Kategoriler: Genel

Arthur Schopenhauer – Türk Dili ve Edebiyatı

Arthur Schopenhauer

Arthur Schopenhauer, insan davranışlarının temelinde akıldan oldukca kör ve doyumsuz bir “isteme” bulunduğunu korumak için çaba sarfeden Alman filozoftur. 22 Şubat 1788’de Danzig’de doğan, 21 Eylül 1860’ta Frankfurt am Main’da yaşamını yitirmiştir.

19.yüzyıl düşüncesinin en örneksiz isimlerinden önde gelen Schopenhauer; doğa ötesi, data felsefesi, terbiye, sanat ve insan psikolojisi üstüne geliştirdiği görüşlerle çağdaş düşünceyi derinden etkilemiştir. Bilhassa İsteme ve Tasarım Olarak Dünya adlı eseriyle tanınır.

Schopenhauer bir çok vakit yalnızca “karamsarlığın filozofu” olarak anılır. Bu tarif bütünüyle yanlış değildir; fakat eksiktir. Bundan dolayı onun felsefesi yalnızca yaşamın acılarını teşhis etmez. Sanat, acıma, öz denetim ve arzuların sınırlandırılması kanalıyla acının iyi mi hafifletilebileceğini de araştırır.

Arthur Schopenhauer Hakkında Kısa Bilgiler

  • Doğum zamanı: 22 Şubat 1788
  • Doğum yeri: Danzig, bugünkü Gdańsk, Polonya
  • Ölüm zamanı: 21 Eylül 1860
  • Ölüm yeri: Frankfurt am Main, Almanya
  • Milliyeti: Alman
  • Başlıca alanları: Metafizik, data felsefesi, ahlak ve güzel duyu
  • Felsefi geleneği: Kant sonrası felsefe, doğa ötesi iradecilik, felsefi karamsarlık
  • En mühim eseri: İsteme ve Tasarım Olarak Dünya
  • Etkilendiği başlıca kaynaklar: Platon, Kant, Upanişadlar ve Hint düşüncesi
  • Etkilediği adlar: Friedrich Nietzsche, Richard Wagner, Thomas Mann, Sigmund Freud, Samuel Beckett ve Jorge Luis Borges

Arthur Schopenhauer’ın Yaşamı

Çocukluğu ve Ailesi

Arthur Schopenhauer, 22 Şubat 1788’de Baltık kıyısındaki tecim şehri Danzig’de dünyaya geldi. Danzig, bugün Polonya sınırları içinde bulunan Gdańsk şehridir.

Babası Heinrich Floris Schopenhauer, zengin bir tüccar ve vapur sahibiydi. Anası Johanna Schopenhauer ise sonrasında romanları, seyahat yazıları ve edebiyat toplantılarıyla tanınan başarıya ulaşmış bir yazar olacaktı. Kendisinden dokuz yaş minik Adele isminde bir kız kardeşi vardı.

Babası, oğlunun da internasyonal ticaretle uğraşmasını istiyordu. “Arthur” adını Almanca, Fransızca ve İngilizcede aynı şekilde yazıldığı için seçtiği aktarılır. Bu detay, ailenin ticari ve kozmopolit dünyasını yansıtması bakımından dikkat çekicidir.

Danzig’in 1793’te Prusya tarafınca ilhak edilmesi üstüne aile Hamburg’a taşındı. Schopenhauer, çocukluk ve gençlik yıllarında ailesiyle Avrupa’nın çeşitli ülkelerini gezdi. Fransa’da bir süre yaşadı; İngiltere, Hollanda, İsviçre ve Avusturya’yı görmüş oldu. Bu yolculuklar ona yabancı diller kazandırdığı şeklinde Avrupa toplumlarındaki yoksulluğu ve eşitsizliği yakından gözlemleme imkânı da verdi.

Schopenhauer’ın insan hayatına yönelik karamsar bakışını yalnızca bu gözlemlere bağlamak doğru değildir. Sadece genç yaşta karşılaşmış olduğu yoksulluk, hastalık ve toplumsal adaletsizlik manzaralarının fikir dünyasında iz bıraktığı açıktır.

Babasının Ölümü ve Tecim Hayatından Ayrılışı

Schopenhauer’ın babası 1805’te yaşamını yitirdi. Ölümün bir kaza mı yoksa intihar mı olduğu kati olarak bilinmemektedir. Yaşam öyküsü çalışmalarında intihar ihtimali sıkça dile getirilse de bu mevzuda kati bir yargı vermek mümkün değildir.

Babasına verdiği söz sebebiyle bir süre Hamburg’da tecim eğitimi almaya devam eden Schopenhauer, bu alanda mutlu değildi. Bilim, edebiyat ve felsefeyle ilgilenmek istiyordu. İki yıl sonrasında tecim yaşamını bırakarak bilimsel nitelikli eğitime yöneldi.

Anası Johanna ile kız kardeşi Adele ise Weimar’a yerleşmişti. Johanna Schopenhauer’ın evi kısa sürede devrin yazar, sanatçı ve düşünürlerinin buluşmuş olduğu mühim bir edebiyat salonuna dönüştü. Bu çevrenin en tanınmış ziyaretçilerinden biri Johann Wolfgang von Goethe idi.

Schopenhauer’ın annesiyle ilişkisi oldukça sorunluydu. Johanna, oğlunu karamsar, geçimsiz ve aşırı eleştirel buluyordu. Arthur ise annesinin toplumsal yaşamını yüzeysel görüyor, babasının ölümünün arkasından sürdürdüğü yaşam biçimini eleştiriyordu. Zaman içinde aralarındaki bağ büyük seviyede koptu.

Üniversite Eğitimi ve Felsefeye Yönelişi

Schopenhauer, 1809’da Göttingen Üniversitesine kayıt yaptırdı. Başlangıçta tıp eğitimi aldı. Fizyoloji, tabiat zamanı, fizik, astronomi ve psikoloji şeklinde alanlarda derslere katıldı. Ondan sonra aslolan ilgisinin felsefe bulunduğunu anlayarak bölüm değiştirdi.

Göttingen’deki öğretmenlerinden Gottlob Ernst Schulze, ona ilkin Platon’u ve Immanuel Kant’ı dikkatle okumasını tavsiye etti. Bu iki felsefeci, Schopenhauer’ın fikir sisteminin en mühim kaynakları hâline geldi.

1811’de Berlin Üniversitesine geçti. Burada Johann Gottlieb Fichte ve Friedrich Schleiermacher şeklinde devrin etkili düşünürlerinin derslerine katıldı. Sadece kısa süre içinde her iki filozofa da eleştirel yaklaşmaya başladı.

Schopenhauer, bilimsel nitelikli felsefenin anlaşılmaz bir dilin arkasına saklandığını düşünüyordu. Bilhassa Fichte, Schelling ve Hegel’in idealist sistemlerine sert eleştiriler yöneltti. Ona bakılırsa felsefenin görevi, heybetli kavramlar üretmek değil; dünyayı ve insan deneyimini dürüstçe açıklamaktı.

Doktora Emek vermesi

Napolyon Savaşları sebebiyle Berlin’den ayrılan Schopenhauer, 1813’te Rudolstadt’a yerleşti. Burada Yeter Sebep İlkesinin Dörtlü Kökü Üstüne adlı doktora tezini tamamladı. Çalışmasını Jena Üniversitesine sundu ve gıyabında felsefe doktoru unvanını aldı.

Bu yapıt, Schopenhauer’ın sonraki felsefesinin data kuramsal temelini oluşturdu. Felsefeci burada, bir şeyin “niçin öyleki bulunduğunu” açıklarken birbirinden değişik gerekçelendirme biçimleri kullandığımızı savundu.

Goethe ile İlişkisi ve Renk Kuramı

Schopenhauer, annesinin Weimar’daki edebiyat salonu yardımıyla Goethe ile yakından tanıştı. Goethe’nin renkler üstüne yapmış olduğu çalışmalarla ilgilendi ve bir süre onunla beraber çalıştı.

Bu çalışmaların sonucunda 1816’da Görme ve Renkler Üstüne adlı kitabını yayımladı. Schopenhauer, Goethe’nin renk kuramından yola çıkmakla beraber zaman içinde ondan değişik sonuçlara ulaştı. Bu düşünce ayrılığı ikili arasındaki düşünsel yakınlığın zayıflamasına niçin oldu.

Goethe ile kurduğu ilişki Schopenhauer’ın yalnızca bilimsel çalışmalarını etkilemedi. Sanatın dünyayı kavramadaki gücüne duyduğu inançta Goethe’nin doğaya ve sanat eserine bakışının da oranı vardır.

Hint Düşüncesiyle Tanışması

Schopenhauer, Weimar yıllarında Doğu bilimci Friedrich Majer vasıtasıyla Hint düşüncesiyle tanıştı. Bhagavadgita’yı ve Upanişadların Latince çevirisini okumaya başladı.

Upanişadlardaki bireysel kişilik ile evrensel varlık arasındaki ilişki, Schopenhauer üstünde derin bir tesir bıraktı. Budizmdeki arzu, acı ve kurtuluş düşünceleriyle kendi felsefesi içinde yakınlıklar görmüş oldu.

Sadece burada mühim bir detay vardır: Schopenhauer Sanskritçe bilmiyordu. Hint metinlerini çoğunlukla Farsçadan Latinceye yada Avrupa dillerine meydana getirilen erken dönem çevirilerden okuyordu. Bundan dolayı onun Hint ve Budist düşüncesine ilişkin yorumları mühim olmakla beraber uygar din ve felsefe araştırmalarıyla bütünüyle aynı kabul edilmemelidir.

İsteme ve Tasarım Olarak Dünya’nın Yazılması

Schopenhauer, 1814 ile 1818 yılları aralığında Dresden’de yaşadı. Bu zamanda tüm felsefi sistemini ortaya koyduğu Die Welt als Wille und Vorstellung adlı başyapıtını tamamladı.

Yapıt Aralık 1818’de basıldı; sadece kitapta gösterim yılı 1819 olarak yayınlandı. Bundan dolayı kaynaklarda eserin ilk gösterim zamanı kimi zaman 1818, kimi zaman 1819 şeklinde belirtilir.

Türkçeye değişik biçimlerde çevrilen eserin başlığı şu şekillerde kullanılmaktadır:

  • İsteme ve Tasarım Olarak Dünya
  • İrade ve Tasarım Olarak Dünya
  • İrade ve Temsil Olarak Dünya
  • İrade ve Tasarım Olarak Dünya

Bu tercüme farklılığı yalnızca sözcük tercihinden kaynaklanmaz. Almanca Wille terimi “irade” yada “isteme”; Vorstellung ise “tasarım”, “temsil”, “sunum” ya da “zihinsel görünüş” biçiminde karşılanabilir.

Schopenhauer’ın sözünü etmiş olduğu “isteme”, bilgili ve akılcı bir karar verme kabiliyeti değildir. Tabiatın ve canlılığın temelinde bulunduğunu düşündüğü kör, amaçsız ve devamlı bir yönelmedir. Bundan dolayı “isteme” karşılığı, kavramın akıl dışı niteliğini göstermek bakımından kimi araştırmacılara bakılırsa daha açıklayıcıdır.

Kitap ilk yayımlandığında beklenen ilgiyi görmedi. Satışları oldukça düşük kaldı. Schopenhauer hemen hemen otuz yaşlarındayken temel fikir sistemini kurmuştu; fakat geniş çaplı ün için otuz yıldan fazla beklemesi gerekecekti.

Berlin Üniversitesi ve Hegel Rekabeti

Schopenhauer, 1820’de Berlin Üniversitesinde ders verme hakkı kazanmıştır. Üniversitenin en tanınmış filozofu o sırada Georg Wilhelm Friedrich Hegel’di.

Schopenhauer, derslerini bilgili şekilde Hegel’in dersleriyle aynı saate koydu. Sadece öğrencilerin büyük çoğunluğu Hegel’i tercih etti. Schopenhauer’ın derslerine oldukca azca şahıs katıldı ve bilimsel nitelikli kariyeri kısa sürede sonlanmış oldu.

Bu vaka yalnızca kişisel bir rekabet değildir. İki filozofun dünyaya bakışı temelden farklıydı. Hegel, tarihsel gelişmenin akıl tarafınca yönlendirildiğini ve bir ilerleme süreci taşıdığını düşünüyordu. Schopenhauer ise evrenin temelinde akılcı bir plan değil, kör ve amaçsız bir isteme bulunduğunu savunuyordu.

Frankfurt Yılları ve Geç Gelen Ün

1831’de Berlin’de kolera salgınının baş göstermesi üstüne şehirden ayrılan Schopenhauer, ilkin Frankfurt’a, arkasından Mannheim’a geçti. 1833’te Frankfurt am Main’a kati olarak yerleşti ve yaşamının geri kalanını burada geçirdi.

Oldukça tertipli bir yaşam sürüyordu. Sabahları okuyor ve yazıyor, flüt çalıyor, öğleden sonrasında uzun yürüyüşlere çıkıyor, gazeteleri takip ediyor ve bazen konserlere gidiyordu. Yalnız yaşamayı tercih ediyor; yanında çoğu zaman bir kaniş besliyordu.

1836’da Doğadaki İsteme Üstüne adlı eserini yayımladı. 1839’da yazdığı İnsan İradesinin Özgürlüğü Üstüne başlıklı araştırma, Norveç Kraliyet Bilimler Akademisinin düzenlemiş olduğu yarışmada birincilik kazanmıştır.

1841’de özgürlük ve terbiye üstüne yazdığı iki incelemeyi Ahlakın İki Temel Problemi adıyla bir araya getirdi. 1844’te İsteme ve Tasarım Olarak Dünya genişletilmiş iki ciltlik baskısıyla tekrardan yayımlandı.

Schopenhauer’ın geniş okur kitlesine ulaşmasını elde eden yapıt ise 1851 tarihindeki Parerga ve Paralipomena oldu. Denemeler, aforizmalar ve felsefi değerlendirmelerden oluşan bu kitap, önceki çalışmalarına bakılırsa daha açık ve edebî bir üsluba sahipti.

1853’te İngiliz yazar John Oxenford’un Schopenhauer hakkında yayımladığı pozitif yönde araştırma, filozofun Avrupa’daki tanınırlığını daha da artırdı. Uzun süre görmezden gelindiğini düşünen Schopenhauer, yaşamının son yıllarında aramış olduğu üne kavuştu.

Arthur Schopenhauer’ın Ölümü

Schopenhauer, 21 Eylül 1860 sabahı Frankfurt’taki evinde 72 yaşlarında yaşamını yitirdi.

1859’da İsteme ve Tasarım Olarak Dünya’nın gözden geçirilmiş üçüncü baskısını yayımlamıştı. Böylece gençliğinde kurduğu fikir sisteminin son düzenlemelerini ölümünden kısa süre ilkin tamamladı.

Ölümünün arkasından talebesi ve takip edeni Julius Frauenstadt, eserlerinin yeni baskılarını hazırladı. Schopenhauer’ın toplu eserlerinin ilk kapsamlı baskısı 1873’te yayımlandı.

Schopenhauer’ın Felsefesi

Schopenhauer’ın felsefesi tek bir probleminin çevresinde gelişir: Dünya niçin devamlı çatışma, doyumsuzluk ve acı üretmektedir?

Felsefeci bu soruya insan aklını merkeze alarak değil, insanoğlunun bedensel ve duygusal varlığından hareket ederek yanıt verir.

Dünya Tasarım Olarak Ne Anlama gelir?

Schopenhauer’ın düşüncesine bakılırsa insan, dünyayı kendisinden bağımsız ve aracısız şekilde göremez. Algıladığımız her şey, bilen bir öznenin karşısındaki nesne olarak ortaya çıkar.

“Dünya benim tasarımımdır” düşüncesi, dış dünyanın yalnızca hayalden ibaret olduğu anlamına gelmez. Anlatılmak istenen şudur: Dünya hakkında bildiğimiz her şey, zihnimizin idrak etme biçimlerinden geçerek bizlere ulaşır.

Bu bakımdan Schopenhauer, Kant’ın data felsefesini izler. Süre, mekân ve nedensellik, deneyimin düzenlenmesini elde eden temel yapılardır. Biz nesneleri bu yapılar vasıtasıyla algılarız.

Buradaki “tasarım” sözcüğü günlük dildeki proje yada çizim anlamına gelmez. Almanca Vorstellung terimi, bir şeyin bilinçte görünmesi ve özneye sunulması anlamındadır.

Dünya İsteme Olarak Ne Anlama gelir?

Schopenhauer’a bakılırsa insan kendi bedenini iki değişik şekilde deneyimler:

  • Bedenimizi dışarıdan görülen bir nesne olarak algılarız.
  • Aynı bedeni içeriden talep, dürtü, çaba ve hareket olarak yaşarız.

Bedenimiz dışarıdan bir “tasarım”, içeriden ise “isteme” olarak deneyimlenir. Schopenhauer bu ikili deneyimden hareketle doğadaki tüm varlıkların iç özünü isteme kavramıyla açıklar.

Bu isteme:

  • Bilgili değildir.
  • Akılcı bir plana haiz değildir.
  • Belirli bir sonuca ulaşınca sona ermez.
  • Doğada, canlılarda ve insan davranışlarında değişik biçimlerde görünür.
  • Devamlı var olma, sürme ve kendini ortaya koyma eğilimidir.

İnsan aklı, Schopenhauer’a bakılırsa bu istemenin efendisi değildir. Bir çok vakit onun gereksinimlerini karşılayan bir araçtır. İnsan kendisini akılcı bir varlık olarak görse de davranışlarının derininde açlık, korunma, cinsellik, haiz olma ve üstün gelme şeklinde dürtüler bulunmaktadır.

Bu fikir, insan davranışlarında şuur dışı güçlerin ehemmiyet kazanacağı çağdaş psikoloji tartışmalarını belirli yönleriyle öncelemiştir. Sadece Schopenhauer’ın doğa ötesi “isteme” kavramıyla psikolojideki şuur dışı terimini bütünüyle özdeşleştirmek doğru değildir.

Yeter Sebep İlkesinin Dörtlü Kökü

Schopenhauer, dünyadaki vakaları açıklarken kullandığımız “niçin”lerin aynı türden olmadığını savunur. Yeter sebep ilkesinin dört ayrı görünümü vardır:

  1. Oluşun yeter sebebi: Doğadaki vakaları neden-sonuç ilişkisiyle açıklar.
  2. Bilmenin yeter sebebi: Bir yargının doğruluğunu mantıksal gerekçelerle temellendirir.
  3. Varlığın yeter sebebi: Matematiksel ve geometrik ilişkileri kapsar.
  4. Eylemin yeter sebebi: İnsan davranışlarını güdüler ve nedenler üstünden açıklar.

Mesela bir taşın düşmesi fizyolojik nedensellikle, bir önermenin doğruluğu mantıksal gerekçeyle, üçgenin özellikleri matematiksel ilişkilerle, bir insanoğlunun davranışı ise onu harekete geçiren güdülerle açıklanır.

Bu fark, Schopenhauer’ın data felsefesinin temelini oluşturur.

Schopenhauer Niçin Karamsar Bir Felsefeci Olarak Bilinir?

Schopenhauer’a bakılırsa istemek, hemen hemen haiz olunmayan bir şeyi arzulamaktır. Bu eksiklik duygusu insana acı verir. İstenen şeye ulaşıldığında ise mutluluk kalıcı olmaz. Kısa süre sonrasında yeni bir talep ortaya çıkar yada insan can sıkıntısıyla karşılaşır.

Yaşam böylece iki uç içinde hareket eder:

  • İstek karşılanmadığında acı,
  • İstek karşılandığında geçici doyum ve arkasından can sıkıntısı.

Schopenhauer’ın karamsarlığı, geçici bir ruh hâli değil; insan varoluşuna ilişkin felsefi bir değerlendirmedir. Ona bakılırsa doğadaki canlılar sınırı olan kaynaklar için savaşım eder. Bir canlının varlığını sürdürmesi bir çok vakit başka bir canlının zarar görmesine bağlıdır. İnsan toplumu da rekabet, bencillik ve çatışmadan bütünüyle kurtulamaz.

Bununla beraber Schopenhauer, yaşamın acı verici olduğu sonucundan “hiçbir şey yapmanın anlamı yoktur” düşüncesine geçmez. Tam tersine acıyı azaltabilecek üç temel yol gösterir:

  • Sanat ve güzel duyu tecrübe,
  • Merhamete dayalı terbiye,
  • Arzuların azaltılması ve istemenin sakinleştirilmesi.

Bundan dolayı onun felsefesini kolay bir umutsuzluk öğretisi olarak okumak noksan kalır.

Sanatın Kurtarıcı Gücü

Schopenhauer’a bakılırsa insan günlük hayatta nesnelere gereksinimleri açısından bakar. Aç biri yiyeceği, tüccar malı, yolcu ise yolu kendi amacıyla ilişkilendirerek görür.

Sanat deneyiminde bu çıkar ilişkisi geçici olarak askıya alınabilir. İnsan bir manzarayı, şiiri yada resmi yalnızca kendisine sağlayacağı yarar için değil, olduğu hâliyle seyreder. Böylece istemenin baskısından kısa süreliğine uzaklaşır.

Schopenhauer; mimarlık, heykel, fotoğraf ve şiire ehemmiyet verir. Sadece sanatlar içinde müziğe hususi bir yer ayırır.

Schopenhauer’ın Müzik Anlayışı

Schopenhauer’a bakılırsa öteki sanatlar dünyadaki varlıkların ve düşüncelerin görüntülerini ortaya koyarken müzik, istemenin hareketini direkt ifade eder.

Müzik belirli bir üzüntüyü, luğu yada özlemi anlatmak zorunda değildir. Bu duyguların genel yapısını hissettirir. Dinleyici, kişisel kaygılarından uzaklaşarak duygunun kendisiyle karşılaşır.

Bu yaklaşım bilhassa besteci Richard Wagner üstünde etkili olmuştur. Schopenhauer’ın sanat ve müzik anlayışı, genç Friedrich Nietzsche’nin düşünsel gelişiminde de mühim rol oynamıştır.

Merhamete Dayalı Terbiye

Schopenhauer, ahlakın kaynağını soyut kurallarda yada kişisel çıkarda değil, merhamette bulur. Gerçek etik davranış, başka bir insanoğlunun ya da canlının acısını kendi acımız şeklinde hissedebilmekle adım atar.

İnsanlar görünüşte birbirinden ayrı bireylerdir. Fakat hepsi aynı temel istemenin değişik görünümleridir. Bir başkasına zarar vermek, daha derin bir düzeyde insanoğlunun kendisiyle aynı varoluşu paylaşan bir canlıya zarar vermesidir.

Schopenhauer’ın terbiye anlayışı iki temel ilkeyle özetlenebilir:

  • Hiç kimseye zarar vermemek,
  • Mümkün olduğu seviyede başkalarının acısını azaltmak.

Bu yaklaşım hayvanları da kapsar. Schopenhauer, hayvanların insanoğlunun kullanımına sunulmuş duygusuz nesneler olmadığını savunur. Acı çekebilen tüm canlıların etik dikkati hak ettiğini düşünür.

Onun karamsarlığı ile acıma ahlakı içinde kuvvetli bir bağ vardır. Dünyada acının yaygın bulunduğunu kabul etmek, insanı kayıtsızlığa değil; acıyı çoğaltmamaya ve mümkünse azaltmaya yöneltmelidir.

Özgür İrade Problemi

Schopenhauer, insanoğlunun gündelik anlamda özgür bulunduğunu kabul etmez. İnsan davranışları, kişinin karakteri ile karşılaşmış olduğu güdülerin mecburi birleşiminden doğar.

Bir insan, istediği yönde hareket edebilir; sadece neyi isteyeceğini bütünüyle kendisi seçemez. Bundan dolayı istekleri karakteri, bedensel yapısı, geçmişi ve karşılaşmış olduğu koşullar tarafınca belirlenir.

Bununla beraber Schopenhauer, Kant’tan hareketle “deneysel karakter” ile “anlaşılabilir karakter” içinde fark yapar. İnsan davranışları tecrübe dünyasında nedenselliğe bağlıdır. Fakat insanoğlunun kendinde varlığı, vakit ve nedensellik haricinde düşünüldüğünde değişik bir özgürlük düzeyi gündeme gelir.

Bu çözüm tartışmalıdır. Gene de Schopenhauer’ın özgür irade üstüne geliştirdiği görüşler, uygar determinizm tartışmalarının mühim tarihsel kaynaklarından biridir.

İstemenin Yadsınması ve Arzuların Azaltılması

Sanat, istemenin baskısını yalnızca geçici olarak durdurur. Schopenhauer daha kalıcı bir huzurun arzuların azaltılmasıyla mümkün bulunduğunu düşünür.

İnsan devamlı daha fazlasını istemekten vazgeçtiğinde, bencilliğin ve rekabetin tesiri azalır. Bu fikir onu çilecilik, mütevazi yaşam, öz denetim ve vazgeçme kavramlarına yaklaştırır.

Schopenhauer’ın “yaşama istemesinin yadsınması” görüşü intihar çağrısı değildir. Felsefeci intiharı bir çözüm olarak görmez. Ona bakılırsa intihar eden şahıs yaşamı bütünüyle reddetmekten oldukca, içinde bulunmuş olduğu acı verici yaşam koşullarını reddeder. İstemenin kendisi ise ortadan kalkmış olmaz.

Aslolan hedef, bedeni yok etmek değil; insanı doyumsuz bir arzu döngüsüne bağlayan istemenin egemenliğini kırmaktır.

Arthur Schopenhauer’ın Başlıca Eserleri

Yapıt Gösterim zamanı İçeriği ve önemi
Yeter Sebep İlkesinin Dörtlü Kökü Üstüne 1813 Doktora tezidir. Nedensellik ve gerekçelendirme biçimlerini inceler.
Görme ve Renkler Üstüne 1816 Idrak ve renk kuramını ele alır; Goethe’nin çalışmalarından hareket eder.
İsteme ve Tasarım Olarak Dünya 1818/1819 Schopenhauer’ın doğa ötesi, data, sanat ve terbiye sistemini ortaya koyan başyapıtıdır.
Doğadaki İsteme Üstüne 1836 İsteme öğretisini devrin tabiat bilimlerindeki gelişmelerle ilişkilendirmeye çalışır.
İnsan İradesinin Özgürlüğü Üstüne 1839 Özgürlük, zorunluluk, karakter ve güdü ilişkisini inceler.
Ahlakın Temeli Üstüne 1840 Ahlakın kaynağını akıldan oldukca merhamette arar.
Ahlakın İki Temel Problemi 1841 Özgür irade ve ahlakın temeli üstüne iki incelemenin bir araya getirilmiş olduğu eserdir.
İsteme ve Tasarım Olarak Dünya, ikinci baskı 1844 Yapıt iki cilde genişletilmiş ve kapsamlı eklerle tekrardan yayımlanmıştır.
Parerga ve Paralipomena 1851 Denemeler, aforizmalar, yaşam bilgeliği ve çeşitli felsefi değerlendirmeler ihtiva eder.

Türkçede Bağımsız Kitap Olarak Piyasaya sürülen Seçmeler

Schopenhauer’ın Türkçede oldukca sayıda kitap adıyla yayımlanması, okurlarda filozofun birbirinden bağımsız onlarca yapıt yazdığı izlenimini doğurabilir.

Oysa aşağıdaki başlıkların mühim bir kısmı Parerga ve Paralipomena içindeki bölümlerin, yayımlanmamış notların yada değişik metinlerden yapılmış seçmelerin Türkçe baskılarıdır:

  • Yaşam Bilgeliği Üstüne Aforizmalar
  • Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üstüne
  • Aşkın Metafiziği
  • Bayanlar Üstüne
  • Münakaşa Sanatının İncelikleri
  • Eristik Diyalektik
  • Haklı Çıkma Sanatı
  • Mutlu Olma Sanatı
  • İnsan Doğası Üstüne

Bilhassa Haklı Çıkma Sanatı yada Eristik Diyalektik adıyla piyasaya sürülen metin, Schopenhauer’ın sağlığında tamamlanmış bağımsız bir kitap olarak basılmamıştır. Tartışmalarda kullanılan yanıltıcı şekilleri sınıflandırdığı notlarından hareketle ölümünden sonrasında yayımlanmıştır.

Bundan dolayı Schopenhauer’ın eserleri değerlendirilirken baskının içindekiler kısmı, çevirmeni ve metnin hangi Almanca kaynağa dayandığı ne olursa olsun denetim edilmelidir.

Schopenhauer’ın Kirpi İkilemi Nedir?

Schopenhauer’ın en tanınmış benzetmelerinden biri “kirpi ikilemi”dir. Benzetme, soğuk bir günde ısınmak için birbirine yaklaşan kirpileri anlatır. Kirpiler fazla yaklaştıklarında dikenleriyle birbirlerini yaralar; uzaklaştıklarında ise soğuktan etkilenirler. Sonunda hem ısınabilecekleri hem de birbirlerine zarar vermeyecekleri uygun bir mesafe bulmaya çalışırlar.

Schopenhauer bu anlatıyla insan ilişkilerindeki temel gerilimi gösterir. İnsan başkalarının yakınlığına gereksinim duyar; fakat aşırı yakınlık çatışma, kırgınlık ve kişisel alan kaybı doğurabilir.

Kirpi ikilemi, Schopenhauer’ın oluşturduğu deneysel bir psikoloji kuramı değildir. Parerga ve Paralipomena içindeki kısa bir felsefi benzetmedir. Ondan sonra Sigmund Freud tarafınca da kullanılmış ve çağdaş psikoloji literatüründe yaygınlaşmıştır.

Schopenhauer’ın Üslubu ve Edebiyatla İlişkisi

Schopenhauer, ağır sistemler kurmasına karşın birçok çağdaşına bakılırsa açık ve edebî bir üslupla yazmıştır. Hegel başta olmak suretiyle bilimsel nitelikli filozofların soyut ve kapalı üslubunu sert şekilde eleştirmiştir.

Metinlerinde şu özellikler öne çıkar:

  • Açık ve direkt ifade,
  • Kuvvetli benzetmeler,
  • Keskin eleştiriler,
  • Kısa ve etkili aforizmalar,
  • Edebî eserlerden alınan örnekler,
  • Gündelik yaşam gözlemleri,
  • İroni ve polemik.

Shakespeare, Calderón, Goethe ve klasik Yunan edebiyatı Schopenhauer’ın sıkça başvurduğu kaynaklar arasındadır. Felsefeyi yalnızca kavramlarla değil, insanoğlunun yaşamış olduğu somut deneyimlerle açıklamaya emek vermesi, onun edebiyatçılar üstündeki tesirini güçlendirmiştir.

Schopenhauer’ın Nietzsche Üstündeki Tesiri

Nietzsche, 1865’te bir kitapçıda İsteme ve Tasarım Olarak Dünya ile karşılaştığında yirmi bir yaşındaydı. Eserden büyük seviyede etkilendi ve başlangıçta Schopenhauer’ı kendisine düşünsel bir eğitimci olarak görmüş oldu.

Her iki felsefeci da insan davranışlarında akıl dışı güçlerin önemini vurgular. Sanata ve bilhassa müziğe hususi bir kıymet verirler. Bununla beraber Nietzsche zaman içinde Schopenhauer’ın acı, çilecilik ve istemenin yadsınması üstüne görüşlerinden uzaklaştı.

Temel fark şudur:

  • Schopenhauer, acıyı azaltmak için istemenin sakinleştirilmesini savunur.
  • Nietzsche, yaşamın acılarıyla beraber olumlanmasını ve yaratıcı şekilde aşılmasını ister.

Nietzsche’nin “güç istenci” terimi, Schopenhauer’ın “isteme” anlayışının kolay bir devamı değildir. Nietzsche bu mirası dönüştürmüş ve bazı yönleriyle tersine çevirmiştir.

Schopenhauer’ın Edebiyat, Müzik ve Psikolojiye Tesiri

Schopenhauer’ın tesiri felsefeyle sınırı olan kalmamıştır.

Edebiyattaki Tesiri

Schopenhauer’ın insanoğlunun doyumsuzluğu, ölüm, yalnızlık, arzu ve anlamsızlık üstüne görüşleri birçok yazarı etkilemiştir. Bu adlar içinde şunlar sayılabilir:

  • Lev Tolstoy,
  • Guy de Maupassant,
  • Marcel Proust,
  • Thomas Hardy,
  • Jorge Luis Borges,
  • Samuel Beckett,
  • Joseph Conrad,
  • Émile Zola,
  • Ivan Turgenyev,
  • Thomas Mann.

Bilhassa Thomas Mann’ın eserlerindeki çöküş, hastalık, sanat ve ölüm temalarında Schopenhauer’ın tesiri belirgindir.

Müzikteki Tesiri

Müziği istemenin direkt ifadesi olarak görmesi Richard Wagner’i derinden etkilemiştir. Johannes Brahms, Gustav Mahler ve Arnold Schönberg şeklinde bestecilerin düşünsel dünyasında da Schopenhauer’ın güzel duyu anlayışının izleri görülür.

Psikolojiye Tesiri

Schopenhauer, insan davranışlarının yalnızca bilgili akılla açıklanamayacağını savunmuştur. Cinsellik, yaşama dürtüsü, şuur dışı yönelimler ve aklın dürtülere hizmet etmesi üstüne gözlemleri daha sonraki psikoloji tartışmalarını öncelemiştir.

Bununla beraber Schopenhauer’ı direkt çağdaş psikanalizin kurucularından biri saymak doğru değildir. Onun “isteme”si doğa ötesi bir kavramdır; Freud’un şuur dışı kuramı ise klinik gözlemler ve ruhsal çözümlemeler üstüne kurulmuştur.

Schopenhauer’ın fikir tarihindeki geniş tesiri, Stanford Encyclopedia of Philosophy’nin tesir değerlendirmesinde detaylı şekilde ele alınmaktadır.

Schopenhauer’a Yöneltilen Eleştiriler

Schopenhauer’ın düşüncesi etkisi altına alan olmasıyla birlikte tartışmalıdır. Bilimsel nitelikli bir değerlendirme, onun kuvvetli yanlarıyla beraber sınırlılıklarını da görmeyi gerektirir.

İsteme Teriminin Doğrulanma Problemi

Schopenhauer, doğadaki tüm varlıkların temelinde aynı istemenin bulunduğunu ileri sürer. Sadece bu doğa ötesi iddianın deneysel olarak iyi mi doğrulanacağı açık değildir.

İnsanın kendi bedenini içeriden isteme olarak deneyimlemesi, tüm tabiatın iç özünün de isteme bulunduğunu kanıtlamaya yeter mi? Bu sual, sistemine yöneltilen en kuvvetli itirazlardan biridir.

Karamsarlığın Genelleştirilmesi

Schopenhauer acı, eksiklik ve çatışmayı kuvvetli şekilde açıklar. Buna karşılık dayanışma, sevinç, üretkenlik, dostluk ve ortak anlam kurma şeklinde pozitif yönde insan deneyimlerine aynı seviyede yer vermez.

Bundan dolayı felsefesinin insan yaşamının mühim bir yönünü aydınlattığı; fakat yaşamın bütününü tek başına açıklayamadığı söylenebilir.

Bayanlar Ile alakalı Görüşleri

Schopenhauer’ın hanımlarla ilgili bazı yazıları açık şekilde küçümseyici, genelleyici ve cinsiyetçidir. Hanımefendilerin düşünsel ve sanatla alakalı kabiliyetleri hakkında hükümleri ne bilimsel bir temele dayanır ne de günümüzde kabul edilebilir.

Bu metinler yalnızca “yaşamış olduğu devrin şartları” denilerek geçiştirilemez. Bundan dolayı Schopenhauer’ın bireysel önyargılarını ve kendi acıma ahlakıyla çelişen taraflarını de gösterir.

Bir düşünürün tarihsel önemini kabul etmek, eserlerindeki sorunlu görüşleri eleştirmeye engel değildir. Aksine güvenilir bir okuma, hayranlıkla eleştiri arasındaki dengeyi korumalıdır.

Hint ve Budist Düşüncesini Yorumlayışı

Schopenhauer, Hint düşüncesinin Avrupa’da ciddiye alınmasına katkıda bulunmuştur. Fakat kullandığı kaynaklar sınırı olan ve dolaylı çevirilere dayanmaktadır.

Mesela Budizmde arzunun bütünüyle yok edilmesiyle Schopenhauer’ın “istemenin yadsınması” düşüncesi tamamen aynı değildir. Budist geleneklerde arzu; zararı dokunan, yararlı yada etkisiz niteliklere bakılırsa değişik biçimlerde değerlendirilebilir.

Bundan dolayı Schopenhauer’ın Doğu düşüncesiyle ilişkisi bir özdeşlikten oldukca, yaratıcı fakat kısmen noksan bir felsefi karşı karşıya gelme olarak görülmelidir.

Schopenhauer Okumaya Hangi Eserden Başlanmalı?

Schopenhauer’ı ilk kez okuyacaklar için direkt İsteme ve Tasarım Olarak Dünya ile adım atmak zorlayıcı olabilir. Daha verimli bir okuma sırası şöyleki düzenlenebilir:

  1. Yaşam Bilgeliği Üstüne Aforizmalar
  2. İnsan Doğası Üstüne başlığıyla piyasaya sürülen seçmeler
  3. İnsan İradesinin Özgürlüğü Üstüne
  4. Ahlakın Temeli Üstüne
  5. Yeter Sebep İlkesinin Dörtlü Kökü Üstüne
  6. İsteme ve Tasarım Olarak Dünya

Seçki niteliğindeki Türkçe baskılarda çevirmen ve kaynak metin bilgisine dikkat edilmelidir. Aynı başlıkla piyasaya sürülen kitapların kapsamı yayınevine bakılırsa değişebilir.

Schopenhauer’ın Fikir Tarihindeki Yeri

Schopenhauer, aklın evreni bütünüyle açıklayabileceğine duyulan iyimser itimatı sarsan düşünürlerden biridir. Kendisinden önceki pek oldukca felsefeci evrenin temelinde akıl, seviye yada tanrısal amaç ararken o, kör ve doyumsuz bir istemeyi merkeze yerleştirdi.

Bu yönüyle 20. yüzyılın pek oldukca tartışmasını evvelinde haber verir:

  • Şuur dışı dürtülerin insan davranışındaki görevi,
  • Akıl ile arzu arasındaki çatışma,
  • Yaşamın anlamı problemi,
  • Sanatın gündelik gerçeklikten uzaklaştırıcı gücü,
  • İnsan ile hayvan arasındaki etik bağ,
  • Arzu, tüketim ve doyumsuzluk ilişkisi,
  • Bireysel özgürlük ile nedensellik arasındaki gerilim.

Schopenhauer’ın tüm cevaplarını kabul etmek gerekmez. Onu mühim kılan, insanoğlunun kendisi hakkında duymak istemediği soruları açık bir üslupla sormasıdır.

Netice

Arthur Schopenhauer, insanı ilk olarak akılcı bir varlık olarak değil; isteyen, arzulayan, savaşım eden ve acı çeken bir canlı olarak ele almıştır. Ona bakılırsa akıl bir çok vakit insanoğlunun derin dürtülerini yönetmez; yalnızca onların amaçlarına ulaşmasına yardım eder.

Schopenhauer’ın dünyası karanlıktır, fakat bütünüyle çıkışsız değildir. Sanat insanı kişisel çıkarlarından kısa süreliğine uzaklaştırır. Acıma, bireyler arasındaki görünürdeki ayrılığı aşar. Arzuların sınırlandırılması ise doyumsuz istemenin baskısını azaltır.

Bundan dolayı Schopenhauer’ı yalnızca karamsarlığın sözcüsü olarak görmek kafi değildir. O bununla beraber acıyı tanımanın insanı daha ölçülü, daha merhametli ve daha bilgili kılabileceğini korumak için çaba sarfeden bir terbiye düşünürüdür.

Felsefesinin bazı yönleri günümüzde haklı olarak eleştirilse de insan doğası, arzu, sanat, özgürlük ve acı üstüne sordurulmuş olduğu sorular güncelliğini korumaktadır. Schopenhauer’ın kalıcı gücü de burdadır: Okuruna kolay teselliler sunmaz; fakat insanoğlunun kendisiyle daha dürüst şekilde yüzleşmesini sağlar.

Sık Sorulan Sorular

Arthur Schopenhauer kimdir özetlemek gerekirse?

Arthur Schopenhauer, 1788-1860 yılları aralığında yaşamış Alman filozoftur. Dünyanın temelinde kör ve doyumsuz bir isteme bulunduğunu savunmuş; karamsarlık, sanat, acıma ve özgür irade üstüne görüşleriyle tanınmıştır.

Schopenhauer’ın en mühim eseri hangisidir?

Schopenhauer’ın en mühim eseri Die Welt als Wille und Vorstellung adlı çalışmadır. Yapıt Türkçede çoğunlukla İsteme ve Tasarım Olarak Dünya yada İrade ve Tasarım Olarak Dünya adıyla yayımlanmaktadır.

Schopenhauer niçin karamsar bir filozoftur?

Schopenhauer’a bakılırsa istemek bir eksiklikten doğar ve acı verir. İsteklerin karşılanması kalıcı mutluluk sağlamaz; yeni arzulara yada can sıkıntısına neden olur. Bundan dolayı insan yaşamını büyük seviyede doyumsuzluk ve çatışmayla açıklar.

Schopenhauer’ın “isteme” terimi ne anlama gelir?

İsteme, bilgili karar verme anlamındaki irade değildir. Tabiatın, canlılığın ve insan davranışlarının temelinde bulunmuş olduğu kabul edilen kör, amaçsız ve devamlı bir var olma yönelimidir.

Schopenhauer nihilist midir?

Schopenhauer, dünyanın evvelinde belirlenmiş tanrısal yada tarihsel bir amacı bulunduğunu kabul etmez. Sadece tüm değerleri reddeden kolay bir nihilist değildir. Merhameti ahlakın temeli sayar ve acının azaltılmasını mühim bir kıymet olarak görür.

Schopenhauer ateist midir?

Schopenhauer, kişisel ve yaratıcı bir Tanrı anlayışını kabul etmez. Felsefesi çoğu zaman ateist bir doğa ötesi olarak değerlendirilir. Bununla beraber mistik deneyime, Hristiyan çileciliğine, Upanişadlara ve Budist düşünceye büyük ilgi göstermiştir.

Schopenhauer, Nietzsche’yi iyi mi etkilemiştir?

Schopenhauer’ın akıl dışı isteme, sanat ve müzik hakkında görüşleri genç Nietzsche üstünde kuvvetli bir tesir bırakmıştır. Nietzsche sonrasında Schopenhauer’ın çileci ve yaşamı yadsıyan taraflarını eleştirmiştir.

Schopenhauer’ın kirpi ikilemi neyi anlatır?

Kirpi ikilemi, insanların hem yakınlığa gereksinim duymasını hem de aşırı yakınlık sebebiyle birbirlerine zarar verebilmesini anlatır. Sıhhatli ilişkiler için uygun bir mesafenin lüzumlu bulunduğunu gösteren felsefi bir benzetmedir.

Schopenhauer’ın kitaplarına hangi sırayla başlanmalıdır?

İlk kez okuyacaklar için Yaşam Bilgeliği Üstüne Aforizmalar uygun bir başlangıçtır. Arkasından özgür irade ve terbiye üstüne incelemeleri, son aşamada ise İsteme ve Tasarım Olarak Dünya okunabilir.

Bul-Tikla

Son Yazılar

Sevme Sanatı – Erich Fromm | Kitap İncelemesi ve Özeti

Sevme Sanatı – Erich Fromm Erich Fromm’un Sevme Sanatı: Sevgi Bir Duygu mu, Öğrenilmesi Ihtiyaç…

2 gün ago

Hayat Yaşadığına Değsin Özeti ve Konusu

Yaşam Yaşadığına Değsin – Emre KongarTür:DenemeYazar:Emre KongarYayınlanma Zamanı:2025Yayınevi:Remzi KitabeviISBN:9789751422514MevzusuÖzetlemek gerekirse kitap, yaşam, aşk, başarı ve…

4 gün ago

Şıpsevdi – Hüseyin Rahmi Gürpınar (Roman İncelemesi)

Şıpsevdi Roman İncelemesi: Özet, Kişiler, Tema ve Yapı Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Şıpsevdi romanı, yanlış Batılılaşmayı…

5 gün ago

Şiirin Diğer Sanatlarla İlişkisi – Türk Dili ve Edebiyatı

Şiirin Öteki Sanatlarla İlişkisi Şiir, yalnızca sözcüklerin belirli kurallarla yan yana getirilmesinden oluşmaz. Ses, ritim,…

5 gün ago

Yalçın Küçük – Türk Dili ve Edebiyatı

Prof. Dr. Yalçın Ufak Kimdir? Yaşamı, Eserleri Yalçın Ufak Prof. Dr. Yalçın Ufak; ekonomi, siyasal…

5 gün ago

Narsistik Bir Dünyada Hayatta Kalma Rehberi: Kitap Özeti ve İncelemesi

Narsistik Bir Dünyada Hayatta Kalma Rehberi – Sandy Hotchkiss Sandy Hotchkiss’in Narsistik Bir Dünyada Hayatta…

6 gün ago