Kategoriler: Genel

Halk Şiirinde Şairlerin Mahlas Alma Geleneği

Halk Şiirinde Ozanların/Şairlerin Mahlas Alma Geleneği

Halk Şiirinde Şairlerin Mahlas Alma Geleneği

Halk Şiirinde Mahlas Nedir?

Mahlas, şairin aslolan adı haricinde şiirlerinde kullandığı edebî addır. Kelime kökeni bakımından “halas” sözüyle ilişkilidir ve saflık, halislik, gönül temizliği benzer biçimde anlam alanlarına haizdir. Edebî anane içinde ise şairin şiirde kendisini tanıttığı, sanatçı kimliğini belirginleştirdiği hususi ad olarak kabul edilir.

Halk şiirinde mahlas, yalnızca bir takma ad değildir. Şairin şiir dünyasındaki yerini, kişiliğini, inancını, dünya görüşünü, sanat tavrını ve kimi süre da içinde bulunmuş olduğu ruh hâlini yansıtan bir kimlik unsurudur. Bu yönüyle mahlas, halk şairinin şiirdeki imzası olarak görülür.

Mahlas kullanımı divan edebiyatında da halk edebiyatında da geleneğe bağlı bir kaide hâline gelmiştir. Divan şairleri mahlaslarını çoğunlukla gazelin son beytinde kullanırken, halk şairleri mahlaslarını çoğu zaman şiirin son dörtlüğünde söyler. Halk şiirindeki bu söyleyiş biçimi “tapşırma” adıyla bilinir.

Mahlas ve Tapşırma İlişkisi

Halk şiirinde şairin son dörtlükte mahlasını söylemesine tapşırma denir. Tapşırma; kendini tanıtma, bildirme ve arz etme anlamlarıyla açıklanır. Âşık, şiirin sonunda (son dörtlükte) mahlasını kullanarak hem şiirin kendisine ilişik bulunduğunu gösterir hem de dinleyici yada okuyucu karşısında edebî kimliğini görünür kılar.

Âşık karşılaşmalarında tapşırmanın hususi bir yeri vardır. Karşılaşmada ayağı açan yada önden giden âşığın tapşırma hakkı bulunur. İkinci âşık daha ilkin tapşıramaz; bu şekilde bir davranış, karşı karşıya gelme geleneği içinde yenilgi anlamına gelebilir. Bu durum, tapşırmanın halk şiirinde yalnızca biçimsel bir unsur olmadığını, bununla beraber âşıklar arasındaki sözlü edebiyat düzeninin de parçası bulunduğunu gösterir.

KARA TOPRAK – Âşık Veysel Şatıroğlu

Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yârim kara topraktır.
Boşuna dolandım, boşa yoruldum
Benim sadık yârim kara topraktır.

Nice güzellere bağlandım kaldım
Ne bir vefa gördüm ne yarar buldum
Her türlü istediğim topraktan aldım
Benim sadık yârim kara topraktır.

Koyun verdi, kuzu verdi, süt verdi
Yiyecek verdi, ekmek verdi, et verdi
Kazma ile dövmeyince kıt verdi
Benim sadık yârim kara topraktır.

Âdem’den bu deme neslim getirdi
Bana türlü türlü meyve tamamladı
Her gün beni tepesinde götürdü
Benim sâdık yârim kara topraktır.

Karnın yardım kazmayınan, belinen
Yüzün yırttım tırnağınan, elinen
Gene beni karşıladı gülünen
Benim sâdık yârim kara topraktır.

İşkence yaptıkça bana gülerdi
Bunda yalan yoktur hepimiz de görmüş oldu
Bir çekirdek verdim, dört bostan verdi
Benim sâdık yârim kara topraktır.

Havaya bakarsam hava alırım
Toprağa bakarsam yakarma alırım
Topraktan ayrılsam nerde kalırım
Benim sâdık yârim kara topraktır.

Bir dileğin var ise iste Tanrı’tan
Almak için uzak gitme topraktan
Cömertlik toprağa verilmiş Hak’tan
Benim sâdık yârim kara topraktır.

Hakikat istersen açık bir nokta
Tanrı kula yakın, kul da Tanrı’a
Hakkın gizli saklı hazinesi toprakta
Benim sâdık yârim kara topraktır.

Tüm kusurumu toprak gizliyor
Melhem çalıp yaralarım düzlüyor
Kolun açmış yollarımı gözlüyor
Benim sâdık yârim kara topraktır.

Her kim ki olursa bu sırra mazhar
Dünyaya bırakır ölmez bir yapıt
Gün gelir Veysel‘i kucaklar
Benim sâdık yârim kara topraktır.

Mahlas Alma Geleneğinin Tarihî Arka Planı

Şiirde ad yada mahlas kullanma geleneği oldukça eski bir geçmişe haizdir. İslâmiyet öncesi Arap şiirinde bu geleneğin izlerine rastlanır. Türk şiiri bakımından da İslâmiyet öncesi dönemde bazı şairlerin manzumelerinin son bölümlerinde adlarını zikrettikleri görülür. Bu durum, Türklerin şiirde ad kullanma alışkanlığının eski dönemlere kadar uzandığını düşündürür.

İslâmiyet’in kabulünden sonra Türk edebiyatında şairlerin şiirlerinde ad yada mahlas kullanmaları daha yaygın hâle gelmiştir. Yusuf Has Hacip, Edip Ahmet, Ahmet Yesevî, Hakîm Süleyman Ata, Ahmet Fakih, Şeyyad Hamza ve Yunus Emre benzer biçimde isimlerle bu anane değişik dönemlerde devam etmiştir. XIII. ve XIV. yüzyıllardan itibaren hem divan şiirinde hem de halk şiirinde mahlas kullanımı belirgin bir edebî uygulama hâline gelmiştir.

Zaman içinde divan şiirinde sistemli halde kullanılan mahlas geleneği, çağdaş dönemlerde daha oldukca halk şiiri içinde canlılığını sürdürmüştür. Âşık seçimi şiirde mahlas, bugün de geleneğin temel unsurlarından biri olarak kabul edilir.

Halk Şairleri Niçin Mahlas Kullanır?

Halk şairlerinin mahlas kullanmasında birden fazla niçin vardır. Ilk olarak aynı adı taşıyan şairlerin şiirlerinin birbirine karışmasını önlemek mühim bir gerekçe olarak görülebilir. Ahmet, Mehmet, Ali, Hüseyin, Mustafa benzer biçimde yaygın adların çokluğu, şairlerin kendilerini değişik bir adla tanıtma ihtiyacını doğurmuş olabilir.

Bunun yanında ozan, meydana getirmiş olduğu şiirdeki düşüncenin, ahengin, anlam zenginliğinin ve söyleyiş gücünün kendisine ilişik bulunduğunu göstermek ister. Mahlas, bu bakımdan şiirin sahibini belirten edebî bir işarettir.

Mahlas bununla beraber şairin şahsiyetini koruma, dikkat çekme ve sanatını kalıcı hâle getirme arzusuyla da ilişkilidir. Halk şairi, seçtiği mahlasla dinleyici ve okuyucunun zihninde belirli bir portre oluşturur. Bu portre kimi süre mistik, kimi süre dertli, kimi süre mütevazı, kimi süre da kuvvetli bir âşık kimliğini yansıtır.

Halk Şiirinde Mahlas Alma Yolları

Halk şiirinde mahlas alma geleneği tek biçimli değildir. Âşıklar mahlaslarını değişik yollarla alabilir. Bu yollar genel olarak isim ve soy isimle ilgili mahlaslar, isim dışındaki mahlaslar ve mahlas değişiklik yapma uygulamaları şeklinde değerlendirilebilir.

İsimle İlgili Mahlaslar

Bazı halk şairleri şiirlerinde direkt kendi adlarını kullanır. Bu durumda mahlas, şairin aslolan adıyla örtüşür. Şairin iki adı var ise, bunlardan birini mahlas olarak tercih etmiş olduğu de görülür. Bunun yanında isme mensubiyet eki getirilerek oluşturulan mahlaslar da vardır.

Kimi âşıklar adlarının başına bir ödat getirerek mahlas oluşturur. Bu sıfatlar bir çok süre şairin kendisini alçak gönüllü göstermesine yarayan sözlerdir. “Çaresiz”, “dertli”, “acayip”, “sefil” benzer biçimde kelimeler bu tür kullanımlara örnek teşkil eder. Bazı durumlarda “derviş”, “kul”, “pir” benzer biçimde inanç ve tasavvuf çevresini çağrıştıran sözler de ismin önüne getirilir. Şairin gençlik, meslek, kişisel özellik yada toplumsal konumunu yansıtan kelimeler de mahlasın parçası olabilir.

Bazı halk şairleri ise adlarının sonuna bir ödat yada unvan ilave ederek mahlas oluşturur. “Dayı”, “Kız kardeş”, “Baba”, “Sultan”, “Âşık” benzer biçimde sözler, şairin çevresiyle ilişkisini yada kendisine verilen toplumsal sıfatı yansıtabilir. Bu tür mahlaslarda kişisel ad ile halk içinde kullanılan hitap biçimi birleşir.

Soy İsimle İlgili Mahlaslar

Cumhuriyet döneminde soy adların kullanılmaya başlanmasıyla beraber, halk şairleri içinde soy adını mahlas olarak kullanma yolu da yaygınlaşmıştır. Bazı âşıklar yalnızca soy isimlerini mahlas yaparken, bazıları soy ismin başına yada sonuna bir ödat getirerek yeni bir mahlas kurar.

Bu tür mahlaslarda şairin aile adı, edebî kimliğin temel belirleyicisi hâline gelir. Soy ismin başına “Acayip” yada “Sefil” benzer biçimde kelimelerin getirilmesi, geleneksel halk şiiri söyleyişindeki tevazu ve dertli âşık tipini yansıtır. Soy ismin sonuna “Can” yada “oğlu” benzer biçimde eklemelerin yapılması ise mahlasın hem kişisel hem de geleneksel bir kalite kazanmasını sağlar.

İsim Haricinde Alınan Mahlaslar

Halk şairlerinin mühim bir kısmı, aslolan adlarının haricinde tamamen değişik kelimeleri mahlas olarak kullanır. Bu tür mahlaslar iki ana yolla ortaya çıkar: Bir başkası tarafınca verilme yada şairin kendisi tarafınca seçilme.

Bir Başkası Tarafınca Verilen Mahlaslar

Halk şiirinde mahlasın bir başkası tarafınca verilmesi yaygın bir gelenektir. Bu verme rüyada gerçekleşebileceği benzer biçimde gerçek hayatta da olabilir. Bazı örneklerde mahlasın, âşık hemen hemen çocukken verildiği görülür.

Rüyada mahlas alma, âşıklık geleneğinin mistik tarafıyla ilişkilidir. Âşık, rüyasında kendisine verilen mahlası şiirlerinde kullanmaya adım atar. Gerçek hayatta mahlas alma ise daha yaygın bir uygulamadır. Usta âşıklar, çevrede elit kişiler yada şairin yakın çevresi ona bir mahlas verebilir.

Kundaktaki çocuğa mahlas verilmesi ise son aşama dikkat çekici bir örnektir. Bu durumda mahlas, âşıklık kimliği hemen hemen ortaya çıkmadan ilkin verilmiş olur. Bu şekilde bir örnek, mahlasın yalnızca sonradan kazanılan bir edebî ad değil, kimi zaman şairin gelecekteki sanat kişiliğine işaret eden simgesel bir ad olarak da düşünüldüğünü gösterir.

Şairin Kendi Mahlasını Seçmesi

Bazı halk şairleri mahlaslarını bizzat kendileri seçer. Bu seçim, şairin çevresinden etkilenmesiyle yada kişiliğine uygun görmüş olduğu bir kelimeyi benimsemesiyle gerçekleşebilir.

Toplumun kişiye verdiği lakap yada unvan, zaman içinde onun aslolan adının önüne geçebilir. Halk kültüründe lakaplar, unvanlar, benzetmeler ve yakıştırmalar kişinin tanınmasında kuvvetli bir rol oynar. Ozan de çevresinde kendisine verilen bu adı mahlas olarak kullanabilir.

Bunun haricinde âşık, kendi mizacına, fikir yapısına ve dünya görüşüne uygun bir kelime seçerek mahlas alabilir. “Bağrıyanık”, “Derdimend”, “Efkârî”, “Kemter”, “Püryanî” benzer biçimde mahlaslar, şairin iç dünyasını ve şiir anlayışını yansıtan adlar olarak değerlendirilebilir.

Bazı âşıklar ise geçmişte yaşamış bir ustayı manevî usta kabul eder. Bu durumda usta şairin mahlası yada adı çevresinde yeni bir mahlas oluşturulabilir. Böylece mahlas, yalnızca bireysel bir kimlik değil, bununla beraber bir edebî bağlılık göstergesi hâline gelir.

Mahlaslarda Sıfatların Önemi

Halk şiirinde mahlasların mühim bir kısmı sıfatlarla kurulur. Bu sıfatlar şairin kendisini iyi mi konumlandırdığını gösterir. “Acayip”, “Sefil”, “Dertli”, “Çaresiz” benzer biçimde kelimeler, halk şiirinin duygu dünyasında sıkça karşılaşılan tevazu, yoksunluk, dert ve içtenlik temalarını taşır.

“Derviş”, “Kul”, “Pir” benzer biçimde kelimeler ise tasavvufî ve inanç merkezli bir kimlik oluşturur. Bu tür mahlaslar, şairin yalnızca sanatçı yönünü değil, manevî dünyasını da görünür kılar. “Genç”, “İkiz”, “Müezzin” benzer biçimde kelimeler de şairin yaşına, özelliğine yada mesleğine işaret edebilir.

“Abdal” sözü de halk şiiri ve tasavvufî anane içinde dikkat çekici mahlas unsurlarından biridir. Bu kelime kimi süre mahlasın başlangıcında, kimi süre sonunda yer alır. Abdal kelimesinin pek oldukca ozan tarafınca kullanılması, halk şiirinde ortak anlam alanlarına haiz kelimelerin iyi mi kuvvetli bir mahlas unsuruna dönüştüğünü gösterir.

Mahlas Değişiklik yapma Geleneği

Halk şairleri daima tek bir mahlasla yetinmez. Bazı âşıklar şiire başladıkları dönemde kullandıkları mahlası zaman içinde beğenmeyebilir ve yeni bir mahlas arayışına girebilir. Bu değişim, şairin sanat anlayışındaki, kişiliğindeki yada dünya görüşündeki dönüşümle ilişkili olabilir.

Bazı şairler ise aynı dönem içinde birden fazla mahlas kullanır. Bu durumun fikir, karakter, inanç ve dünya görüşüyle ilişkili olabileceği benzer biçimde, şiirin ölçüsüyle de bağlantılı olduğu düşünülebilir. Hece zorunluluğu, dörtlük içinde kullanılacak mahlasın uzunluğunu yada ses yapısını etkileyebilir. Bundan dolayı ozan, değişik şiirlerde değişik mahlasları tercih edebilir.

Mahlas değiştirmede bir başka mühim niçin, ortak mahlas meselesidir. Türk halk şiirinde aynı mahlası kullanan oldukca sayıda ozan vardır. Aynı mahlasın değişik âşıklar tarafınca kullanılması, şiirlerin kime ilişik olduğu mevzusunda karışıklığa yol açabilir. Bundan dolayı bazı şairler, ortak kullanılan bir mahlastan uzaklaşarak kendilerini daha belirgin kılacak yeni bir mahlas seçebilir.

Ortak Mahlas Problemi

Halk şiirinde ortak mahlaslar, edebiyat zamanı açısından mühim bir meseledir. Aynı mahlası taşıyan değişik şairlerin bulunması, şiirlerin aidiyetini belirlemeyi güçleştirir. “Emrah”, “Seyranî”, “Türabî”, “Zihnî”, “Feryadî”, “İhsanî”, “Sıdkı” benzer biçimde mahlasların birden fazla ozan tarafınca kullanılması, bu probleminin örnekleri içinde değerlendirilebilir.

Bu durum yalnızca halk şiirine özgü değildir. Divan edebiyatında da aynı mahlası kullanan oldukca sayıda ozan vardır. Hatta bazı mahlasların yirmiden fazla ozan tarafınca kullanıldığı bilinmektedir. Bundan dolayı mahlas, şairi tanıtmak için kuvvetli bir vasıta olsa da tek başına daima kati bir kimlik belirleyici olmayabilir.

Ortak mahlas problemi, halk şiiri metinlerinin dikkatle değerlendirilmesini lüzumlu kılar. Bir şiirin yalnızca mahlasına bakılarak belirli bir şaire ilişik olduğuna karar vermek daima güvenli değildir. Şiirin dili, üslubu, periyodu, yöresi, mevzusu ve anane içindeki yeri beraber düşünülmelidir.

Halk Şiirinde Mahlasın Şaire Kazandırdığı Kimlik

Mahlas, halk şairinin edebî kişiliğini taşıyan en mühim unsurlardan biridir. Ozan, mahlas kanalıyla şiir dünyasında tanınır, hatırlanır ve öteki şairlerden ayrılır. Zaman içinde mahlas, şairin aslolan adının önüne geçebilir. Pek oldukca ozan, edebiyat tarihinde aslolan adından oldukca mahlasıyla bilinir.

Bu durum, mahlasın halk şiirinde bayağı bir takma ad olmadığını gösterir. Mahlas, şairin sanat hayatındaki kimliğidir. Şairin sesi, üslubu, dünya görüşü ve şiir mirası bir çok süre bu ad çevresinde şekillenir.

Halk şairi, mahlasını son dörtlükte söyleyerek hem şiirini tamamlar hem de kendi varlığını şiirin içine yerleştirir. Bu yönüyle tapşırma, şiirin kapanış kısmı olmasıyla birlikte şairin kendisini edebî hafızaya emanet etmiş olduğu yerdir.

Netice: Mahlas Geleneğinin Halk Şiirindeki Yeri

Halk şiirinde mahlas alma geleneği, Türk kültür yaşamının eski ve kuvvetli uygulamalarından biridir. Bu anane, şairin adını gizlemekten oldukca onun edebî kimliğini kurmaya, şiirini sahiplenmeye ve sanatını kalıcı kılmaya hizmet eder.

Mahlas; kimi süre şairin gerçek adından, kimi süre soy isminden, kimi süre çevresinin verdiği lakaptan, kimi süre rüyada yada gerçek hayatta verilen hususi bir addan doğar. Kimi zaman de ozan, kendi iç hayatına ve şiir anlayışına uygun görmüş olduğu bir kelimeyi mahlas olarak seçer.

Halk şiirinde mahlas, şairin şiirdeki imzası, âşıklık geleneğindeki kimlik belgesi ve kültürel hafızadaki tanınma biçimidir. Tapşırma kanalıyla şiirin son dörtlüğünde yer edinen bu ad, hem şairi görünür kılar hem de halk şiirinin geleneksel yapısını yaşatır. Bundan dolayı mahlas alma geleneği, halk şiirinin şekil, kimlik ve bellek unsurlarını bir araya getiren temel edebî uygulamalardan biri olarak varlığını sürdürür.

Bul-Tikla

Son Yazılar

Güneş Dil Teorisi Nedir? – Türk Dili ve Edebiyatı

Güneş Dil Teorisi Nedir? Cumhuriyet’in ilk yıllarında, askeri ve siyasal bağımsızlığın peşinden sıra kültürel ve…

3 saat ago

Divan Şiirinde Şairlerin Mahlas Kullanma Geleneği

Divan Şiirinde Şairlerin Mahlas Kullanma Geleneği Divan şiirinde mahlas, şairin şiirlerinde kullandığı hususi ad olarak…

17 saat ago

Kerbela Olayı Nedir? – Türk Dili ve Edebiyatı

Kerbela Vakası Nedir? Kerbela Vakası, Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin’in, Muaviye’nin oğlu Yezid’in askerleri tarafınca…

23 saat ago

Isabelle Özeti, Konusu ve Karakterleri

Andre Gide – IsabelleTür:RomanYazar:Andre GideYayınlanma Zamanı:2020Yayınevi:Can YayınlarıISBN:9789750745430KarakterlerGerard Lacase: romanın aslolan merkezidir. Dışarıdan bakıldığında araştırmacı ve…

1 gün ago

Disiplin Nedir? – Türk Dili ve Edebiyatı

Disiplin Nedir? Disiplin, bir çok süre katı kurallar, ceza, baskı ya da sınırlama ile karıştırılır.…

1 hafta ago

Basmakalıp Nedir? – Türk Dili ve Edebiyatı

Basmakalıp Nedir? Basmakalıp, sözlü ya da yazılı anlatımda fazlaca sık kullanıldığı için özgünlüğünü yitirmiş fikir,…

2 hafta ago