü keşfetmektir.
GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ
Güzel günler göreceğiz çocuklar
Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar emin olun emin olun çocuklar
Güzel günler göreceğiz güneşli günlerHani şimdi bizlere
Cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
Yalnız cumaları,yalnız pazarlarıHani şimdi biz
Bir peri masalı dinler şeklinde seyrederiz
Işıklı caddelerde mağazaları,
Hani bunlar
77 kattan oluşan yekpare camdan mağazalardır.Hani şimdi biz haykırırız
Yanıt:
Açılır kara kaplı kitap:ZindanKayış kapar kolumuzu
Kırılan kemik, kanHani şimdi bizim soframıza
Haftada bir et gelir
Ve
Çocuklarımız işten eve
Sapsarı iskelet gelirHani şimdi biz
İnanın güzel günler göreceğiz çocuklar
Güneşli günler göreceğiz
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar
Işıklı maviliklere süreceğizNâzım Hikmet RAN
“Yalnızım, üzgünüm, seni özledim” şeklinde ifadeler duyguyu açıklar; fakat okuyucunun o duyguyu yaşamasını daima sağlamaz.
SEN VARSIN DİYE
Sen varsın diye kestim ağaran sakalımı,
dişimi fırçaladım, söküğümü diktim.
Sen varsın diye aldım yaşamın tozunu,
sularım aydınlanıyor sen varsın diye!..Bir dağbaşı kasabasıydım eskiden,
gündüzü boran, geceleri zehir zıkkım.
Sen alıp indirdin beni gerçekliğime,
sen varsın diye kendimle barışığım!..Ormanın uğultusundan sızan reçine,
mermerin çatlağından akan su oldum.
Yeni bir dünya buldum eski gövdemde,
sen varsın diye işte tüm bunlar!..Yalan söylemiyorum artık kendime,
varsıllığın aşk bulunduğunu öğrendim.
Şairler yerinsin istedikleri kadar
şiirim yerini buldu sen varsın diye.Hüseyin ATABAŞ
Ozan, soyut duyguyu somut bir ayrıntıyla görünür hâle getirebilir. Boş bırakılmış bir iskemle, masada soğuyan iki bardaktan biri, açılmayan bir pencere yada devamlı aynı saatte çalan telefon değişik duyguların taşıyıcısı olabilir.
Somut detay, şiirin dünyasını kuvvetlendirir. Okuyucuya yalnızca ne hissedeceğini söylemez; hissedebileceği bir ortam oluşturur.
Klişe, oldukca sık kullanıldığı için tesirini ve özgünlüğünü yitirmiş anlatımdır.
Şiirde sıkça karşılaşılan bazı klişe alanları şunlardır:
Bu konuların şiirde kullanılması yasak değildir. Mühim olan, şairin her insanın söylediğini aynı halde tekrarlamamasıdır.
Aşk, ayrılık, ölüm ve yalnızlık insanlığın en eski temalarındandır. Özgünlük temada değil, temanın ele alınışında ortaya çıkar.
SESSİZ GEMİ
Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir vapur kalkar bu limandan.Asla yolcusu yokmuş şeklinde sükunet içinde alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,Çaresiz gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı yaşamın ne de son matemidir bu.Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.Bir oldukca gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir oldukca seneler geçti; dönen yok seferinden.Yahya Kemal BEYATLI
Ozan olmak için ne olursa olsun hece yada aruz ölçüsüyle yazmak gerekmez. Sadece şiir geleneğini ve temel şekil bilgilerini öğrenmek önemlidir.
Ozan adayının en azından şu kavramları tanıması yararlıdır:
Şekil bilgisi, şiiri mekanik hâle getirmez. Aksine şaire daha çok seçim imkânı sunar. Geleneksel biçimle yazmak da özgür şiir yazmak da data ve dikkat gerektirir.
Şiir, okuyucuya düşünme ve hissetme alanı bırakır. Her imgenin peşinden izahat yapmak, şiirin çağrışım enerjisini azaltabilir.
Bununla beraber belirsizlik ile kapalılık aynı şey değildir. Şiir oldukca katmanlı olabilir; fakat sözcükler içinde hiçbir anlam ilişkisi bulunmaması, metni otomatikman derinleştirmez.
İyi şiir:
Şairin amacı “anlaşılmamak” değil, anlamı güzel duyu bir yoğunluk içinde kurmaktır.
OLVİDO
Hoyrattır bu akşamüstüler daima.
Gün saltanatıyla gitti mi bir kere
Yalnızlığımızla doldurup her yeri
Bir renk çığlığı içinde bahçemizden,
Bir el çıkarmaya adım atar bohçamızdan
Lavanta çiçeği kokan kederleri;
Hoyrattır bu akşamüstüler daima.Dalga dalga saldırı edip pişmanlıklar
Unutuşun o tunç kapısını zorlar
Ve ruh, atılan oklarla delik deşik;
İşte, doğduğun eski evdesin birden
Yolunu gözlüyor lamba ve merdiven,
Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik
Ve cümle yitikler, mağlûplar, mahzunlar…Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir
Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;
İnsan, yağmur kokan bir sabaha karşı
Bilir bigün bir camı açtığını,
Duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu,
Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı…
Tüm bunlar aşkın güzelliğiyledir.Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla
Halay çeken kızlar misali kol kola.
Ya sizler! ey geçmiş vakit etekleri,
İhtiyaç ağaçlı, kuytu bahçelerden
Ayışığı şeklinde sürüklenip giden;
Geceye bırakıp bitkin erkekleri
Salınan etekler fısıltıyla, nazla.Sonsuz âşığın dönüşünü bekler
Yalan yeminlerin tanığı çiçekler
Artık olmayacak baharlar içinde.
Ey, ömrün en güzel türküsü aldanış!
Aldan, geçmiş olsa bile ümitsiz kış;
Her garipsi ayak izi kar içinde
Dönmeyen âşığın serptiği çiçekler.Ya sen! ey sen! Esen dallar arasından
Bir parıltı şeklinde görünüp kaybolan
Ne istersin benden akşam saatinde?
Bir gülüşü olsun görülmemiş hanım,
Iyi mi ölümsüzsün aynasında aşkın;
Hatıraların bu uyanma vaktinde
Sensin hep, sen, esen dallar arasından.Ey unutuş! kapat artık pencereni,
Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
Çıkmaz artık sular altından o dünya.
Bir duman yükselir gibidir kederden
Macerası çoktan bitmiş o şeylerden.
Amansız gecenle yayıl dört yanıma
Ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni.Ahmet Muhip DRANAS
Bir cümleyi rastgele bölerek alt alta yazmak şiir oluşturmaz. Mısra, şiirin ritmik ve anlamsal birimlerinden biridir.
Mısra sonu şu işlevleri taşıyabilir:
Dizelerin nerede bölündüğü, şiirin anlamını direkt etkileyebilir. Bundan dolayı şekil, şiirin dış görünüşünden ibaret değildir.
Şiir bir çok vakit tamamlanmış hâlde gelmez. Bir mısra, görüntü, ses yada sözcükle başlayabilir.
Şiir defterine şunlar yazılabilir:
Aylar ilkin yazılmış bir mısra, sonrasında başka bir şiirin merkezine dönüşebilir.
Şiir sükunet içinde okunmak için yazılmış olsa bile ses boyutu taşır. Yüksek sesle okuma, bilhassa şu sorunları gösterir:
Ozan, şiirin yalnızca ne söylediğini değil, iyi mi duyulduğunu da düşünmelidir.
İlk anda kuvvetli görünen bir mısra, birkaç gün sonrasında bayağı gelebilir. Duygunun yoğunluğu, şairin metni değerlendirmesini zorlaştırabilir.
Şiiri bir süre bekletmek ve şu sorularla tekrardan okumak yararlıdır:
Şiirde eksiltme bir çok vakit güç kazandırır. Kimi zaman bir şiiri geliştirmek, ona yeni dizeler eklemekten oldukca bazı dizeleri çıkarmayı gerektirir.
Yazmaya yeni başlamış olan kişinin derhal kitap çıkarmak istemesi anlaşılabilir. Sadece yayımlanmak, yazarlık gelişiminin başlangıcı değil, belirli bir aşamasıdır.
Metin yeterince olgunlaşmadan meydana getirilen yayımlama girişimleri, kişinin sonrasında değişiklik yapmak isteyeceği eserlerle karşılaşmasına niçin olabilir.
Ilkin metni geliştirmek, sonrasında yayımlanma seçeneklerini değerlendirmek daha sıhhatli bir yoldur.
Yazarın kendi metnini sevmesi doğaldır. Fakat her cümleyi olmazsa olmaz görmek düzeltmeyi engeller.
Metni korumak ile metnin hatalarını korumak aynı şey değildir. İyi bir yazar, gerektiğinde bir kısmı tekrardan yazabilir yada tamamen çıkarabilir.
Edebî ifade, anlaşılması güç sözcüklerin sık kullanılması değildir. Mütevazi bir dil de son aşama derin ve etkisi altına alan olabilir.
Sözcük, yalnızca heybetli olduğundan değil, metnin anlamına en uygun seçenek olduğundan kullanılmalıdır.
Hiçbir yapıt tüm okuyuculara aynı seviyede hitap etmez. Edebî zevk; yaşa, eğitime, kültüre, kişisel deneyime ve okuma alışkanlıklarına nazaran değişebilir.
Yazar, eleştirileri dinlemeli; sadece tüm beklentilere nazaran devamlı yön değiştirmemelidir. Aksi hâlde metnin kendi sesi kaybolabilir.
Başlangıç döneminde sevilen yazarlardan etkilenmek doğaldır. Fakat sözcük, tema, cümle yapısı ve karakter düzeyindeki yoğun benzerlikler özgünlük sorununa neden olur.
Etkilenme, okunan eserlerin birebir kopyalanması değil, edinilen birikimin yeni bir bakış açısıyla dönüştürülmesidir.
İlham, yazmaya başlama isteği verebilir; fakat metni tamamlayan unsur bir çok vakit disiplindir.
Bir romanın ortasındaki geçiş bölümleri, bir hikâyenin tekrardan kurulması yada şiirde uygun sözcüğün günlerce aranması daima coşkulu bir süreç değildir. Yazarlık, coşku kadar sabır da gerektirir.
Kendi üslubunu bulmaya gayret gösteren yazar, ilkin kendi metinlerindeki yeniden eden eğilimleri fark etmelidir.
Şu sorular yol gösterici olabilir:
Üslup, bir günde verilen kararla ortaya çıkmaz. Uzun soluklu okuma ve yazma deneyiminin sonucudur.
Yazarın amacı başkalarından değişik görünmek değil, dünyayı kendi bakışıyla doğru ve etkili halde anlatmaktır. Gerçek özgünlük bir çok vakit zorlanmış farklılıklarda değil, samimi ve dikkatli bir bakışta bulunur.
İlk ayın amacı, yazma malzemesi biriktirmek ve okuma biçimini geliştirmektir.
Bu aşamada yayımlanabilecek metin üretme baskısı taşımayın. Önceliğiniz görme, duyma ve dil üstünde düşünme becerisini geliştirmek olsun.
İkinci ayda belirli bir proje seçin.
Yazar adayları:
üstünde çalışabilir.
Ozan adayları ise:
hazırlayabilir.
Amaç oldukca sayıda kusursuz metin üretmek değil, tertipli emek verme alışkanlığı kazanmaktır.
Üçüncü ayda yeni metin sayısı azaltılarak önceki emek harcamalar gözden geçirilmelidir.
Bu üç aylık programın sonunda şahıs kendisini “tamamlanmış bir yazar” olarak görmemelidir. Sadece emek verme biçimini, kuvvetli yanlarını ve geliştirmesi ihtiyaç duyulan alanları daha açık halde tanıyabilir.
Bir metnin tamamlanması ile yayıma hazır olması aynı şey değildir. Yayımlanma aşamasına geçmeden ilkin yapıt birkaç kez gözden geçirilmelidir.
Yayınevine gönderilecek bir dosyada:
Her yayınevinin dosya kabul yöntemi değişik olabilir. Müracaat yapılmadan ilkin yayınevinin gösterim çizgisi ve müracaat koşulları incelenmelidir.
Her yayınevi her türde yapıt yayımlamaz. Çocuk kitabı dosyasını yalnızca bilimsel niteliği olan gösterim meydana getiren bir yayınevine göndermek doğru bir seçim değildir.
Yayınevinin:
araştırılmalıdır.
Yazardan yüksek ücret talep eden, sözleşme koşullarını açıkça belirtmeyen yada gerçekçi olmayan satış vaatlerinde bulunan kuruluşlara karşı dikkatli olunmalıdır.
Bir dosyanın reddedilmesi, yazarın değersiz yada yeteneksiz olduğu anlamına gelmez. Dosya yayınevinin gösterim programına, tür tercihine yada hedef kitlesine uygun olmayabilir.
Bununla beraber her reddi yalnızca dış koşullarla açıklamak da doğru değildir. Yazar şu ihtimalleri değerlendirmelidir:
Reddedilme, gerektiğinde metne tekrardan bakma fırsatı olarak değerlendirilmelidir.
Yazar ve ozan yalnızca güzel duyu değil, etik bir mesuliyet da taşır.
Bu sorumlulukların başlangıcında şunlar gelir:
Kurmacanın özgür bir alan olması, yazarın hiçbir mesuliyet taşımadığı anlamına gelmez. Bilhassa gerçek vakalar, tarihî kişiler yada kırılgan toplumsal mevzular ele alınırken araştırma ve dil hassasiyeti önemlidir.
Yazma sürecinde kullanılan dijital araçlar fikirleri düzenlemeye, notları sınıflandırmaya yada yazım yanlışlarını görmeye destek olabilir. Sadece eserin güzel duyu tercihleri, özgünlüğü ve etik sorumluluğu yazara aittir.
Yazmaya adım atmak için belirli bir yaşa ulaşmayı beklemek gerekmez. Genç yaşta tutulan günlükler, yazılan kısa hikâyeler ve şiir denemeleri ileride kuvvetli bir edebî birikime dönüşebilir.
Öğrenciler şu çalışmalarla başlayabilir:
Genç yazarların ilk çalışmalarında kusursuzluk beklenmemelidir. Bu zamanda aslolan amaç, yazma cesaretini ve dil farkındalığını geliştirmektir.
Öğretmenlerin görevi yalnızca hataları göstermek değildir. Öğrencinin metnindeki kuvvetli yönü fark etmek, niçin kuvvetli bulunduğunu açıklamak ve gelişebileceği alanları somut örneklerle belirtmek de önemlidir.
Yazarlığın başlangıcı için resmî bir onay yada mezuniyet belgesi yoktur. Bununla beraber bazı davranışlar kişinin bu yolda ciddi halde ilerlediğini gösterir.
Kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
Bu soruların tamamına derhal pozitif yönde yanıt vermek zorunda değilsiniz. Mühim olan noksan görülen alanlarda çalışmaya devam etmektir.
Yazar yada ozan olmak, bigün alınan kararın peşinden derhal kazanılan bir unvan değildir. Okuma, gözlem, yazma, düzeltme ve tekrardan başlama süreçlerinin vakit içinde oluşturduğu bir kimliktir.
Yazmak isteyen şahıs ilkin dilin çırağı olmayı kabul etmelidir. Sözcükleri tanımalı, iyi metinlerin iyi mi kurulduğunu incelemeli ve kendi metinlerinin kusurlarıyla yüzleşebilmelidir.
Yazarlıkta en büyük ilerleme bir çok vakit daha heybetli cümleler kurmakla değil, neyi niçin yazdığını daha iyi anlamakla gerçekleşir. Şiirde de aslolan sorun oldukca yoğun duygular yaşamak değil, o duygulara başkalarının da yaklaşabileceği örneksiz bir dil kazandırmaktır.
Başlangıç için kusursuz bir zamana, büyük bir emek verme odasına yada muhteşem bir ilhama gerekseme yoktur. Bir defter, dikkatli bir bakış ve tertipli emek verme yeterlidir.
İlk metin başarısız olabilir. İlk şiir yansılamak izleri taşıyabilir. İlk hikâye tamamlanmayabilir. Bunlar yazarlığa uygun olmadığınızı değil, hemen hemen yolun başlangıcında olduğunuzu gösterir.
Yazmak, yalnızca başkalarına anlatmak değildir. İnsan bir çok vakit ne düşündüğünü, ne hissettiğini ve dünyaya iyi mi baktığını da yazarak keşfeder. Bundan dolayı yazarlık yolculuğunun ilk ve en mühim adımı oldukça sadedir:
Okuyun, gözlemleyin ve yazmaya başlayın.
Kuramsal data tek başına bir metin yaratmaz; sadece yazarın ve şairin dille kurduğu ilişkiyi derinleştirir. Edebiyat tarihini, biçimsel yapıları ve poetik akımları bilmek, yazarın sezgisel olarak yapmış olduğu seçimleri bilgili bir güzel duyu seviyeye taşır.
Gelişigüzel yan yana getirilen soyut kelimeler imge oluşturmaz. Nitelikli imge; duygu, fikir ve ses yapısıyla metnin bütününe organik olarak bağlanan zihinsel bir sıçramadır.
Yazar olmak için belirli bir üniversite bölümünden mezun olma zorunluluğu yoktur. Türk dili ve edebiyatı, karşılaştırmalı edebiyat, yazışma, tarih, felsefe yada yaratıcı yazarlık eğitimleri kişiye mühim bir birikim kazandırabilir. Sadece yazarlığın temel koşulları tertipli okuma, yazma, araştırma ve metin üstünde emek verme disiplinidir.
Nitelikli yazarlık için geniş ve tertipli bir okuma birikimi gereklidir. Yalnızca kitap sayısı değil, okunan eserlerin çeşitliliği ve iyi mi incelenmiş olduğu de ehemmiyet taşır. Yazar talibi metnin mevzusunun yanında ifade biçimini, karakterlerini, kurgusunu ve dil özelliklerini de değerlendirmelidir.
Yazarlığa adım atmak için belirli bir yaş sınırı yoktur. Çocukluk yada gençlik döneminde yazmaya başlanabileceği şeklinde ileri yaşlarda da kuvvetli eserler ortaya konabilir. Yaştan daha mühim olan kişinin birikimini yazma disipliniyle birleştirmesidir.
Kişisel üslup, oldukca okumak ve tertipli yazmakla vakit içinde gelişir. Değişik türlerde denemeler yapmak, eski metinleri tekrardan okumak, hangi ifade özelliklerinin devamlı tekrarlandığını görmek ve başka yazarların tesirini bilgili halde dönüştürmek örneksiz üslubun oluşmasına destek sağlar.
Her şiirin ölçülü yada kafiyeli olması gerekmez. Sadece hece, aruz, özgür ölçü, uyak, redif, ritim ve ses tekrarları şeklinde temel şiir bilgilerini öğrenmek şairin ifade imkânlarını genişletir. Özgür şiir yazmak da şekil, ritim ve sözcük seçimi mevzusunda ciddi bir emek verme gerektirir.
İlham şiirin başlangıcını sağlayabilir; fakat şiirin tamamlanması teknik emek verme gerektirir. Sözcük seçimi, imge, ritim, mısra yapısı ve düzeltme süreci olmadan duygu tek başına kuvvetli bir şiir oluşturmayabilir. Başarıya ulaşmış şiirde sezgi ve teknik birbirini tamamlar.
Ilk olarak dosyanın tamamlanması, birkaç kez gözden geçirilmesi ve mümkünse güvenilir okuyucular tarafınca değerlendirilmesi gerekir. Arkasından eserin türüne uygun yayınevleri araştırılmalı ve dosya müracaat koşullarına nazaran gönderilmelidir. Sözleşme, telif, dağıtım ve baskı şartları dikkatle incelenmelidir.
Metni bir süre beklettikten sonrasında tekrardan okumak, yüksek sesle denetlemek ve güvenilir okuyuculardan somut geri bildirim almak yararlıdır. Metnin açık, tutarlı, örneksiz ve türün gerektirdiği yapıya uygun olup olmadığı değerlendirilmelidir. Tek bir kişinin beğenisi yada eleştirisi kati ölçüt olarak görülmemelidir.
Yazarlık kursları teknik data, emek verme disiplini ve geri bildirim sağlayabilir; sadece tek başına kişiyi yazar yapmaz. Kursun eğitmeni, programı, okuma sıralaması ve katılımcılara sunmuş olduğu eleştiri ortamı dikkatle incelenmelidir. Aslolan gelişim, kurs haricinde sürdürülen okuma ve yazma çalışmalarıyla gerçekleşir.
Her yazarın emek verme düzeni değişik olabilir. Her gün yazmak yararlı bir alışkanlıktır; sadece kati bir zorunluluk değildir. Mühim olan uzun süre yazıdan uzak kalmamak, belirli bir seviye oluşturmak ve başlanan metinleri tamamlayacak sürekliliği sağlayabilmektir.
Çarp Yoksa Ben Çarparım – Tarık UsluTür:ÇocukYazar:Tarık UsluYayınlanma Zamanı:2015Yayınevi:UğurböceğiISBN: 9786054965298MevzusuÇarp Yoksa Ben Çarparım!, matematiğin tarihini,…
Doğum Zamanı:1058Ölüm Zamanı:1111Meslek:İslâm âlimi, Yazarİmam Gazali Kimdir?İmam Gazâlî, yalnızca kitaplar yazmış büyük bir alim değil,…
11. Derslik 2026-2027 Eğitim-Öğretim Yılı Türk Dili ve Edebiyatı Senelik Ders Planı 11. Derslik Türk…
9. Derslik 2026-2027 Eğitim-Öğretim Yılı Türk Dili ve Edebiyatı Senelik Ders Planı 9. Derslik Türk…
2026-2027 Türk Dili ve Edebiyatı Yıl Başı Zümre Toplantı Raporu 2026-2027 Türk Dili ve Edebiyatı…
12. Derslik 2026-2027 Eğitim-Öğretim Yılı Türk Dili ve Edebiyatı Senelik Ders Planı 12. Derslik Türk…