Bir roman okurken anlatıcının ansızın “Şimdi bu kahramanı buradan iyi mi çıkaracağımı düşünüyorum.” söylediğini düşünelim. Ya da elimizdeki romanın içinde, tam da o romanın iyi mi yazıldığını özetleyen başka bir metin bulunsun. Hatta romanın kahramanı, kendisinin bir tasarı kişisi bulunduğunun farkına varsın ve okuyucuya seslensin.
Bu şekilde durumlarda anlatı yalnızca bir hikâye anlatmaz; kendi tasarı oluşunu da mevzu edinmeye adım atar. İşte bu ifade biçiminin merkezinde üstkurmaca tekniği vardır.
Üstkurmaca, bir edebî eserin kendi tasarı yapısının bilincinde bulunduğunu okura hissettirmesi; yazılma, anlatılma ve kurgulanma sürecini eserin bir parçası hâline getirmesi tekniğidir. Başka bir ifadeyle yapıt, yalnız “ne anlattığıyla” değil, “iyi mi bir tasarı oluşturduğuyla” da ilgilenir.
Bu yüzden üstkurmaca, bilhassa postmodern edebiyatın en dikkat çekici ifade tekniklerinden biri hâline gelmiştir. Bununla beraber tekniğin postmodernizmden fazlaca daha eski örnekleri vardır.
Üstkurmaca; bir roman, hikâye ya da başka bir tasarı metnin kendi yazılışını, kurgu oluşunu yada anlatılma sürecini metnin mevzusu hâline getiren ifade tekniğidir.
Üstkurmacada yapıt, okurun “gerçek bir vaka okuyormuş” benzer biçimde metne bütünüyle kapılmasına bazen engel olur. Okura şunu hatırlatır:
“Okuduğun şey, birileri tarafınca kurulmuş bir anlatıdır.”
Bu yönüyle üstkurmaca, geleneksel gerçekçi roman anlayışından mühim seviyede ayrılır.
TÜBİTAK Ansiklopedisi de üstkurmacayı, roman yazma teorisinin yazma pratiği içinde gösterilmesi ve anlatının tasarı bulunduğunun okura bilgili halde hatırlatılmasıyla ilişkilendirir.
Üstkurmacanın İngilizce karşılığı “metafiction” sözcüğüdür.
Edebiyat eleştirisinde “metafiction” terimini William H. Gass 1970 senesinde kullanmıştır. Daha sonraki çalışmalarla kavram yaygınlaşmış ve bilhassa 1960 sonrası deneysel ve postmodern anlatıları açıklamak için temel edebiyat terimlerinden biri hâline gelmiştir.
Türkçede kavram için:
terimleriyle karşılaşılabilir. Günümüzde bilimsel nitelikli çalışmalarda “üstkurmaca” kullanımı oldukça yaygındır.
Üstkurmaca tek bir halde uygulanmaz. Bir eserde oldukça açık halde görülebileceği benzer biçimde anlatının içine ustaca gizlenmiş de olabilir.
Başlıca özellikleri şunlardır:
Dolayısıyla üstkurmaca, yalnızca biçimsel bir oyun değildir. Bununla birlikte tasarı, gerçeklik, yazar, anlatıcı ve okur arasındaki ilişkiyi sorgulayan bir ifade biçimidir.
Bir yazar üstkurmacayı değişik yollarla kurabilir. Tekniğin en yaygın kullanım biçimleri şunlardır:
Romanın mevzusu bizzat o romanın yada başka bir romanın yazılması olabilir.
Mesela kahramanlardan biri roman yazmaya çalışır. Okur bir taraftan kahramanın yaşamını takip ederken öteki taraftan yazılan romanın ortaya çıkışına şahit olur.
Böylece:
roman → romanın yazılışını anlatır.
Bu, üstkurmacanın en belirgin biçimlerinden biridir.
Bir romanın içinde başka bir romanın bulunması üstkurmaca oluşturmak için kullanılabilir.
Sadece burada mühim bir detay vardır:
Her “roman içinde roman” örneği otomatikman üstkurmaca değildir.
İçteki anlatının, dıştaki anlatının tasarı niteliğini sorgulaması yada metnin oluşturulma süreciyle anlamlı bir ilişki kurması gerekir.
Yalnızca bir hikâyenin içinde başka bir hikâyenin anlatılması ise çerçeve anlatı ya da iç içe anlatı durumunda kalabilir.
Bu fark, üstkurmacayı doğru idrak etmek açısından oldukça önemlidir.
Anlatıcı kimi zaman vakaları anlatmayı bırakıp direkt okuyucuyla konuşabilir:
“Sevgili okuyucu, kahramanımızın buraya iyi mi geldiğini merak etmiş olmalısınız.”
Tek başına okuyucuya seslenmek devamlı üstkurmaca oluşturmaz. Sadece anlatıcı bununla birlikte anlatının iyi mi kurulduğuna, yazıldığına yada devam ettirileceğine dikkat çekiyorsa üstkurmaca özelliği güçlenir.
Bazı eserlerde yazar, gerçek dünyadaki yazarlık kimliğine benzeyen bir şahıs olarak kendi romanının içine girer.
Böylece normalde birbirinden ayrı olması beklenen:
yazar – anlatıcı – kahraman
katmanları birbirine yaklaşır.
Okur, “Gerçek yazar mı konuşuyor, anlatıcı mı, yoksa tasarı bir karakter mi?” sorusuyla karşı karşıya kalabilir.
Üstkurmacanın en çarpıcı biçimlerinden biri budur.
Bir roman kahramanı:
Böylece gerçeklikle tasarı arasındaki geleneksel sınır bilgili olarak bozulur.
Bir roman:
kendi içinde tartışabilir.
Bu şekilde bir metin yalnızca bir roman değildir; bununla birlikte romanın iyi mi yazılabileceği üstüne düşünen bir roman hâline gelir.
Üstkurmacayı rahat bir tasarı örnekle açıklayalım:
Ali kapıyı açtı ve zifiri karanlık odaya girdi. Burada başına ne geleceğini hemen hemen bilmiyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse ben de bilmiyorum. Bu romanı yazmaya başladığımda Ali’yi bu eve sokmayı asla düşünmemiştim; fakat ellinci sayfaya geldiğimiz için artık ona bir şey yaptırmam gerekiyor. Sizce kapının arkasındaki sesi duymalı mı?
Burada anlatıcı vaka dünyasının dışına çıkarak:
Bu yüzden parçanın temel ifade tekniği üstkurmacadır.
Üstkurmaca denildiğinde akla ilk gelen kavramlardan biri postmodernizmdir.
Postmodernist anlatı, edebî eserin dış dünyayı eksiksiz ve nesnel halde yansıtabileceği düşüncesine kuşkuyla yaklaşır. Bunun yerine dilin, anlatıcının, bakış açısının ve kurgunun gerçekliği iyi mi dönüştürdüğüne dikkat çeker.
Üstkurmaca da tam bu aşamada ehemmiyet kazanır.
Geleneksel romanda yazar bir çok süre kurmacanın tasarı bulunduğunu unutturmaya çalışır. Postmodern romancı ise tam tersini yapabilir:
Romanın iyi mi kurulmuş bulunduğunu okura izah edebilir.
Böylece okur yalnızca olayların “ne işe yaradığını” değil, olayların kendisine iyi mi anlatıldığını da düşünmeye adım atar.
Üstkurmaca; metinlerarasılık, parodi, pastiş ve anlatı oyunları bundan dolayı postmodern romanın karakteristik uygulamaları içinde değerlendirilir. TÜBİTAK Ansiklopedisi de üstkurmacayı postmodern edebiyatın başlıca kurgu unsurlarından biri olarak ele almaktadır.
Sadece mühim bir noktayı unutmamak gerekir:
Üstkurmaca yalnızca postmodern edebiyata özgü değildir.
Postmodernizm bu tekniği yoğun ve bilgili halde kullanmıştır; fakat üstkurmacaya benzeyen uygulamalar fazlaca daha eski eserlerde de görülür.
Üstkurmaca ile metinlerarasılık sık sık birbirine karıştırılır.
İki kavram yakın ilişki içinde olsa da aynı değildir.
| Üstkurmaca | Metinlerarasılık |
|---|---|
| Metin kendi tasarı yapısına dikkat çeker. | Bir metin başka metinlerle ilişki kurar. |
| Romanın yazılması yada anlatılması mevzu olabilir. | Başka eserlerden alıntı yada gönderme yapılabilir. |
| Yazar-anlatıcı-okur ilişkisi sorgulanabilir. | Önceki eserler tekrardan kullanılabilir. |
| Tasarı-gerçeklik sınırı tartışılabilir. | Metinler arasındaki anlam ilişkisi öne çıkar. |
| İngilizcesi “metafiction”dır. | İngilizcesi “intertextuality”dir. |
Mesela bir romanda Don Kişot‘tan bir cümleye gönderme yapılması metinlerarasılık olabilir.
Fakat romanın anlatıcısı:
“Bu kısmı Cervantes benzer biçimde yazmaya çalıştım; fakat kahramanım buna izin vermedi.”
derse metin hem başka bir eserle ilişki kurar hem de kendi yazılma sürecini görünür hâle getirir. Böylece metinlerarasılık ile üstkurmaca beraber kullanılmış olur.
Bu mevzuda detaylı data için Metinlerarasılık Kuramı başlıklı çalışmamıza da bakılabilir.
Bu iki teknik de çoğunlukla birbirine karıştırılır.
İç içe anlatı, bir anlatının içinde başka bir anlatının bulunmasıdır.
Mesela:
Bir kahraman seyahat esnasında karşılaşmış olduğu yaşlı bir adamdan geçmişte yaşamış olduğu bir vakası dinler.
Burada:
Sadece ikinci hikâyenin varlığı, ilk hikâyenin “tasarı” bulunduğunu sorgulatmıyorsa bunun üstkurmaca olması koşul değildir.
Üstkurmacada ise metnin kurum biçimine yönelik bilgili bir dikkat vardır.
Bu yüzden:
Her üstkurmaca iç içe anlatı kullanabilir; fakat her iç içe anlatı üstkurmaca değildir.
Romanlardaki anlatı katmanları ve ifade teknikleri hakkında detaylı data için Roman ve nlatım teknikleri sayfasına bakılabilir.
Parodi, daha ilkin malum bir eserin, türün, ifade biçiminin yada söylemin öykünmek edilerek dönüştürülmesine dayanır.
Üstkurmaca ise metnin kendi tasarı oluşunu görünür kılar.
Bir romancı eski polisiye romanları öykünmek ederek onların kalıplarıyla oynuyorsa parodi kullanabilir.
Aynı roman:
“Polisiye romanlarda bu aşamada ne olursa olsun bir ceset bulunması gerekir. O hâlde ikimiz de bir tane bulalım.”
diyorsa yapıt bununla birlikte kendi türünün kurallarını açığa çıkardığı için üstkurmacaya yönelir.
Dolayısıyla parodi ve üstkurmaca birbirinden değişik olmakla beraber aynı eserde beraber kullanılabilir.
Detaylı izahat için Edebiyatta parodi ve örnekleri başlıklı yazımıza bakabilirsiniz.
Yazarlar üstkurmacayı yalnızca şaşırtıcı bir ifade tekniği olduğundan kullanmazlar.
Tekniğin çeşitli işlevleri vardır:
Roman gerçek hayata benzese bile sonuçta seçilmiş, düzenlenmiş ve anlatılmış bir dünyadır.
Üstkurmaca bu gerçeği gizlemek yerine görünür hâle getirir.
Geleneksel anlatıda okur çoğunlukla vakaları takip eder.
Üstkurmacada ise okur:
Dolayısıyla anlamın kurulmasına daha etkin halde katılır.
Üstkurmacanın temel sorularından biri şudur:
Anlatılan gerçek ile gerçekliğin kendisi aynı şey midir?
Her vaka bir anlatıcı tarafınca aktarılıyorsa anlatının haricinde değişmez ve tamamen yansız bir gerçekliğe ulaşmak mümkün müdür?
Postmodern roman bu tür soruları bilhassa önemser.
Klasik romanda yazarın kurmacayı mümkün olduğunca görünmez hâle getirmesi beklenebilir.
Üstkurmacada ise yazar:
Böylece geleneksel romanın “saydam anlatıcı” anlayışı kırılır.
Bazı üstkurmaca eserlerin aslolan mevzusu bir bakıma edebiyatın kendisidir.
Roman:
“Roman nedir?”
“Bir hikâye iyi mi oluşturulur?”
“Bir yazar kahramanları üstünde ne kadar yetkilidir?”
“Gerçek vaka ile anlatılmış vaka arasındaki fark nedir?”
benzer biçimde soruları kendi tasarı dünyası içinde tartışabilir.
Üstkurmaca postmodern edebiyatla kuvvetli halde özdeşleşmiş olsa da tarihsel geçmişi fazlaca daha eskidir.
Bu bağlamda sıkça anılan eserlerden bazıları şunlardır:
Bilhassa Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, okuma eylemini ve romanın kurulma sürecini direkt anlatının merkezine taşıması sebebiyle üstkurmacanın en malum çağdaş örneklerinden biridir.
Cervantes’in Don Kişot‘u ise üstkurmacaya ilişkin pek fazlaca yöntemin postmodernizmden yüzyıllar ilkin kullanılabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.
Türk edebiyatında üstkurmaca denildiğinde yalnızca 1980 sonrası postmodern romanları düşünmek doğru değildir.
Türk romanında erken dönem üstkurmaca örnekleri bakımından en dikkat çekici eserlerden biri Ahmet Mithat Efendi’nin Müşahedat romanıdır.
Eserde romanın oluşturulma ve yazılma süreci anlatının mühim bir parçası hâline gelir. Bu yönüyle Müşahedat, dönemine nazaran oldukça dikkat çekici bir kurguya haizdir.
Bilimsel niteliği olan araştırmalarda da Müşahedatın üstkurmaca niteliğine bilhassa dikkat çekilmektedir.
Sadece buradaki mühim fark şudur:
Müşahedatta üstkurmaca özelliklerinin bulunması, eserin postmodern roman olduğu anlamına gelmez.
Bundan dolayı postmodernizm fazlaca daha sonraki bir tarihsel ve güzel duyu bağlamın ürünüdür.
Ahmet Mithat Efendi hakkında sayfamızda yazarın romancılığı hakkında daha detaylı data bulunmaktadır.
Türk edebiyatında üstkurmaca denildiğinde üstünde durulabilecek mühim eserlerden biri de Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı romanıdır.
Romanın:
postmodern anlatı anlayışıyla yakından ilişkilidir.
Bilimsel niteliği olan çalışmalarda da Benim Adım Kırmızı direkt postmodern üstkurmaca yapısı açısından değerlendirilmiştir.
Roman hakkında detaylı data için Benim Adım Kırmızı incelemesi sayfasına bakılabilir.
Ek olarak Orhan Pamuk’un hayatı, edebî kişiliği ve eserleri hakkında yaşam öyküsü sayfamızdan yazarın öteki romanlarına ulaşabilirsiniz.
Bir metinde üstkurmaca olup olmadığını belirlemek için şu sorular sorulabilir:
Bu sorulardan birkaçına kuvvetli halde “evet” cevabı verilebiliyorsa eserde üstkurmaca tekniğinden söz etmek mümkündür.
Türk dili ve edebiyatı derslerinde üstkurmaca bilhassa modernist ve postmodern roman mevzuları içinde karşımıza çıkabilir.
Bir paragrafta şu tür ifadeler görüyorsanız üstkurmacadan şüphelenebilirsiniz:
Bilhassa “kurmacanın kendi tasarı oluşunu açığa çıkarması” ifadesi üstkurmaca için en kuvvetli ipucudur.
Hayır.
Postmodern eserlerde bu kavramlar çoğunlukla beraber kullanıldığı için öğrenciler tarafınca karıştırılabilir.
Özetlemek gerekirse:
Bir postmodern roman bunların birkaçını aynı anda kullanabilir.
Bu yüzden bir eserde metinlerarasılık bulunması onun ne olursa olsun üstkurmaca olduğu anlamına gelmediği benzer biçimde, üstkurmaca içeren her yapıt de tüm bu teknikleri kullanmak zorunda değildir.
Üstkurmaca, edebiyatın yalnızca vaka anlatmakla sınırı olan olmadığını gösterir.
Geleneksel bir anlatıda okuyucu:
“Sonrasında ne olacak?”
sorusunun peşinden gider.
Üstkurmaca yapıt ise bunun yanına başka sorular ekler:
Bu yüzden üstkurmaca yalnızca teknik bir yenilik değil, edebiyatın kendi doğası üstüne düşünme biçimidir.
Roman, kendi yapısını okurun gözleri önünde açar. Bir bakıma sahnedeki dekoru kaldırarak arkasındaki mekanizmayı da gösterir.
İşte üstkurmacayı garip kılan temel özellik budur.
Üstkurmaca, bir edebî eserin kendi tasarı yapısını, yazılma yada anlatılma sürecini metnin mevzusu hâline getiren ifade tekniğidir. Yaratı, okura kendisinin oluşturulmuş bir tasarı bulunduğunu çeşitli yollarla hatırlatır.
Üstkurmaca postmodern edebiyatın en sık kullanılan tekniklerinden biridir sadece yalnızca postmodernizme özgü değildir. Postmodernizmden yüzyıllar ilkin yazılan eserlerde de üstkurmaca özelliklerine rastlanabilir.
Devamlı değildir. Roman içinde roman, üstkurmaca oluşturmanın yollarından biri olabilir. Sadece içteki anlatının dıştaki metnin tasarı niteliğine dikkat çekmesi yada onun oluşumuyla ilişki kurması gerekir. Aksi durumda yalnızca iç içe anlatı söz mevzusu olabilir.
Üstkurmaca, metnin kendi tasarı yapısına yönelmesidir. Metinlerarasılık ise bir metnin başka metinlerle alıntı, gönderme, parodi yada benzeri yollarla ilişki kurmasıdır. İki teknik aynı eserde beraber kullanılabilir.
Ahmet Mithat Efendi’nin Müşahedat romanı Türk edebiyatındaki erken üstkurmaca örneklerinden biridir. Daha sonraki dönemlerde bilhassa postmodern romanlarda üstkurmaca yaygınlaşmış; Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı benzer biçimde eserleri bu bağlamda incelenmiştir.
Üstkurmacanın temel amaçlarından biri okura eserin bir kurgu bulunduğunu hatırlatmaktır. Bunun yanında gerçeklik-kurmaca ilişkisini sorgulamak, okuyucuyu etken hâle getirmek, geleneksel anlatı kurallarını kırmak ve edebiyatın iyi mi oluşturulduğunu tartışmak amacıyla da kullanılabilir.
Üstkurmacanın İngilizce karşılığı metafictiondır. Terim edebiyat eleştirisinde bilhassa 1970’lerden itibaren yaygınlaşmıştır.
Üstkurmaca bilhassa roman ve hikâyede görülür. Bununla beraber tiyatro, beyaz perde ve öteki tasarı anlatı biçimlerinde de benzer özdüşünümsel yöntemlerden yararlanılabilir.
En belirgin özelliği, tasarı metnin kendi tasarı oluşunu görünür hâle getirmesidir. Yazarın anlatıya müdahale etmesi, romanın yazılışını anlatması yada anla
Güvenilmez Anlatıcı Tekniği Bir romanı ya da hikâyeyi okurken anlatıcının söylediklerini bir çok süre doğru…
Beni Asla Bırakma – Kazuo Ishiguro Bazı romanlar gelecekte yaşanabilecek büyük felaketleri göstererek okuru sarsar.…
İlhan İrem İlhan İrem, Türk müziğinde yalnızca söylediği duygusal şarkılarla değil; besteci, söz yazarı, yorumcu,…
Gamlı Baykuş “Gamlı baykuş” sözü; mutsuz, kederli, karamsar, içine kapanık yada devamlı negatif düşünen şahıs…
Dönem Çatışması Aynı ailede yaşayan bir dede, baba ve genç; dünyaya aynı pencereden bakmaz; bu…
Çeyiz – Hatice Kübra TongarTür:HikayelerYazar:Hatice Kübra TongarYayınlanma Zamanı:2022Yayınevi:HayykitapISBN: 9786258222029KarakterlerKitap tek bir vaka örgüsünden değil, birbirinden…