Bir ağıt insanı hüzünlendirirken niçin dönerek dönerek dinlenir? Bir romandaki rahatsız edici sahne iyi mi kuvvetli bir sanat deneyimine dönüşür? Bu sorular, estetiği yalnızca “güzel şeyler” sıralaması olarak göremeyeceğimizi gösterir. Güzel duyu; gördüğümüz, işittiğimiz ve okuduğumuz şeylerin bizde iyi mi bir tesir bıraktığını, bu etkiyi hangi özelliklere dayanarak değerlendirdiğimizi araştırır.
Gündelik dilde “güzel duyu” sözcüğü bir çok vakit hoş bir görünüşü anlatır. Felsefede ise anlamı daha geniştir. Bir şiirin ritmi, bir yapının oranları, bir filmin yarattığı gerilim ve bir manzaranın uyandırdığı hayranlık, değişik yönleriyle estetiğin mevzusuna girer.
Güzel duyu, güzellik ve sanat başta olmak suretiyle duyusal algıyı, güzel duyu deneyimi, beğeniyi ve kıymet yargılarını inceleyen felsefe dalıdır. “Güzel, güzellik nedir?”, “Bir eseri etkisi altına alan kılan nedir?”, “Güzellik kişiye gore mi değişmiş olur?” ve “Sanat eseri ile bayağı bir nesne arasındaki fark nedir?” benzer biçimde sorular sorar.
Burada ufak bir fark önemlidir: “Güzel duyu” hem bu soruları inceleyen disiplinin adı, hem de bir şeyin algılanan nitelikleri için kullanılan bir sıfattır. “Güzel duyu bir tasarım” derken ikinci anlamı kullanırız. Felsefi güzel duyu ise tasarımı niçin başarıya ulaşmış bulduğumuzu da sorgular.
Sözcüğün kökü, Antik Yunancada duyum ve algıyla ilişkili aisthesis terimine uzanır. Güzellik üstüne fikir Antik Çağ’dan beri vardır. Sadece estetiğin ayrı bir felsefe alanı olarak adlandırılması 18. yüzyılda Alexander Gottlieb Baumgarten ile belirginleşmiştir.
Güzel duyu, yalnızca “Bu güzel mi?” sorusuyla yetinmez. O yargının iyi mi oluştuğuna ve neye dayandığına da bakar. Temel kavramları şu şekilde özetlenebilir:
Bu kavramlar birbirinden kopuk değildir. Okur bir metinle karşılaşır, metnin diline ve düzenine dikkat eder, bir tecrübe yaşar ve peşinden bir yargıya varır. Güzel duyu çözümleme, bu sürecin nedenlerini görünür kılmaya çalışır.
Hayır. Güzellik estetiğin merkezî mevzularından biridir; alanın sınırı değildir. Trajedi, yas, korku, iyi, fena, yarar, zarar, çirkinlik ve yüce de güzel duyu tartışmaların içindedir. Yüce, bir çok vakit ölçümüzü aşan bir büyüklük yada güç karşısında duyulan hayranlıkla ürpertiyi anlatır. Fırtınalı bir deniz, yalnızca “hoş” olduğundan etkisi altına alan değildir.
Sanatta da benzer bir durum vardır. Yıkımı özetleyen bir roman okuru rahatsız edebilir. Buna karşın anlatımının ritmi, kurduğu perspektif ve düşündürdükleri bakımından kıymetli bulunabilir. Bir eserin güzel duyu kıymeti, kesinlikle sempatik ya da rahatlatıcı olmasına bağlı değildir.
Tabiat ile sanat arasındaki fark da burada belirir. Bigün batımında sanatçının kurduğu bir şekil aramayız; bir şiirde ise sözcüklerin seçimi ve düzeni, deneyimin mühim bir parçasıdır. Her ikisi güzel duyu açıdan değerlendirilebilir, fakat aynı ölçütlerle değil. Güzellik terimini edebiyat özelinde ele alan Güzel, Güzellik Nedir? yazısı bu ayrımı genişletmek için yararlı bir devam okumasıdır.
Bu iki alan yakından ilişkilidir ve bir çok araştırmada beraber ele alınır. Güzel duyu, sanat eserlerinin yanı sıra doğadaki ve gündelik dünyadaki idrak ve beğeni deneyimlerini de inceler. Sanat felsefesi ise daha hususi olarak sanatın ne olduğu, bir şeyi sanat eseri icra eden koşullar ve sanatın anlamı üstünde durur.
Mesela bir parkın güz görünümünden niçin etkilendiğimiz güzel duyu bir sorudur. Bir galeride sergilenen bayağı bir nesnenin niçin sanat sayıldığı ise sanat felsefesinin direkt sorularından biridir. Normal olarak sınırlar keskin değildir: Bir şiirin kıymetini tartışırken iki alanın soruları sık sık kesişir.
“Zevkler ve renkler tartışılmaz” sözü, beğeninin kişisel yanını anlatır. Hakkaten de yaş, kültür, informasyon ve önceki deneyimler bir esere yaklaşımımızı etkisinde bırakır. Fakat buradan tüm değerlendirmelerin eşit derecede temelsiz olduğu sonucu çıkmaz.
Bir okur “Bu öykünün sonu etkili” söylediğinde, yargısını olayların kurulma biçimiyle, anlatıcının saklamış olduğu bilgiyle yada son cümlenin önceki ayrıntıları değiştirmesiyle açıklayabilir. Başka bir okur ikna olmayabilir; gene de artık yalnızca iki beğeni karşı karşıya değildir. Eserin özellikleri üstüne gerekçeli bir konuşma adım atmıştır.
David Hume, beğeninin geliştirilmesinde tecrübe, karşılaştırma ve önyargıdan uzaklaşma üstünde durur. Immanuel Kant ise güzellik yargısının kişisel bir duyguya dayanırken başkalarının da katılımını beklediğini tartışır. İki düşünür aynı sonuca varmaz. Ortak katkıları, beğeniyi kolay bir “sevdim/sevmedim” tepkisinden daha ciddi bir araştırma mevzusu hâline getirmeleridir.
Edebiyatın malzemesi dildir. Bundan dolayı edebî güzel duyu, yalnızca anlatılan vakada değil, olayın iyi mi anlatıldığında da aranır. Sözcük seçimi, ses, ritim, imge, anlatıcı, perspektif ve metnin kuruluşu, okurun deneyimini beraber biçimlendirir.
“Yağmur başladı” cümlesi açık bir informasyon verir. “Yağmur, boş sınıfın camında ince bir uğultuya dönüştü” cümlesi ise aynı vakası bir mekân ve duygu içinde kurar. İkinci cümlenin daha iyi olduğu peşinen söylenemez; metnin amacı belirleyicidir. Sadece ses ve çağrışım kanalıyla okuru değişik bir deneyime çağırdığı açıktır.
Kısa, kesik cümleler bir sahnedeki telaşı hissettirebilir. Tekrarlanan bir sözcük şiirin temposunu kurabilir. Romanın vakaları hangi sırayla anlattığı, okurun kişileri iyi mi değerlendireceğini değiştirebilir. Bu yüzden edebî bir eserde şekil, anlamın dışına sonradan eklenen bir süs değildir.
Metin her çağrışımı açıklamaz; okura boşluklar bırakır. Aynı imgenin değişik okurlarda değişik karşılık bulması, yorumun sınırsız olduğu anlamına gelmez. Kuvvetli bir yorum, hem okurun deneyimini hem de metindeki sözcükleri ve ilişkileri hesaba katar. Mevzuyu dilin kullanım amacı açısından açmak için İşlevsel Dil Nedir? Estetik Dil Nedir? yazısına da bakılabilir.
Platon, Şölen’de güzelliği; Devlet’te ise şiirin ve taklidin bilgiyle, eğitimle ilişkisini tartışır. Aristoteles, Poetika’da bilhassa tragedyanın kuruluşunu ve şiir sanatını inceler. Her iki düşünür de bugünkü anlamıyla “güzel duyu” adlı bir disiplin kurmamıştır. Buna karşın alanın temel sorularını şekillendiren metinler bırakmışlardır.
Baumgarten, duyusal bilginin kendine özgü kıymetini araştırarak Aesthetica’nın ilk cildini 1750’de yayımlar. Hume beğeni için bir ölçüt bulunup bulunamayacağını sorgular. Kant, Yargı Gücünün Eleştirisi’nde güzellik ve yüce yargılarını detaylı halde ele alır. Hegel ise sanatı tarihsel gelişimi içinde, değişik sanat çeşitleriyle beraber düşünür. Hegel’in güzel duyu dersleri ölümünden sonrasında talebesi tarafınca kitaplaştırılmıştır.
John Dewey, sanatla yaşantı arasındaki bağları öne çıkarır. Güncel güzel duyu çalışmalarında tabiat, çevre ve gündelik yaşam da dikkate alınır. Bu genişleme, sanatın önemini azaltmaz; güzel duyu soruların müze ve kitap sayfalarıyla sınırı olan olmadığını gösterir.
Güzel duyu okumalarına tek bir “en doğru” sırayla başlanmaz. Edebiyat ağırlıklı bir okur için Poetika, kavramları sistemli görmek isteyen biri için İsmail Tunalı’nın Güzel duyu’i iyi bir başlangıç olabilir. Aşağıdaki eserler değişik sorulara kapı açar:
Okuma önerisi: Ilkin ilginizi çeken suali seçin. “Edebî yapıt iyi mi kurulur?” diyorsanız Aristoteles’e; “Beğenimizi iyi mi savunuruz?” diyorsanız Hume’a; “Güzel duyu tecrübe günlük yaşamda da var mı?” diyorsanız Dewey’e yönelin. Bu şekilde bir amaçla okumak, adları ezberlemekten daha oldukça şey kazandırır.
Bir şiiri, öyküyü yada filmi tartışırken şu sorular işe yarar:
Mesela bir öykünün sonunu değerlendirirken yalnızca şaşırıp şaşırmadığınızı söylemeyin. Önceki sayfalarda bırakılan ipuçlarının sonu hazırlayıp hazırlamadığına bakın. Güzel duyu değerlendirme, ilk izlenimi reddetmek değil, onu dikkatli okumayla derinleştirmektir.
Güzel duyu, güzelliğe ilişkin hazır bir ölçü cetveli sunmaz. Bir manzarayı, şiiri yada filmi hangi özellikleriyle algıladığımızı ve onlar hakkında niçin belirli yargılara vardığımızı araştırır. Güzel kadar sarsıcı olanı da; sanat eseri kadar gündelik deneyimi de düşünmemize imkân verir.
Güzel duyu; güzellik, sanat, duyusal tecrübe ve beğeni yargılarını inceleyen felsefe dalıdır. Bir şeyin yalnızca güzel olup olmadığını değil, onu niçin öyleki değerlendirdiğimizi de sorar.
Hayır. Şiir, fotoğraf ve müzik kadar tabiat manzaraları, mimari mekânlar ve gündelik dünyadaki idrak deneyimleri de güzel duyu incelemeye mevzu olabilir.
Hayır. Güzellik, estetiğin mühim mevzularından biridir. Güzel duyu ek olarak yüceyi, çirkinliği, ağlatısal olanı ve eserlerin yarattığı başka tesirleri de inceler.
Kişisel tecrübe ve kültür beğeniyi etkisinde bırakır. Gene de bir yargı, eserdeki somut özellikler gösterilerek tartışılabilir. Öznellik, gerekçe sunmayı gereksiz kılmaz.
Edebiyatta güzel duyu, dilin seçimi ve düzeniyle ortaya çıkan ifade ve tecrübe boyutudur. İmge, ritim, perspektif ve kurgu, anlatılanın okurda iyi mi karşılık bulduğunu etkisinde bırakır.
Güzel duyu, sanatın yanı sıra tabiat ve gündelik yaşamdaki beğeni deneyimlerini de kapsar. Sanat felsefesi daha oldukça sanatın tanımı, sanat eserinin niteliği ve anlamı üstünde yoğunlaşır.
Alexander Gottlieb Baumgarten’ın Aesthetica adlı eserinin ilk cildi 1750’de yayımlandı. Bu, güzellik yada sanat üstüne yazılmış ilk metin değildir; Antik Çağ’da da bu mevzularda mühim eserler vardır.
İvan Gonçarov İvan Aleksandroviç Gonçarov (1812-1891), 19. yüzyıl Rus edebiyatının mühim gerçekçi romancılarından biridir. İnsan…
Satranç, iki oyuncu içinde 64 kareli bir tahta üstünde oynanan, strateji ve düşünme becerisine dayalı…
Radyo Tiyatrosu Bir kapı gıcırdar, uzaktan bir tren düdüğü duyulur. Peşinden telaşlı bir ses sessizliği…
İsmail Dümbüllü İsmail Dümbüllü, orta oyunu ile tulûat geleneğini 20. yüzyıla taşıyan en mühim Türk…
Sessiz Hasta – Alex MichaelidesTür:PolisiyeYazar:Alex MichaelidesYayınlanma Zamanı:2021Yayınevi:Domingo YayıneviISBN:9786051981482KarakterlerAlicia Berenson: Başarı göstermiş bir ressamdır. Kocası Gabriel’i…
Özet Bu yazıda, kamu yönetimi alanındaki temel kitaplar üstüne meydana getirilen tarama sonucunda erişilen sekiz…