Fuzûlî’nin “Cânı Kim Cânânı İçün Sevse…” Beytinin Açıklaması
Cânı kim cânânı içün sevse cânânın sever
Cânı içün kim ki cânânın sever cânın sever.
Bir gazelin ilk beyti olan bu sözler, sevginin merkezinde sevgilinin mi, seven kişinin kendisinin mi bulunduğunu sorgular. [1]
Beyti günümüz Türkçesine şöyleki aktarabiliriz:
Kim canını sevgilisi için severse, aslına bakarsak sevgilisini sever.
Kim sevgilisini kendi canı için severse, aslına bakarsak kendi canını sever.
Anlamı kavramak için birkaç kelimeyi açıklamak yeterlidir:
Beytin aslolan düğümü, “içün” kelimesindedir. Bu kelime, sevginin kime yöneldiği kadar hangi amaçla yaşandığını da gösterir. İki mısradaki kelimeler birbirine benzese de ortaya çıkan sevgi anlayışları farklıdır.
İlk mısrada şahıs, kendi canına sevgilisi dolayısıyla kıymet verir. Yaşamak, sevgiliyi tanımak, onu sevmek ve onunla bir gönül bağları oluşturmak bakımından anlam kazanır. Can, aşkı mümkün kılan bir varlıktır; sevgili ise bu varlığın kıymetini artıran kişidir.
Bu düşünceyi “Hayatımı seviyorum; şundan dolayı bu yaşam içinde seni sevebiliyorum.” sözüyle açıklayabiliriz. Burada insanoğlunun kendisine duyduğu sevgi de sevgiliye yönelir. Şahıs kendi varlığını, sevgiliden bağımsız bir çıkar hesabıyla değerlendirmez.
Fuzûlî’nin kurduğu anlam dünyasında aşk, insanoğlunun yalnızca kendi istekleri çevresinde dönmesini aşan bir bağlılıktır. Sevgilinin varlığı başlı başına kıymet taşır. Âşık için yaşamı sürdürmenin anlamlarından biri, sevdiğine gönül verebilmek ve onun iyiliğini isteyebilmektir.
İkinci mısrada birlikteliğin yönü değişmiş olur. İnsan, sevgiliyi kendisine haz, rahatlık yada mutluluk sağlamış olduğu için sever. Bu şekilde bir sevgide kişinin önceliği, kendi canının hoşnutluğudur. Sevgili, bu hoşnutluğu elde eden bir vasıta durumuna gelir.
Günlük yaşamdan bir örnekle düşünelim: Bir insan, dostuna yalnızca kendisini eğlendirdiği, övdüğü ve gereksinimlerini karşıladığı sürece yakınlık izah edebilir. Dostu zor bir dönemden geçtiğinde bu ilgi kayboluyorsa, birlikteliğin temelinde karşıdakinin varlığından oldukça sağlamış olduğu yarar bulunuyor olabilir. Bu örnek, beytin bugünkü ilişkiler açısından iyi mi okunabileceğini gösterir.
Ali Nihad Tarlan da beyti açıklarken can ile cânân arasındaki amaç ve vasıta ilişkisini öne çıkarır: Sevgiliyi tanıyıp sevmek için canına kıymet veren kişinin yöneldiği amaç cânândır; sevgiliyi kendi mutluluğu için seven kişide ise can öncelik kazanır. [2]
Divan edebiyatında sevgili, değişik anlam katmanlarına açılabilir. Bu yüzden beyit, insan sevgisinin yanı sıra tasavvufî aşk açısından da yorumlanabilir. Divan edebiyatı ve tasavvufta aşk anlayışı, bu okumanın fikir zeminini oluşturur.
Tasavvufî okumada “cânân”, Tanrı’ı; “cân” ise insanoğlunun kendi varlığını ve benliğine bağlılığını düşündürür. İnsan, varlığını ilahî sevgiyi tanımaya vesile olduğundan kıymetli görürse sevgisinin yönü Hakk’a çevrilmiş olur. İlâhî sevgiyi yalnızca kendisine sağlayacağı nimet ve rahatlık üstünden değerlendirirse kendi beklentileri ön plana çıkar.
Bu yorumda fedakârlık, benliğin isteklerini her şeyin ölçüsü olmaktan çıkarmasıyla ilişkilidir. Sevgi derinleştikçe insan, kendi çıkarlarını aşan bir bağlılığa yönelir. Tarlan’ın şerhindeki tasavvufî yaklaşım da bu çerçevededir. Bununla beraber, beytin insan ilişkilerini düşündüren anlamı da canlılığını korur. [2]
Beytin tesiri, düşüncenin ifade edilişinden doğar. Fuzûlî, aynı kelimeleri tekrardan düzenleyerek sevginin yönünü değiştirir.
Akis sanatı, burada anlamın kurulmasına katkı sağlar. Okuyucu benzer kelimeleri izlerken değişen önceliği farklıdır. Kerime Üstünova’nın Fuzûlî’de yapısal tekrarları ele alan emek vermesi da bu beyitteki söz ve cümle tekrarlarının ifade gücüne dikkat çeker. [3]
Beyti bugüne taşıyan, sevginin içindeki benmerkezci beklentileri görünür kılmasıdır. Sevilen kişinin mutluluğunu önemsemek, onun varlığını kendi ihtiyaçlarımızın ötesinde kıymetli bulmayı gerektirir. Bu bakımdan iki mısra, aşk kadar dostluk ve insanlara duyulan bağlılık üstüne de düşündürücüdür.
Fuzûlî, aynı kelimelerle iki ayrı gönül yönelişi kurar. Birinde insan, sevgilisi dolayısıyla hayatına kıymet verir; diğerinde sevgiliye verdiği kıymeti kendi yaşamının rahatlığı belirler. Beytin okura bıraktığı ölçü açıktır: Sevginin derinliği, sevilen kişinin varlığına ne kadar kıymet verdiğimizde ortaya çıkar.
Fuzûlî’ye aittir. Şairin Türkçe Divanı’ndaki bir gazelin ilk beytidir.
Sevgiliyi kendisi için sevmek ile onu kendi mutluluğu için sevmek arasındaki farkı anlatır.
Cân, kişinin canı ve varlığı; cânân ise sevgili anlamındadır. Tasavvufî yorumda cânân, Tanrı’ı ifade edebilir.
Akis ve tekrir öne çıkar. Kelimelerin yer değiştirmesi anlamı dönüştürür; tekrarlar ve ortak sesler ahengi sağlamlaştırır.
Beyit tasavvufî açıdan yorumlanabilir. İnsan sevgisi, dostluk ve kişisel beklentiler üstünden okunmaya da elverişlidir.
Kültürel Miras Nedir? Kültürel miras, geçmiş kuşaklardan devralınan, bir toplumun tarihini, yaşam biçimini, bilgisini ve…
Güzel duyu Nedir? Bir ağıt insanı hüzünlendirirken niçin dönerek dönerek dinlenir? Bir romandaki rahatsız edici…
İvan Gonçarov İvan Aleksandroviç Gonçarov (1812-1891), 19. yüzyıl Rus edebiyatının mühim gerçekçi romancılarından biridir. İnsan…
Satranç, iki oyuncu içinde 64 kareli bir tahta üstünde oynanan, strateji ve düşünme becerisine dayalı…
Radyo Tiyatrosu Bir kapı gıcırdar, uzaktan bir tren düdüğü duyulur. Peşinden telaşlı bir ses sessizliği…
İsmail Dümbüllü İsmail Dümbüllü, orta oyunu ile tulûat geleneğini 20. yüzyıla taşıyan en mühim Türk…