Satranç Hakkında Kısa Bilgiler
Satranç, iki oyuncunun beyaz ve siyah taşlarla karşılıklı hamle yapmış olduğu, belirli kurallara dayanan bir masa oyunudur. Oyunda her taşın kendine özgü hareket biçimi vardır. Oyuncular bu hareketleri kullanarak rakibin taşlarını etkisiz hâle getirmeye, kendi şahlarını korumaya ve rakip şahı mat etmeye çalışır.
Satrancı öteki birçok oyundan ayıran temel özellik, oyuncuların tüm taşları ve oyun alanını görebilmesidir. Gizli saklı kartlar, zar yada rastlantısal hamleler bulunmaz. Bu yüzden oyuncunun başarısı büyük seviyede konumu değerlendirmesine ve gelecekte ortaya çıkabilecek ihtimalleri hesaplamasına bağlıdır.
Satrançta yalnızca bir sonraki hamleyi düşünmek kafi değildir. Meydana getirilen hamlenin rakip tarafınca iyi mi karşılanabileceğini ve sonraki aşamalarda ne tür sonuçlar doğurabileceğini de değerlendirmek gerekir.
Satrancın kökeni hakkında değişik görüşler bulunmakla beraber tarih araştırmalarında yaygın kabul, oyunun ilk biçimlerinin Hindistan’da ortaya çıkmış olduğu yönündedir. Günümüzde oynanan satranç ise değişik toplumların katkılarıyla uzun bir gelişim sürecinden geçmiştir.
Satrancın malum en eski öncüllerinden biri, ortalama MS 6. yüzyılda Hindistan’da oynanan Çaturanga (Chaturanga) adlı oyundur.
Sanskritçede çaturanga sözcüğü, dört unsurdan oluşan ordu anlayışıyla ilişkilidir. Bu unsurlar genel olarak piyadeler, süvariler, filler ve harp arabalarıdır.
Çaturanga’daki askerî seviye, günümüzdeki satranç taşlarının tarihsel gelişimi açısından önemlidir. Oyunun bir harp alanını temsil eden yapısı, satrancın stratejik karakterinin de temelini oluşturmuştur.
Sadece Çaturanga’nın tüm kurallarının çağdaş satrançla aynı olduğu düşünülmemelidir. Oyun, değişik coğrafyalarda değişerek bugünkü biçimine ulaşmıştır.
Hindistan’dan İran’a ulaşan oyun, Sasani döneminde yaygınlaşmış ve burada Çatrang (Chatrang) adıyla tanınmıştır.
İran kültüründe satranç, hükümdarlık, harp yönetimi ve düşünsel beceriyle ilişkilendirilmiştir. Oyunun adının ve bazı temel terimlerinin sonraki dillere geçişinde Farsçanın mühim tesiri olmuştur.
Satrançta kullanılan “şah” kelimesi de bu kültürel geçmişin izlerini taşır.
Satranç, İran’ın arkasından İslam hayatına yayılmış ve Arapça kaynaklarda “şatranc” adıyla yer almıştır.
Bilhassa Abbasiler döneminde satranç, saray çevrelerinde ve bilim adamları içinde ilgi görmüştür. Oyunun kuralları, stratejileri ve çeşitli konumları üstüne eserler hazırlanmıştır.
Bu zamanda satranç yalnızca eğlence aracı olarak görülmemiş; dikkat, hesaplama ve düşünme becerisi gerektiren bir uğraş olarak da değerlendirilmiştir.
Satranç, İslam dünyasından Avrupa’ya bilhassa Endülüs ve Akdeniz’deki kültürel ilişkiler yöntemiyle ulaşmıştır. Orta Çağ süresince Avrupa’nın değişik bölgelerinde yaygınlaşmıştır.
15. yüzyılın sonlarına doğru oyunun kurallarında mühim değişimler meydana gelmiştir. Vezir ve filin hareket yeteneklerinin genişlemesiyle oyun hızlanmış, çağdaş satrancın temel yapısı ortaya çıkmıştır.
19. yüzyılda internasyonal turnuvaların düzenlenmesi, satrancın kurumsal bir spor olarak gelişmesini elde etmiştir.
1886 senesinde Wilhelm Steinitz ile Johannes Zukertort içinde oynanan karşı karşıya gelme, ilk resmî Dünya Satranç Şampiyonası olarak kabul edilir. Karşılaşmayı kazanan Steinitz, ilk resmî dünya satranç şampiyonu olmuştur.
20 Temmuz 1924’te Paris’te Internasyonal Satranç Federasyonu (FIDE) kurulmuştur. Bu kurum, internasyonal yarışmaların ve satranç kurallarının düzenlenmesinde temel otorite hâline gelmiştir.
Satranç, Türk kültüründe uzun bir geçmişe haiz olmakla beraber çağdaş anlamda örgütlü satranç faaliyetleri 20. yüzyılda gelişmiştir.
Türkiye Satranç Federasyonunun tarihçe bilgilerine nazaran devletimizde organize satranç emek harcamaları 1930’lu yıllarda adım atmıştır.
Günümüzde Türkiye’de satranç; okullarda, kulüplerde, ulusal ve internasyonal turnuvalarda geniş bir katılımla oynanmaktadır.
Satranç, kolay kurallarla öğrenilebilmesine karşın oldukça derin bir stratejik yapıya haizdir. Aynı taşlarla başlamış olan karşılaşmalar, oyuncuların tercihlerine bağlı olarak birbirinden fazlaca değişik biçimlerde gelişebilir.
Satrancın başlıca özellikleri şunlardır:
Satranç tahtası, sekiz yatay sıra ve sekiz dikey sütundan oluşur. Böylece toplam 64 kare meydana gelir.
Kareler açık ve koyu renkli olacak halde dönüşümlü olarak yerleştirilir. Tahta doğru konumlandırıldığında her oyuncunun sağ alt köşesinde açık renkli bir kare bulunmalıdır.
Satranç tahtasının dikey sütunları a, b, c, d, e, f, g ve h harfleriyle; yatay sıraları ise 1’den 8’e kadar rakamlarla gösterilir.
Bu sistem yardımıyla her karenin belirli bir adı vardır. Mesela e4, d5 ve f6 birer satranç karesini ifade eder.
Oyunun başlangıcında her oyuncunun 16 taşı bulunur. Beyaz ve siyah tarafın taşları sayı ve tür bakımından aynıdır.
| Taşın Adı | Bir Oyuncudaki Sayısı | Toplam Sayı |
|---|---|---|
| Şah | 1 | 2 |
| Vezir | 1 | 2 |
| Kale | 2 | 4 |
| Fil | 2 | 4 |
| At | 2 | 4 |
| Piyon | 8 | 16 |
| TOPLAM | 16 | 32 |
Taşlar başlangıçta oyuncuların kendilerine yakın ilk iki yatay sırasına yerleştirilir. Köşelerde kaleler, onların yanında atlar ve hemen sonra filler bulunur. Ortadaki iki kareye şah ile vezir yerleştirilir.
Vezir kendi rengindeki kareye yerleştirilir. Beyaz vezir açık renkli d1 karesinde, siyah vezir ise koyu renkli d8 karesinde oyuna adım atar. Tüm piyonlar taşların önündeki sırada bulunur.
Satranç öğrenmenin ilk aşaması, taşların hareket özelliklerini kavramaktır. Her taşın değişik bir hareket sistemi bulunur.
| Taş | Hareket Özelliği |
|---|---|
| Şah | Her yöne yalnızca bir kare hareket eder. Tehdit altındaki bir kareye gidemez. |
| Vezir | Yatay, dikey ve çapraz doğrultuda, önünde engel bulunmadığı sürece istediği kadar kare ilerleyebilir. |
| Kale | Yatay ve dikey doğrultuda, önünde engel bulunmadığı sürece istediği kadar kare hareket eder. |
| Fil | Çapraz doğrultuda, önünde engel bulunmadığı sürece istediği kadar kare ilerler. Oyun süresince başladığı renkteki karelerde kalır. |
| At | L biçiminde hareket eder. Bir yönde iki kare, buna dik yönde bir kare ilerler. Öteki taşların üstünden atlayabilir. |
| Piyon | Normalde ileri doğru bir kare ilerler. İlk hamlesinde yolu açıksa iki kare ilerleyebilir. Rakip taşları çaprazındaki bir kareden alır. |
At dışındaki taşlar, hareket ederken başka taşların üstünden geçemez. Bir taş, kendi rengindeki başka bir taşın bulunmuş olduğu kareye de yerleşemez.
Satranç oyununda beyaz taşları kullanan oyuncu ilk hamleyi yapar. Peşinden siyah oyuncu hamle yapar ve oyun sırayla devam eder.
Oyunun temel işleyişi şöyledir:
Oyuncular şahlarını açıkta bırakacak hamleler yapması imkansız. Bu yüzden bir taşın düzgüsel hareket kurallarına uygun ilerlemesi, o hamlenin kesinlikle geçerli olduğu anlamına gelmez. Hamle hem de şahın güvenliğini de sağlamalıdır.
Şah: Bir oyuncunun şahının rakip tarafınca tehdit edilmesidir. Şah tehdidi altında bulunan oyuncunun bu tehdidi ortadan kaldırması gerekir.
Mat: Şah tehdidi altındaki oyuncunun, şahını kurtarabilecek hiçbir geçerli hamlesinin bulunmamasıdır. Mat meydana getiren oyuncu karşılaşmayı kazanır.
Mühim bir detay: Satrançta şah fizyolojik olarak alınmaz. Şah mat edilmiş olduğu anda oyun sonlanır.
Pat, hamle sırası kendisinde olan oyuncunun şahı tehdit altında olmadığı hâlde yapabileceği hiçbir geçerli hamlesinin bulunmamasıdır.
Pat durumunda oyun beraberlikle sonuçlanır.
Şah, mat ve pat arasındaki fark:
Şah bir tehdittir. Mat, şah tehdidinden kurtuluşun bulunmamasıdır. Pat ise şah tehdit altında değilken hiçbir geçerli hamlenin yapılamamasıdır.
Satrançta taşların düzgüsel hareketlerinin haricinde belirli koşullarda uygulanabilen hususi hamleler de bulunur.
Rok, şah ile kalenin aynı hamlede yer değiştirmesine dayanan hususi bir harekettir.
Şah, kaleye doğru iki kare ilerler; kale ise şahın üstünden geçerek derhal tarafındaki kareye yerleşir.
Rok yapılabilmesi için şahın ve ilgili kalenin daha ilkin hareket etmemiş olması, aralarında taş bulunmaması ve şahın tehdit altında olmaması gerekir. Ek olarak şah, rakibin tehlike arzettiği bir kareden geçemez yada bu şekilde bir karede rok hareketini tamamlayamaz.
Rok, şah güvenliğini çoğaltmak ve kaleyi oyuna daha etkin halde katmak amacıyla kullanılır.
Geçerken alma, yalnızca piyonlarla gerçekleştirilebilen hususi bir taş alma hareketidir.
Rakibin piyonu başlangıç konumundan iki kare ilerleyerek sizin piyonunuzun yanına vardığında, belirli konumlarda bu piyonu yalnızca bir kare ilerlemiş benzer biçimde çaprazdan alabilirsiniz.
Bu hak yalnızca rakibin iki karelik piyon hamlesinden derhal sonraki hamlede kullanılabilir.
Bir piyon rakibin son olarak yatay sırasına ulaştığında aynı renkteki vezir, kale, fil yada at taşlarından birine dönüştürülmek zorundadır.
Bu işleme piyon terfisi denir. Oyuncu, daha ilkin alınmış taşlarla sınırı olan değildir; mesela mevcut veziri tahtada dururken ikinci bir vezir de elde edebilir.
Satrançta temel kazanma yöntemi rakip şahı mat etmektir. Bunun yanında oyunculardan biri yenilgiyi kabul ederek oyundan çekilebilir.
Resmî yarışmalarda süre kuralları da sonucu etkileyebilir. Oyuncunun süresi dolduğunda, rakibin geçerli hamlelerle mat yapabilme imkânı var ise oyun süre sebebiyle kaybedilebilir.
Her satranç karşılaşması bir oyuncunun galibiyetiyle sona ermez. FIDE kurallarına nazaran çeşitli durumlarda beraberlik meydana gelebilir.
Aynı konumun beş kez oluşması yada her iki oyuncunun son 75’er hamlesinde piyon hareketi ve taş alma gerçekleşmemesi benzer biçimde durumlarda ise FIDE’nin otomatik beraberlik hükümleri uygulanır. Son hamlede mat gerçekleşmişse mat sonucu geçerlidir.
Satrançta strateji, uzun vadeli bir hedefe ulaşmak için oluşturulan genel oyun planıdır. Taktik ise belirli bir konumda kısa hamle dizileriyle somut bir netice elde etmeye yönelik hesaplamadır.
Mesela rakibin şah kanadında hücum hazırlamak stratejik bir plan olabilir. Bir at çatalıyla aynı anda iki mühim taşı tehdit etmek ise taktik bir uygulamadır.
Başlangıç seviyesindeki oyuncular için bazı temel ilkeler oldukça önemlidir:
Bir satranç karşılaşması genel olarak üç aşamada incelenir:
1. Açılış: Oyunun başlangıç bölümüdür. Oyuncular taşlarını geliştirir, merkez üstünde denetim kurmaya ve şahlarını güvence altına almaya çalışır.
2. Oyun ortası: Stratejik planların ve taktik mücadelelerin yoğunlaştığı aşamadır. Oyuncular hücum, müdafa ve taş değişimleriyle konumlarını geliştirmeye çalışır.
3. Oyun sonu: Tahtadaki taşların mühim bir bölümünün değişildiği aşamadır. Şahın etkinliği, piyonların ilerlemesi ve terfi ihtimalleri büyük ehemmiyet kazanır.
Satranç, oyunculara tanınan düşünme sürelerine ve yarışma biçimine nazaran değişik kategorilerde oynanabilir.
Oyunculara uzun düşünme sürelerinin verildiği satranç türüdür. Derin hesaplama ve detaylı stratejik değerlendirme için daha çok süre sağlar.
Oyuncuların hamlelerini daha sınırı olan süre içinde tamamladığı oyun biçimidir. FIDE’nin süre tanımında süratli satranç, hamle başına ek süreler de hesaba katılarak oyuncu başına 10 dakikadan fazla, 60 dakikadan azca sürelere karşılık gelir.
Oyuncuların fazlaca kısa sürede karar vermesini gerektiren satranç türüdür. FIDE tanımına nazaran oyuncu başına toplam süre, var ise ek süre hesabıyla beraber 10 dakika yada daha azdır.
İnternet üstünden dijital platformlarda oynanan satrançtır. Oyuncular değişik ülkelerdeki rakiplerle karşılaşabilir, oyunlarını inceleyebilir ve bilgisayar destekli analizlerden yararlanabilir.
Tavsiye Site ⇒ Chess.com
Satranç, öğrencilerin düşünme süreçlerini görünür hâle getiren mühim bir eğitim etkinliğidir. Her hamle, öğrencinin bir karar vermesini ve bu kararın sonuçlarıyla karşılaşmasını sağlar.
Satranç etkinlikleri bilhassa şu becerilerin kullanılmasına fırsat verir:
Bununla beraber satrancın bilimsel niteliği olan başarıyı yada genel zekâyı direkt ve kati halde artırdığı söylenemez. Eğitim araştırmalarında pozitif etkisinde bırakır bildirilmiş olsa da bu etkilerin başka derslere ve genel bilişsel becerilere ne seviyede aktarıldığı mevzusunda değişik sonuçlar bulunmaktadır.
Bu yüzden satrancı tek başına bilimsel niteliği olan başarı elde eden bir yöntem olarak değil; düşünme, oyun yöntemiyle öğrenme ve toplumsal etkileşim bakımından kıymetli bir eğitim etkinliği olarak değerlendirmek daha uygundur.
Satranç, tarih süresince yalnızca oyun dünyasında değil, edebiyatta da kendisine yer bulmuştur. Şah, vezir, harp alanı ve hamle benzer biçimde unsurlar; güç, savaşım, irade, alınyazısı ve insan ilişkilerini anlatmak için kullanılabilen sembollere dönüşmüştür.
Bu birlikteliğin dünya edebiyatındaki dikkat çekici örneklerinden biri Avusturyalı yazar Stefan Zweig‘in Satranç adlı eseridir.
Eserde satranç, yalnızca iki oyuncu arasındaki bir yarışma değildir. İnsan zihninin sınırları, yalnızlık, ruhsal baskı ve irade mücadelesi benzer biçimde konuların anlatılmasında mühim bir işleve haizdir.
Eserin mevzusu, kahramanları, teması ve ruhsal çözümlemesi hakkında detaylı informasyon edinmek için Stefan Zweig’in Satranç adlı eserinin özeti ve incelemesi başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz.
Türk edebiyatında “satranç” sözcüğünün bir başka anlamı daha vardır. Satranç, hem de âşık edebiyatında kullanılan aruzlu bir nazım biçiminin adıdır.
Bu nazım biçimi, burada ele aldığımız zekâ oyunundan farklıdır. Aruz ölçüsüyle söylenmesi, iç kafiyeli yapısı ve hususi ezgisiyle halk şiirinin kendine özgü örnekleri içinde yer alır.
Mevzuyla ilgili detaylı açıklamalara Âşık Şiirinde Şekil ve Tür başlıklı yazımızdan ulaşabilirsiniz.
Dünya Satranç Günü her yıl 20 Temmuz’da kutlanır.
Bu tarih, Internasyonal Satranç Federasyonu FIDE’nin 20 Temmuz 1924’te Paris’te kurulmasının yıl dönümüdür.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 12 Aralık 2019 tarihinde kabul etmiş olduğu kararla 20 Temmuz’u Dünya Satranç Günü olarak duyuru etmiştir.
Bu hususi gün; satrancın kültürler arasındaki birleştirici niteliğine, eğitimdeki yerine ve dünyanın değişik bölgelerinde insanların ortak bir oyun çevresinde buluşmasına dikkat çekmektedir.
Satranç, geçmişi Hindistan’a uzanan ve yüzyıllar içinde değişik medeniyetlerin katkılarıyla gelişen evrensel bir strateji oyunudur. Kolay bir tahta ve sınırı olan sayıdaki taşla oynanmasına karşın fazlaca sayıda olasılığı içinde barındırır.
Oyunun aslolan gücü, oyuncuya yalnızca hamle yapmayı değil, hamlenin neticelerini düşünmeyi de gerektirmesidir. Kimi zaman kuvvetli görünen bir hücum başarısızlıkla sonuçlanabilir; kimi zaman de minik bir piyon hamlesi oyunun tüm yönünü değiştirebilir.
Bu yönüyle satranç, çocuklardan yetişkinlere kadar her yaştan insanoğlunun yararlanabileceği bir düşünme ve rekabet alanıdır. Tarihsel geçmişi, kuralları, stratejik derinliği ve kültürel etkisiyle günümüzde de önemini korumaktadır.
Satrancın malum en eski öncüllerinden biri, ortalama MS 6. yüzyılda Hindistan’da oynanan Çaturanga adlı oyundur. Satranç buradan İran’a, İslam hayatına ve Avrupa’ya yayılarak gelişmiştir.
Satranç tahtasında 8 yatay sıra ve 8 dikey sütun olmak suretiyle toplam 64 kare bulunur. Bunların 32’si açık, 32’si koyu renklidir.
Satrançta toplam 32 taş vardır. Her oyuncu oyuna 1 şah, 1 vezir, 2 kale, 2 fil, 2 at ve 8 piyon olmak suretiyle 16 taşla adım atar.
Satrançta ilk hamleyi devamlı beyaz taşları kullanan oyuncu yapar. Sonrasında oyuncular sırayla hamlelerini gerçekleştirir.
Hareket kabiliyeti bakımından en kuvvetli taş vezirdir. Yatay, dikey ve çapraz yönlerde hareket edebilir. Sadece oyunun sonucu açısından korunması mecburi olan taş şahtır.
Şah, bir oyuncunun şahının tehdit altında olmasıdır. Mat ise şahın tehdit altında bulunmuş olduğu ve tehdidi ortadan kaldıracak hiçbir geçerli hamlenin kalmadığı durumdur.
Pat durumunda kazanan olmaz. Şah tehdit altında değilken oyuncunun yapabileceği hiçbir geçerli hamle kalmamışsa oyun beraberlikle sonuçlanır.
Evet. Satranç, internasyonal federasyonu bulunan ve resmî yarışmalarla düzenlenen bir spor dalıdır. FIDE, Internasyonal Olimpiyat Komitesi tarafınca 1999 senesinde internasyonal spor federasyonu olarak tanınmıştır.
Satranç, ufaklıklara planlama, dikkat, karar verme ve sorun çözme süreçlerini deneyimleme fırsatı verir. Ek olarak kurallara uyma, rakibe saygı gösterme ve neticeleri değerlendirme bakımından eğitsel bir etkinliktir.
Dünya Satranç Günü, her yıl 20 Temmuz’da kutlanır. Tarih, FIDE’nin 1924 senesinde Paris’te kurulmasının yıl dönümüdür.
Güzel duyu Nedir? Bir ağıt insanı hüzünlendirirken niçin dönerek dönerek dinlenir? Bir romandaki rahatsız edici…
İvan Gonçarov İvan Aleksandroviç Gonçarov (1812-1891), 19. yüzyıl Rus edebiyatının mühim gerçekçi romancılarından biridir. İnsan…
Radyo Tiyatrosu Bir kapı gıcırdar, uzaktan bir tren düdüğü duyulur. Peşinden telaşlı bir ses sessizliği…
İsmail Dümbüllü İsmail Dümbüllü, orta oyunu ile tulûat geleneğini 20. yüzyıla taşıyan en mühim Türk…
Sessiz Hasta – Alex MichaelidesTür:PolisiyeYazar:Alex MichaelidesYayınlanma Zamanı:2021Yayınevi:Domingo YayıneviISBN:9786051981482KarakterlerAlicia Berenson: Başarı göstermiş bir ressamdır. Kocası Gabriel’i…
Özet Bu yazıda, kamu yönetimi alanındaki temel kitaplar üstüne meydana getirilen tarama sonucunda erişilen sekiz…